MEM BÖLÜM SEKİZ

(BÖLÜM 8 SAYFA 285 DEN 320 KADAR OLAN BÖLÜM)

SAYFA -285 –

1-TARlM

 Ülkeler için günümüzdeki en önemli kaynaklardan biri tarımdır. Ancak bu konuda da küresel güçlerin uyguladığı tarım politikaları sebebiyle, azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin dünya besin kaynaklarından çok az pay aldığını görmekteyiz.Hatta bazı ülkeler açlık sınırına kadar yaklaşmışlardır.Hiç şüphesiz tarım, bir milletin besin ihtiyacını karşılayabilmesi için en stratejik sektördür.
 Geçmişte çok geniş tarım alanlarında elde edilen üretim, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde çok daha az büyüklükteki tarım alanlarında üretilebilmektedir.Ayrıca geçmişte coğrafi nedenlerden dolayı bazı alanlarda yapılamayan tarım, bugün çağ atlamış, çölde veya suda bile üretim yapılabilecek hale gelmiştir.
 Tarım sektörünün makineleşmesi ile birlikte, geçmişe göre az zamanda çok daha fazla iş yapma imkanı doğmuştur. Buna-rağmen azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde artması gereken tarım üretimi, gelişmiş ülkelerin etkisiyle azalmıştır.Oysa gelişmiş ülkeler kendi ülkelerinde ise tam tersine tarımı teşvik etmiş, gelişmesi için her türlü desteği vermiştir.

SAYFA -287 –

Bugün dünyaya baktığımızda, tarım ürünleri açısından sıkıntı çeken ülkelerin, tarıma uygun verimli topraklara sahip ohmasına rağmen, bu toprakları devreye koyabilecek finansmana ve bir modele sahip olmadıklarını görüyoruz.

 Tarıma uygun arazilerin envanteri çıkarılarak,iklim ve toprak özelliklerine göre tarımsal ürün grupları belirlenmeli, coğrafya, iklim, nüfus ile iç ve dış piyasa dengelerini göz önünde tutarak, üretim, miktar, çeşit, nitelik planlamaları ve AR-GE çalışmaları yapılmalıdır.
 Tarıma elverişli devlet arazilerinin uzun vadeli -99 yıl sembolik fıyatlarla tarım köylüsüne tarımla uğraşmak isteyenlere kiraya verilmesi sağlanacaktır.Bu sayede yeni istihdam sağlanacağı gibi, artan üretim sayesinde hem tarımla uğraşan insanımız, hem de devlet kazanmış olacaktır.
 Tarım tek başına bir sektör olarak ele alınmayıp tarıma dayalı sanayi ile birlikte değerlendirilmelidir.
 Devlet tarım kesimini destekleyerek yeni teknolojilerin transfer edilmesini, yatırımların günümüz koşullarına göre yenilenmesini ve yeni yatırım olanaklarının geliştirilmesini sağlamalıdır.
 Hepsinden önemlisi devlet çifrçiye gerekli finansal desteği daha ürününü ekmeden önce vererek, ürettiği ürüne pazar garantisi vermelidir.Adeta çiftçinin görevi üretmek olmalı, pazarlama ile ilgili bir problemi olmamalıdır. Yani bir fabrikada üretim bölümünde çalışan personel nasıl ki pazarlamayı düşünmez, görevi üretmektir, çiftçi de sadece üretmeye odaklanmalıdır.

SAYFA -288 –

Devlet tarım ürünlerinin alım fiyatlarını, üretim maliyetlerini hesaplayarak çiftçiye tatminkâr bir kâr bırakmalıdır. Böylece çiftçinin zarar etmesi gibi bir durum ortadan kalkacaktır.

 Tarım ürünlerinde uygulanacak devlet desteğinin kaynağı para konusunda anlattığımız üzere senyoraj geliridir. Tarım sektörü en az ithalatla en fazla ihracat yapılabilecek bir sektördür. Başka bir ifade ile devletlere en fazla senyoraj geliri elde etme hakkını veren sektörlerin başında tarım sektörü gelmektedir.Dolayısı ile tarım sektörü Milli Ekonomi Modeli’nde emisyon ile sübvanse edilecek ve çiftçinin Atatürk’ün ifadesi ile milletin efendisi olrnası sağlanacaktır.İthal ürünlere karşı yerli üreticinin körunması şarttır. Aksi takdirde ülkemizde halkın %- 34’ünün geçim kaynağı olan tarımda yaşanacak daralma ülke ekonomisinin tamamını etkileyecektir.
 Türkiye’de tarım sektörü, gerek beslenme ve sanayi bakımından gerekse 23 milyon insanın geçimini sağladığı bir sektör olması bakımından ekonomide çok önemli bir yere sahiptir(1).
 Yanlış politikalar neticesinde, tarım kesimine verilen desteklerin kaldırılması hatta tahditlerin getirilmesi, öte yandan ithal ürünlere uygulanan gümrük duvarlarının aşağıya çekilmesi sonucu ülkemizde tarım kesimi tamamıyla bitirilmiştir.Düne kadar tarım ürünlerinde kendi kendine yeterli birkaç ülkeden biri olan Türkiye, şimdi buğdayını bile çok büyük oranda dışarıdan ithal etmektedir.
_________________________
1 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği,
14. 05. 2002, A. A

SAYFA -289 –

Yani kendi çiftçimizi açlığa mahkum ederken başka ülkelerin çiftçilerini zengin etmekteyiz.Üstelik yüklü miktarda cari açık veren ve bu açığı yüksek faizle alınan kredilerle kapatan bir ülke olduğumuz düşünüldüğünde, sadece yabancı ülke çiftçisini finanse etmekle kalmayıp aynı zamanda bu sebepten dolayı yüklü miktarda faiz ödediğimiz görülecektir.

 Ülkemizde tarım kesimi, kişi başına düşen gelir bakımından en yoksul kesimi oluşturuyor. Türkiye’deki toplam yoksul kesimin yüzde 42’si tarım kesiminde çalışmaktadır..
 Tarım kesimindeki yıllık gelir, kişi başına ortalama gelirin üçte biri kadardır(2). Yani Türkiye’de mil yonlarca insan dengesiz değil, yetersiz-beslenmektedir. Acaba bunun nedeni Türkiye’de tarım yapılabilecek toprağın olmaması mı ? Bu sorunun cevabını vemeden önce Hollanda ile bir karşılaştırma yapalım.
 Hollanda 1 milyon hektar alanda tarım yapmakta; Türkiye ise 27 katı daha büyük bir alanda -yani 27 milyon hektar tarım yapmaktadır. Hollanda’da 200.000 kişi tarım yapmakta; Türkiye’de ise bırakın toplam çalışanı, ziraat mühendisi, veteriner, gıda mühendisi, peyzaj mimarı gibi mesleki eğitimi olanların toplamı 200.000 kişi(3).
 Hollanda’da tarim yapan çiftçi sayısı kadar Türkiye’de eğitimli ziraat mühendisi vardır. Bütün bunlara rağmen Hollanda 30 milyar Dolar ihracat yapabilmektedir(4).
__________________________
2 – TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 22, c 14
3 – TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 22, c 14
4 – TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 22, c 14

SAYFA -290 –

Üstelik Türkiye’de ürettiği (Antalya, İzmir, Urfa…) tohumları tekrar Türkiye’ ye satmakta Mesela 1 kg domates tohumunu 25 milyar TL’ye

satın alıyoruz.
 Küresel güçler -Türkiye’de olduğu gibi ürettikleri tarım ürünlerini satabilmek için azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere bir takım tahditler getirmiş ve tarımın o ülkede dışa bağımlı bir hale gelmesini sağlamıştır.
 Gelişmiş ülkeler tarım ve sanayilerini eş zamanlı olarak geliştirdiklerinden biyolojik ve genetik teknolojide ileri noktalara geldiler.Tarımda daha az istihdam ile daha fazla ürün elde ettiler. Ürettikleri tarımsal ürünler, kendi nüfuslarını beslemenin ötesinde, ABD’de hububat dağları, Avrupa’da süt nehirleri ile et buzulları oluştu.
 Tarımsal desteği sürekli artıran bu ülkeler, diğer yandan da bize ve bizim gibi ülkelere “tarıma desteği çekin” diyorlar. Daha önce katma değeri düşük diye “tarım ülkesi olun” diye telkinde bulundukları Türkiye’ye şimdi “tarımdan destekleri kaldırın, doğrudan ve dolaylı destekleme kuruluşlarını özelleştirin, gelişmiş ülkelere pazar olun” demektedirler.
 Milli Ekonomi Modeli tarım sektörünü stratejik ,bir alan olarak görmektedir. Alım garantisi verilerek
en uygun fiyattan tarımsal ürünleri alabilecek fınansman da modelin iç dinamiklerinden yola çıkarak oluşturmaktadır.

SAYFA -291 –

MILLI EKONOMİ MODELİ NDE TARIM:

* Çiftçiden, planlı ve sürekli üretime katıldığı sürece vergi alınmayacak ve ürün alım garantisiyle doğmadan desteklenecektir.
 * Toprağı olmayan köylüye, üretim yapılması şartıyla toprak verilerek üretime katılması sağlanacak.
 * ‘Devlet tarafından ürünün tahmini bedelinin yüz.. de ellisi üreticiye avans olarak ürün ayından altı ay önce peşin olarak ödenecektir.
 * Kuraklık, don, sel gibi doğal afetlere karşı, ürün sigorta sistemi, getirilerek üreticilerin zararları karşılanacaktır.
 * Stratejik öneme sahip tarım sektöründe yerli üretim, ithal ürünlere karşı gümrük duvarları yoluyla korunacaktır.
 * Tarım ürünlerine İMF ve Dünya Bankası dayatmasıyla getirilen tahditler tamamen kaldırılacak,yerli üretimin arttırılması teşvik edilecektir.
 * Çiftçiye devlet tarafindan tohum, fidan, gübre ve ilaç konularında yardım edilecektir.
 * Çiitçilere sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı sağlanacaktır.
 * Türkiye’de tarım alternatifsizdir. Onun için tarım ürünlerine alternatif aramak yerine, tarıma dayalı sa- nayinin kurulması teşvik edilecektir.
 Bu amaçla devlet tarıma dayalı sanayi üzerine yatırım yapmak isteyen girişimcilere proje mukabili sıfır faizli, gerekirse geri ödemesi üretim olarak alınabilecek kredi doğrudan verilecektir.

SAYFA -292 –

* Hükümet, bizzat pazarlama hususunda üreticilemize öncülük edecektir Dünyanın her yerinde pazar bulacaktır. Çiftçinin pazar problemi olmayacaktır

 * Ülkemizdeki tarıma uygun arazilerin envanteri çıkarılacak, iklim ve toprak özelliklerine göre uygun tarımsal ürün grupları belirlenecektir.
 * Tarım tek başına bir sektör olarak değil, tarıma dayalı ilgili sanayi dalları ile bir bütün olarak alınacaktır.Bu amaç doğrultusunda tarım ürünlerinin son mamul haline getirilmesi için entegre sanayi kuruluşları teşvik edilecektir.
 * Coğrafya, iklim, nüfus ile iç ve dış piyasa dengeleri göz önünde tutularak, tarım sektörünün üretim,
miktar, çeşit, nitelik planlamaları ve AR-GE çalışmaları yapılacaktır.
 * Atatürk’ün öncülüğünü yaptığı örnek tarım üretme çiftliklerinde modern tarım teknikleri ve ürün geliştirme yöntemleriyle çiftçiye örnek olacak çalışmalar yapılacaktır.
 * Sanayileşme ve şehirleşmenin tarım arazilerini yok etmesi önlenecektir.
 * Çiftçinin kooperatifleşerek güç birliği yapması desteklenecektir. Kooperatiflere tarımsal alet ve makine desteği verilecektir.
 * Erozyon ve toprak kaybına karşı etkin önlemler alınacaktır.
 * Üretici ile tüketici arasındaki zincir kısaltılarak üreticinin yüksek gelir, tüketiciye ucuz ürün sağlanacak kooperatiflerden bu amaçla istifade edilerek, hal yasası tekrar gözden geçirilecek.

SAYFA -293 –

* Sanayinin hammaddesi olan tarım ürünlerinin “Dar Bölge Kalkınma Modeli”yle, ilgili sanayi kollarıyla entegrasyonu sağlanacaktır.

 * Tarımsal üretim merkezlerine, -maliyetleri azaltmak için ucuz taşıma aracı olan demiryolları. hatları çekilerek etkin kullanımı sağlanacaktır.
 * Eko-stratejik komşularımızla (Orta Asya, Ortadoğu) tarım ihracatına daha fazla önem verilecektir.
 * Yerli gübre üretimine destek verilecektir.
 * Minimum su sarfiyatıyla, yüksek ürün miktarı ve kalite sağlayan modern tarım teknolojileri (damıtma sistemi, hidrolik katkı maddeleri) yaygınlaştırılacaktır.
 * Jeotermal enerji ve güneş enerjisinden istifade edebilen bölgelerde seracılık yaygınlaştırılarak, her mevsim tarım üretimi yapılması sağlanacaktır.
* Yeni su kaynakları bulunarak, tarımın hizmetine sunulacaktır.
* Katma değeri yüksek olan hayvancılığın temel girdi kalemlerinden olan yem ihtiyacının sağlanabilmesi amacıyla, ilgili tarım ürünlerinin yeterli miktarda üretimi teşvik edilecektir.

SAYFA -294 –

 Z – HAYVANCILIK

 Bugün ve gelecekte önemi değişmeyecek konuların başında yeterli ve dengeli beslenme gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında hayvansal ürünler taşıdıkları özellikler nedeniyle vazgeçilmez bir konumdadır. Hayvancılık aynı zamanda yeni nesillerin sağlıklı gelişmesi bakımından, orta ve uzun vadede milletlerin gelişimini etkileyen stratejik bir sektördür.
 Gelişmiş ülkelerin birçoğunda hayvancılık ileri konumdadır. Günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden birisi de kişi başına tüketilen hayvansal ürünler miktarıdır.İnsanlann yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli rolü bulunan hayvancılık sektörü;
 * Ulusal geliri ve istihdamı artırmak,
 * Et, süt, tekstil, deri, kozmetik ve ilaç sanayi dallarına hammadde sağlamak ve dengeli kalkınmaya katkıda bulunmak,
 * Kırsal alandaki açık ve gizli işsizliği azaltmak ve önlemek,
 * Kalkınma ve sanayileşme finansmanını öz kaynaklara dayandırmak,
 * İhracat yoluyla döviz gelirlerini artırmak,
 * Göç olaylarını ve bunun ortaya çıkardığı sosyal sıkıntıları azaltmak ve önlemek gibi önemli ekonomik ve sosyal fonksiyonlara sahiptir.

SAYFA -295 –

Türkiye’de hayvancılık sektörü denildiğinde ilk aklımıza sığırcılık gelir.

 1980’lerin başında Türkiye’de 16 milyon adet sığır bulunuyordu. 1990’larda bu rakam 11 milyona düştü. 2002’de ise toplam sığır sayısı 10 milyona indi. Koyun varlığımız ise 1995 yılında 34 milyon iken, 2002’de bu rakam 25 milyona inmiştir. Dolayısıyla özellikle et ve süt ürünleri üreten firmalar hammadde bulmakta sıkıntı çekmişlerdir. Yaşanan bu sıkıntılar et ve süt sektöründe fiyatları diğer ülkelere göre yüksek düzeye çıkartmış, dolayısıyla fıyatlar yükselince kişi başına düşen et ve süt tüketimi de düşmüştür.
 Milli Ekonomi Modeli diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi, özellikle tarım kesimindeki bakış açısını hayvancılık alanında da korumaktadır.Bugün yanlış politikalar ile bitme noktasına getirilen hayvancılığın yeniden ayağa kaldırılması için öncelikle üreticiye sıfır faizli kredi verilerek gerek yem desteği, gerekse yüksek fıyat alım garantisi ile hayvancılık sektörü desteklenmelidir.
 Devlet bir taraftan hayvancılığın gelişmesi için üreticiye sıfır faizli kredi vererek finansal problemleri aşmalı, diğer taraftan gerekli olan teknik bilgi ve teknelojiyi üreticisi ile buluşturmalıdır. Fiyatların belirlenmesine devlet müdahale ederek etkin rol almalıdır.
 Doğrudan gelir desteği dışında üretim teşvikleri, sigortalar ve islah çalışmaları olmalıdır. ithalata sınırla- malar getirilmeli, kaçak et girişlerinin önü kesilmelidir. Yerli üretici hem yurt içinde, hem yurt dışında desteklenmelidir.

SAYFA -296 –

 Gerek tarım ve gerekse hayvancılıkta devletin yük sek fiyat alım garantisi ile üreticiyi desteklemesi, tüketicinin bu ürünleri pahalı fiyattan elde etmesi anlamına gelmemektedir. Çünkü ürün destek fıyatları piyasa fiyatlarına ilave olarak devlet tarafından finanse edilecektir.

 Örneğin AB’nde et üreticisi, pazarda sattığı her kilo et için devletten ayrıca destekleme ücreti almaktadır. Dolayısıyla üretici, ürününü ister özel sektöre, isterse devlete satsın bu desteklemelerden istifade edecektir.

SAYFA -297 –

 3 – DENİZCİLİK

 Üç tarafı sularla çevrili olan Türkiye’nin bu imkandan yeterince faydalanamadığı ortadadır.Su ürünlerinin ekonomideki yerinin yüzde 4-5’lerde olduğu düşünülürse bu alanda ülkemizin ne kadar geri kaldığı daha iyi anlaşılır. Her tarafımız denizlerle çevrili olmasına rağmen balık tüketimimiz çok düşüktür. Örneğin Japonya’da kişi başına yıllık balık tüketimi 60-70 kilolara kadar varabilirken, Türkiye’de kişi başına gramlar mertebesinde bir balık tüketimi vardır. Bu da denizlerimizden hiç faydalanmadığımızı göstermektedir(5).

 Türkiye’de balık çiftlikleri bugüne kadar hep engellenmiştir ancak iyi değerlendirildiği takdirde büyük verim elde edilebilir. Bodrum’da Salih Adası civarında üretilen levrek ve çipuradan elde edilen gelir yılda 200 milyon Dolar civarındadır. Bu çiftliklerde üretilen balığın büyük bir kısmı Avrupa’ya ihraç olarak gitmektedir.
 Öte yandan bir kilo sığır eti elde edebilmek için yaklaşık 7 kilo yem harcamak gerekiyor. Bir kilo tavuk eti üretebilmeniz için, yaklaşık 3.3 buçuk kilo yem vermeniz gerekiyor.
___________________________
5 – Anadolu Ajansı (AA), 08.06.2004

SAYFA -299 –

Bu balıktaysa bir kilo balık için 1.7, en fazla 2 kilo yem düzeyinde.Ve balığın et verimliliği de yüksek, yani bir kilo tavuktan alacağınız etle kıyaslandığında balığın et miktarı daha fazla.

 Dünyaya baktığımızda, mesela Norveç bir balık ülkesi olmakla birlikte 5 milyonluk nüfusu vardır ve Norveç’in fert başına milli geliri 50 bin Dolardır(6).
 Türkiye yılda 130 bin ton ile dünya balık üretiminde 35.sırada yer alıyor. Dünyanın 2030’da 160 milyon ton balık ihtiyacı var. Avcılık yoluyla elde edilecek miktar 100 milyon ton. 60 milyon ton açık var. Türkiye balıkçılık sektörüne gereken önemi vererek bu pazardan çok ciddi gelir elde edebilir.
 Burada ihtiyaç duyulan finansman desteği devlet tarafından sağlanırken, soğuk hava depoları, ucuz mazot desteği ile balıkçılık sektörü desteklenecek ve deniz ürünlerine dayalı sanayi de bu kapsamda ele alınacaktır.
_____________________
6 – Akın önder, Muğla Su Ürünleri’ Yetiştiricileri Birliği, 19.09.2004. AA

SAYFA -300 –

4 – ORMANCILIK

Orman, ağaç topluluklarının bulunduğu mekan olmasının yanında, başta odun hammaddesi olmak üzere çok değişik ürünler ve hizmetler üreterek topluma fayda sağlayan canlı ve dinamik bir kaynaktır.Ormancılık toplumun orman ürünlerine olan ihtiyacını sürekli olarak karşılamak amacıyla yapılan faaliyetlerdir.

 Ormancılığı bir kaynak olarak diğerlerinden ayıran birçok özelliği vardır.Üretim süresi diğer sektörlere göre daha uzundur.20 yıldan az olmayan üretim süresi bazı ağaç türleri için 200 yıla kadar çıkmaktadır.
 Ülkemizin % 27.22 ’sine tekabül eden 21.188.746 hektar ormanlık alanı mevcuttur.Türkiye’de sadece ısınma amacına yönelik ormanlardan elde edilen yakacak odunun’ enerjisi 3.5 milyon ton fuel-oil ile eşdeğerdir. Ancak ormanlarımızın etkin bir şekilde kullanımından bahsetmek müınkün değildir.Birçok alanda olduğu gibi ormancılıkta da kaynak israfının” had safhada olduğunu görüyoruz. Bir tarafta binlerce hektar orman alanlarımız yangınlarla yok olurken, diğer taraftan bilinçsiz ağaç kesimi yok oluş sürecini hızlandırmaktadır.

SAYFA -301 –

 Ormanı yakacak odun olarak gören zihniyeti bir kenara koyup katma değeri yüksek mamuller üretmek lazımdır. Mobilya ve inşaat sektörünün en önemli temel kaynağı olan ormanları bu sahalarda değerlendirmek temel hedef olmalıdır.

 Türkiye endüstriyel odunda kişi başına 0.252 metreküplük bir üretim yapmaktadır. Bu durum mevcut orman varlıklarımızı orman sanayiinde kullanamadığımızı göstermektedir. Milli Ekonomi Modeli’nde ormancılık ve ona bağlı sanayi kolları da tarımsal ürünlerde olduğu gibi desteklenmektedir. Orman topraktan yetişen ve dışarıdan herhangi bir şey ithal etmeden katma değer üreteceğimiz bir alandır. Tarım ürünleri gibi ele alınıp desteklenmektedir.

SAYFA -302 –

S-MADENCİLİK

Yeraltı kaynakları bir millete ait olan doğal zenginliklerdir. Devletlerin yapması gereken, bu kaynakları milletinin menfaatine millet ile birlikte çıkarmak, işlemek ve satmaktır. Bu kaynakların, ait olduğu ülke menfaatine kullanılmasını istemeyen küresel güçler ıse, bu kaynakları kendi tekellerine almak isterler.

 Bu amaç doğrultusunda o ülkenin ekonomi politikalarına müdahale ederek adeta o ülkenin ekonomik bağımsızlığını kısıtlarlar. Bir ülke, yeraltı kaynaklarını yabancılara çıkarttırıyor ‘ve işlemeden
(ham madde olarak) satıyorsa, bu o millete ait olan yeraltı kaynaklarının küresel güçlere aktarılması demektir(7).
 Çünkü birçok ülke, ihraç ettiği yeraltı kaynaklarını işlendikten sonra 100 hatta 1000 kat daha fazla para vererek tekrar satın almaktadır. Global güçler bu yeraltı kaynaklarının maden işletim haklarını alıp, çıkardıkları madenleri işledikten sonra, bu kaynaklara sahip olan ülkelere kat kat pahalı fiyattan geri satmaktadırlar.
________________________
7 – Bkz. Mustafa Çınkı. Rant Lordlan, Ankara 2004

SAYFA -303 –

Daha önceleri ülkelerin kaynaklarını hammadde olarak satın alıp, işledikten sonra satan küresel güçler, artık direkt olarak maden yataklarını ele geçirerek hammaddeleri de tekellerine almışlardır.

 Göz önünde tutulması gerekli bir başka nokta da şudur ki; maden potansiyelinin değerlendirilmesi, değişken (dinamik) bir süreçtir. Değişen ekonomik şartlar ve teknolojik ilerlemeler yeni kaynakların keşfedilmesine imkan sağladığı için ülke rezervlerinde ciddi değişikliklere yol açabilir.
 Bugün önemli olmayan düşük kalitedeki yataklar, madenciliğin ilgisi dışında kalan doğal zenginlikler yarın cazip hale gelebilir.
 Başka bir ifade ile, “bugünün çöpü, yarının serveti olabilir”.Yeni kaynaklar açısından ülkelerin potansiyelleri çok farklı olabilir ve bu durum madern potansiyellerine göre yapılan ülke sıralamalarını altüst edebilir.
 Küresel güçler, gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelerin sahip oldukları yeraltı kaynaklarının farkına varılmaması için her türlü yolu denemektedirler.Bu ülkelerdeki maden araştırmalarının önünü kesmeye çalışarak, bulunan yeraltı rezervlerini olduğundan az göstermektedirler. Bu kaynakları kendi menfaatleri doğrultusunda kullanabilecekleri ortam oluştuğunda ise, daha önce olmadığı söylenen kaynaklar bir anda açığa çıkar ve bu küresel güçlerin mülkiyetine geçer.

SAYFA -304 –

Bu konuda son dönemlerde çıkartılan kanunlarla birlikte sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynakları, yabancıların kontrolüne geçen ülkemizi Örnek olarak verebiliriz.

 Mustafa Çınkı’nın Rant Lordları kitabında ülkemizdeki yeraltı kaynaklarının nasıl küresel güçler tarafından ele geçirildiğini detayları ile görmek mümkündür (8).Kitaptaki bilgilere göre:
Rio Tinto 30 Maden Arama Ruhsatı Cominco 190 Maden Arama Ruhsatı Yamas 233 Maden Arama Ruhsatı Tuprak 63 Maden Arama Ruhsatı Geomar 3 Maden Arama Ruhsatı Omya 85 ‘Maden Arama Ruhsatı Normandi 149 Maden Arama Ruhsatı
 İsimli yabancı firmaların yanında Magnezit, Eldorado, Anatolia Minerals, Odysf resources, BHP madencilik, Norando, Knauf gibi yabancı firmalarının da ruhsatını aldığı maden yataklanın toprak ölçümü 400.000 kilometrekareyi aşmış durumda.Yani topraklarımızın yarısından fazlası bugün maden ruhsatı adı altında küresel firmaların kontrolünde bulunmaktadır.
_______________________
B – Mustata Çınkı, Rant Lordlan, s. 558.632

SAYFA -305 –

 Türkiye üretim yapılabilecek nitelik ve nicelikteki 50 çeşit maden türüyle, maden rezervleri bakımından belki de dünyanın en zengin ülkesidir.Ülkemizdeki madenlerin değerinin 3 katirilyon Dolar olduğu hesaplanmaktadır. Bu kaynakların birkaç milyar Dolar karşılığı küresel güçlere devredildiği düşünüldüğünde, ülkemizin nasıl bir kuşatma ile karşı karşıya olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

 Türkiye’nin maden kaynakları bir kıtanın maden kaynaklarıyla aynı çeşitlilik ve büyüklüktedir(9). Nitekim yetersiz aramalara karşın bor, mermer, toryum, trona, zeolit, pomza, selestit, perlit gibi madenlerde dünyanın en büyük rezervleri ülkemizde bulunmaktadır. Örneğin dünya bor rezervinin “% 67’si ülkemizdedir. Bilinen altın rezervleri bakımından 6500 ton ile G. Afrika Cumhuriyeti’nden sonra dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Altının yanı sıra, ülkemizin jeolojisi, başta endüstriyel hammaddeler, bakır, kurşun, çinko, gümüş, linyit gibi çok değişik madenler ile ilgili yeni kaynakların bulunmasına elverişlidir. Ülkemiz arama yoğunluğu açısından özellikle geçmişte çeşitli nedenlerle madencilere pek cazip gelmemiş olan skarn yatakları ile son 20-25 yılda ekonomik kaynaklar haline gelen porfıri bakır, epitermal altın gibi düşük tenörlü yataklar açısından yeterince aranmamıştır. Sürdürülecek aramalarla yeni kaynaklar bulma şansı son derece yüksektir
_______________________
9 – Prof. Dr Güven Önal, Akşam, 02. 07 2001

SAYFA -306 –

Madenciliğimizin bugünkü cılız durumunun asıl nedeni, kaynak yetersizliği değil, onlardan yeterince yararlanamayışımızdır. Bulunuşlarının arından onlarca yıl geçtiği halde Siirt-Madenköy bakır-pirit yatağı, Sivrihisar-Beylikahır NTE-toryum-fluorit karmaşık yatağı, Beypazarı trona yatağı, Adana-Aladağ düşük tenörlü krom yatağı, Manisa-Çaldağ nikel yatağı, Hasançelebi demir yatağı ve son olarak yatırımları yabancı şirketlerce yapılmış, finansman, teknoloji, pazar sorunları olmayan işletmeye hazır altın yataklarının varlığı bunun açık kanıtıdır. Zengin kaynaklara sahip olmak yeterli değil, bu kaynakları zenginliğe dönüştürecek maharete de sahip olmak gerekir.

 Shell firmasında 20 yıl genel müdürlük yapmış olan Antony Robinson’un dediği gibi, “Bütün Amerikan ”petrol şirketleri bilir ki, yapılan araştırmalar Türkiye’nin bir petrol denizi üzerinde olduğunu gösteriyor.” Çekilen uydu fotoğraflarıyla da bu tespit edilmekte, bilhassa 5.000 metreden sonra yoğun petrol yatakları görülmektedir. 1980 yıllannda, yabancılarla yapılan petrol anlaşmalarında 5.000 metreye kadar inilmesi planlanmışken, 300 metrede aramalar bırakılmış, petrol bulunan yerlerin de üzerine çimento dökülmüştür. Bugün o çimento dökülen kuyularda yapılan çalışmalarda petrol fışkırmaktadır. Ayrıca Türkiye’de petrol aramak için ayrılan bütçenin çok az olması da, bu kaynakların ortaya çıkınasını istemeyen küresel güçlerin etkinliğinden kaynaklanmaktadır.

SAYFA -307 –

Ayrıca Türkiye krom, uranyum, demir, manyezit, trona, pirofıllit, feldspat barit, kil, kömür, gümüş ve bazı endüstriyel hammaddelerin üretimi ve rezervi bakımından dünyanın söz sahibi ülkeleri arasında yer almaktadır. Bakır, kurşun, çinko, linyit, volfram, boksit, talk, civa, antimuan, kaolen, zımpara, platin grubu, dolomit gibi madenler de mevcuttur.

 Ülkemiz maden potansiyelinin kullanımına dayalı sektörlerin geliştirilmesi, Türkiye’de gelişen sanayi kollarının ihtiyaç duyduğu hammaddelerin dünya piyasaları ile rekabet edebilecek fıyatlarla bu sektörlere verilmesi ve bu kuruluşlar arasında organik bağların geliştirilmesi uluslararası rekabet koşulları dikkate alındığında ülkemizin dış ticareti açısından büyük önem taşımaktadır. Bu konuda ülkemizde var olan ve üretimi yapılan hammaddelerin uzantısında yer alan sanayi kollarının belirlenmesi ve işbirliği olanaklarının oluşturulmasıyla şüphesiz büyük yararlar sağlanacaktır. Ülkemizde farklı sektörlerin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin aramalarının yapılarak rezervlerinin belirlenmesi, kalite iyileştirilmesi gereken ürünler için gerekli teknolojik araştırmalar yapılarak bu tesislerin kurulmasına öncelik verilmesi ve ihtiyaçları doğrultusunda üretim hedeflerinin belirlenmesi gerekmektedir. Ve her şeyden önemlisi bu kaynaklar devlet-millet ortaklığı ile kurulacak şirketler tarafından çıkartılmalı ve işlenmelidir.

SAYFA -308 –

BİLİNEN MADENLERİMİZİN İSİMLERİ:

* ENERJİ HAMMADDELERİ
* Taşkömürü
* Linyit
* Bitümlü şişt
* DEMİRÇELİK HAMMADDELERİ
* Demir cevheri
* Manganez
* GÜBRE HAMMADELERİ
* Fosfat
* Pirit S
* Bor
* Krom
*Manyezit
* DEMİR DIŞI METAL HAMMADDELER
* Bakır
* Kurşun
* Boksit
* Çinko
* SOY METALLER VE NADİR TOPRAK HAMMADDELERİ
* Altın
* Gümüş
* Nadir Toprak

SAYFA -309 –

* ENDÜSTRİYEL HAMMADDELER

* Kaolen .
* Kil
* Bentonit
* Feldspat
* Talk ve Piroüllit
* Kuvars,Kuvarsit
* Silis kumu
* Selestit
* Pomza
* Perlit
* Bant
* Zeolit
* Trona
* Tuz
* Sodyum Sülfat
* Kireç Taşı
* Dolomit
* Alçı Taşı
* MERMER VE YAPI TAŞLARI
* Mermer

SAYFA -310 –

 6-ENERJİ

 Teknolojinin her geçen gün ilerlemesi, enerjiye olan ihtiyacın da günden güne artmasını sağlamıştır. Dolayısıyla enerji kaynaklarının stratejik önemi her geçen gün artmaktadır.
 Şüphesiz enerji kaynakları denince ilk önce petrol ve doğalgaz gündeme gelmektedir. Ayrıca artan enerji ihtiyacını giderebilmek için yeni kaynak arayışları devam etmektedir. Nitekim geçmişte nükleer enerji kullanımından söz edilmezken, bugün bazı ülkeler enerji ihtiyacının belli bir kısmını nükleer eneıjiden elde eder hale gelmiştir. Günümüzdeki alternatif enerji kaynaklarını sıralamak gerekirse;
 A – GÜNEŞ ENERJİSİ : Türkiye’ nin yıllık güneşlenme süresi 2700 saat olup, ülkemiz üzerine yılda 80 Mtep güneş enerjisi düşmektedir(10). Türkiye’de genel olarak güneş enerjisinden sıcak su elde edilmektedir. Halihazırda güneşten, 1 MW /yıl değerinde çok az bir miktarda elektrik üretilmektedir; bu miktar çok azdır. Ülkemizde şebekeden bağımsız güneş pili aydınlatma sistemleri kullanılması ve binalarda güneşten etkin yararlanma (ısıtma–soğutma-elektrik eldesi; güneş mimarisi) sağlanması gereklidir.
___________________
10 – Muğla Ünv. Temiz Enerji Kaynakları Araştırma Geliştirme Merkezi 2005 yılı Etkinlikleri, Oturum 6.

SAYFA -311 –

 Dünyada her geçen gün yaygınlaşan güneş evi ve sera uygulamalarından yararlanılmalıdır. Güneş enerjisinden, güneş termik santralleri ve güneş pilleri ile doğrudan elektrik elde edilmektedir, Güneş pillerinin ticari uygulamaları başarıya ulaşmıştır. Anadolu, güneş enerjisi için önemli bir potansiyele sahiptir; bu enerjinin uygulamasının arttırılması enerji kaynak sorununun çözümüne destek olacaktır. Bu tür enerji kaynakları tükenmeyen enerji kaynağı grubunda yer alır.

 B-NÜKLEER ENERJİ: Gelişmiş ülkeler, top lam elektrik üretimlerinin büyük bir bölümünü nükleer enerji santrallerinden karşılamaktadır Fransa, Belçika, Tayvan gibi ülkeler ürettikleri elektriğin%50’ den fazlasını İsveç, İsviçre, Finlandiya, Bulgaristan ve Almanya ıse ürettikleri enerjinin takriben 1/ 3 ’ünü nükleer santrallerden sağlamaktadır(11). Nükleer santraller aleyhine ileri sürülen uydurma veya abartılmış iddiaların hedeflerinden biri de gelişmekte olan ülkelerin nükleer silah teknolojisine sahip olmamasıdır. Ayrıca nükleer santraller tüm enerji sistemleri içinde en az riskli olanıdır.
 Türkiye’de nükleer enerji konusunda uzun süreden beri bazı çalışmalar yapılmaya çalışılmış ancak bu çalışmaların hiçbirinde yol alınamamıştır. Türkiye nükleer enerji konusunda hem ham’ madde yataklarına, hem de yeteri kadar bilim adamına sahip olmasına rağmen henüz bir nükleer enerji santraline sahip değildir.
_________________
11- www gantep. edu .tr/mmp/ 8458/ bilim. html

SAYFA -312 –

C-R ÜZ GAR ENERJİSİ: Fosil yakıt kaynaklarının sınırlı oluşu ve çevresel sorunlar nedeniyle, yenilenebilir enerji kaynakları tüm dünyada giderek artan bir ilgi ile karşılanmakta ve enerji gereksiniminin karşılanmasında önemli bir yer işgal etmektedir.

Pek çok ülke 2010 yılında elek-trik enerjisi gereksinimlerinin “ %10’unu rüzgar enerjisinden karşılamayı planlamaktadır. Bu nedenle, pek çok ülke ulusal programlar ve teşvikler uygulayarak rüzgar enerjisi teknolojisini geliştirmeye çalışmaktadırlar. Rüzgâr enerjisi, doğada serbest bir halde ve bol olarak bulunmakta, enerji kaynağı çeşitliliği yaratmaktadır. Bunun yanında dışa bağımlı olmayan temiz bir enerji kaynağı olmasından dolayı da çok hızlı gelişmektedir. Ülkemizde uygulamaları 1998 yılında başlayan rüzgar santralleri küçük ölçeklidirler. Şu anda, toplam kurulu gücü 17,4 MW olan iki santral “Yap-İşlet-Devret” modeliyle üretim yaparken, toplam kurulu gücü 1,7 MW olan bir diğer santral “otoprodüktör” statüde üretim yap-maktadır. Bu santrallerden üretilen yıllık elektrik enerjisi de yaklaşık 54 mily0n kWh’dır ve toplam üretim içerisinde çok küçük bir orana karşı gelmektedir. Neticede bugüne kadar Türkiye bu enerji kaynağından istifade edememiştir. Ülkemizde âtıl bekleyen rüzgâr eııerjisi potansiyeli: en az 75 milyar kWh olduğu tespit edilmiştir.
SAYFA -313-

Görüldüğü gibi ülkemiz bu enerji kaynağı bakımından çok zengin imkanlara sahiptir. Bunun en iyi örneklerinden biri, Avrupa. Birliği ülkelerindeki ‘ rüzgar enerjisi potansiyelini belirlemek için 200’den fazla yerde kurulan uygun meteoroloji istasyonlarının 10 yılı aşan verileri sonucu oluşturulan Avrupa Rüzgâr Atlası’dır. Bu Atlas, Ege Denizi Ve buna komşu kıyılarda yüksek rüzgar enerjisi kapasitelerinin varlığından bahsetmektedir. Ülkemizin özellikle Ege Denizi’ne kıyısı olan batı bölgelerinde yapılan rüzgar ölçümleri bu potansiyeli doğrulamaktadır. Ayrıca Sinop’ta yapılan araştırmalar da bu ilimizin yüksek rüzgar enerjisi potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir( 12).

 D-JEO TERMAL ENERJİ: Dünyada jeotermal zenginliği ile yedinci sırada yer alan Türkiye, jeotermal potansiyeli ile toplam elektrik enerjisi ihtiyacının(13). % 5’ini, ısıtmada ısı enerjisi ihtiyacının %30’unu karşılayabilecek imkana sahiptir.Ancak bunların ağırlık ortalaması alındığında, jeotermal potansiyeli Türkiye’nin enerji (elektıik+ısı enerjisi) ihtiyacının %14’ünü karşılayacak potansiyele sahiptir(14).
Toplam jeotermal potansiyelimizin (2000 MWe, 31500 MWt) elektrik üretimi, şehir ısıtma, soğutına, sera ısıtma, termal tesis ısıtma, kaplıca kullanımı, kimyasal maddeler üretimi, sanayide kullanım vb. uygulamalarda tam değerlendirilmesi ile sağlanacak ‘ hedef yıllık net yurtiçi katma değeri 20 milyar USD civarındadır.
_________________________
12-Eleklrik Mühendisleri odası dergisi sayı 451
13- Bkz.Türklye Jeotermal Derneği, www.jeotermaI-dernegi.org.tr 14Bkz.Türkiye Jeotermal Derneği, www.jeotermal-dernegî.org.tr

SAYFA -314 –

Ülkemizde jeotermal kaynak potansiyelimizin ancak %3 ’ü değerlendirilmektedir.

İZMİR 220 000 Konut
DENİZLİ + CİVARI 90 000
BURSA 75 000
BALIKESİR-ı-CİVARI 55 000
AFYON+ CİVARI ‘ 55 000
AYDIN 60 000
MANİSA + TURGUTLU 46 000
BOLU + CİVARI . 38 000
KÜTAHYA + CİVARI 37500
ÇANAKKALE + CİVARI 35 000 SAKARYA-AKYAZI-KUZULUK 31 500
NAZİLLİ ‘ 30 000
ERZURUM 25.000
SALİHLİ 24 000
ŞANLIURFA + SİVAS 20 000
DİKİLİ+BERGAMA 15 000
ALİ AĞA 10 000
KIRSEHIR 10 000
 Diğer Yerleşim Birimleri Toplarm 68 000
GENEL TOPLAM ‘ ‘945 BİN KONUT
(6515MWt)
 FUEL-OİL (KALORİFER 3 Milyon Ton YAKIT TASARRUFU (1 Milyar 150 ‘ Milyon USD/Yıl)

SAYFA -315 –

 Türkiye’de jeotermal enerji ile ısıtılabilecek potansiyel yerleşim birimlerinin teplamının meydana getirdiği 945 bin konutluk kapasite, sadece şehir ısıtmasına yöneliktir. Sera ve kaplıca ısıtma, soğutma, endüstriyel kullanım, mineral eldesi, balık üretimi vb. için kullanılabilecek enerji bu değerin dışındadır.

 E-BİOMAS ENERJİ: Her türlü artık madde karbon içermekte, yakılınca enerji vermektedir. Ağaç, bitki, insan ve hayvan dışkısı, tahıl sapı, su yosunu gibi artık maddeler önemli miktarlarda enerjiye ‘sahiptir. Çevreyi kirleten atıklar yakılarak, hem çevre temizlenebilmekte, hem de enerji (ısı ve elektrik) elde edilebilmektedir. Yapılan araştırmalar biomas üretimi ile yılda 75 milyar ton veya günde 1500 Trıilyon varile eşdeğer bir enerji elde edilebileceğini göstermiştir. Bu miktar dünyanın yıllık enerji tüketiminin yaklaşık 10 katıdır. Organik maddelerin enerjisinin güneşten geldiği ve her yıl yenilendiği dikkate alınırsa, tükenmeyen ve yenilenebilir kaynak olduğu kolayca görülür. Birçok ülkede biyogaz üretilmektedir. Ancak en yaygın üretimi 4 milyon metreküp ile Çin gerçekleştirmiştir. Biyogaz üretiminde Türkiye çok büyük bir potansiyele sahiptir. 1 kg yaş gübreden 50 lt biyogaz üretildiğine göre, Türkiye’de yılda teplam 3 milyar metreküp gaz üretilebilecek potansiyel olduğu tahmin edilmektedir. Bu, 2.3 milyon ton taşkömürüne eşdeğerdir. Diğer organik atıkların de değerlendiril- mesiyle birlikte Türkiye’nin toplam biyogaz potansiyeli 26 milyar m3 olarak tahmin edilmektedir.

SAYFA -316 –

 F – AKENTI ENERJİSİ: Türkiye’ de mevcut su potansiyelinin ” %30’u kullanılmakta “%70’i ise kullanılmamaktadır. DSİ verilerine göre; Türldye’de planlanan 485 adet santralin 108 adedi çalışmaktadır. Türkiye’nin ekonomik su potansiyeli 123 milyar kWh’tır, barajlar yapılırsa bu rakam teknik olarak 216 milyar kWh’a yükseltilebilir. Türkiye; kullandığı bu %30 su potansiyelinden 2000 yılında tüketilen elektriğin %40’ını elde etmiştir. 2000 yılı elektrik tüketimine baktığımızda 118 milyar kWh (kilowat saat) olduğunu görürüz. Türkiye’nin âtıl bekleyen su potansiyeli karşılığı elektrik enerjisi ise 76 milyar kWh ’tır. Büyük santraller yerine nehirlerin üzerine ufak ufak birçok santraller yapılarak her ilin enerji ihtiyacı en yakın nehir üzerine yapılan santraller ile karşılanabilir. Böylece enerjinin nakledilme maliyeti azalırken ufak çaplı birçok barajın varlığı hem çevreye zarar verilmesini engellemekte, hem de olası dış saldırılarda, doğal afetlerde ülkenin enerji ağına zarar verilmesi zorlaşmaktadır.

 G-DALGA ENERJİSİ: Dalga enerjisi üzerine süren çalışmalar, petrol krizleri sonrasında daha da artmış, uygulamalar 90’lı yıllarda önem kazanmıştır. Çevresel avantajları ortada olan dalga enerjisinin, yatırım maliyeti diğer yenilenebilir kaynaklara göre daha yüksektir. İngiltere, İrlanda, Norveç ve Portekiz gibi ülkelerde dalga enerjisinin önemi anlaşılmış; santraller kurulmuş, devlet desteği ile pilot çalışmalar başlatılmış ya da enerji planlamalarında kısa vadede hedef olarak konu yer almıştır.

SAYFA -317 –

Marmara Denizi hariç, Türkiye’nin açık deniz kıyı Uzunluğu 8210 km civarındadır. Turizm, balıkçılık ve kıyı tesislerinin haricinde, kullanıma uygun beşte birlik kısımda 18.5 TWh/yıl düzeyinde bir dalga enerjisi elde edilebileceği hesaplanmıştır. Dalga enerjisi, Türkiye’nin uzun vade enerji plan-programları içinde yer alabilecek önemli bir seçenektir.

 H – YAKIT HÜCRELERİ: Dünyada karbondioksit miktarındaki artış, sera etkisi ve iklim değişiklikleri sonucu gelinen son durum göstermektedir ki, geleceğin en önemli yakıtı hidrojen, geleceğin yakıt teknolojisi ise yakıt pilleri olacaktır. Hidrojen alışılagelmiş-birincil yakıtların tümüne alternatif olarak doğrudan yakılarak veya yakıt pillerinde elektriğe dönüştürülerek kullanılabilir. Avrupa Birliği’nin hidrojen ve yakıt piline bakışını inceleyecek olursak; Avrupa’nın Amerika ve Japonya’dan önce hidrojen enerjisine geçmesinin Avrupa’ya büyük teknolojik ve ekonomik avantajlar sağlayacağı öngörülerek gerekli AR-GE çalışmaları için kullanılmak üzere ilk beş yıl için 5 milyar Euro ayırdığı görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gelişmeler incelendiğinde hidrojenli otomobillerin geliştirilmesi için 1.7 milyar Dolarlık bir proje başlattığı ve ardından da kömür ve hidrokarbon tipi yakıtlardan ucuz hidrojen üretimi içinde 1.2 milyar Dolar fon ayırdığı görülmektedir. Gerek Japonya ve İzlanda başta olmak üzere, tüm dünyada hidrojene verilen değer ve üzerinde yapılan çalışmalar daki artış gözle görülmektedir.

SAYFA -318 –

Türkiye hidrojeni enerji planlamaları içine en kısa zamanda almalıdır. Bu konu için araştırma-geliştirme alt yapımız uygun olup, ülkemizde İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Universitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ nde bu konuda uluslararası boyutta çalışmalar gerçekleştiren saygın bilim adamları vardır. Kurulan Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü ve kurulması hedeflenen Ulusal Enerji Enstitüsü ve Ulusal Su Enstitüsü hidrojen enerjisinin ülkemizde yerinin belirlenmesi ve konuya verilen önemin artmasında Önemli bir rol oynayacaktır. Hidrojen eksenli yakıtların kullanılmasında en önemli madde hidrojen bor hibrid’dir. Ülkemizin bor rezervlerinde dünya birincisi olduğu dikkate alındığında yakın gelecekte pet-rolün yerini alacak olan hidrojen eksenli yakıtlarda açık farkla önde olduğumuz görülecektir.

 Dünyada var olan enerji kaynaklarını ele geçirmek ve söz sahibi olmak için devletler birbirleriyle ciddi mücadeleler vemektedir. Global güçler enerji kaynaklarının kontrolünün kendilerinde olmasını istemekte, bu konuda milletlerin kendilerine bağımlı olmaları için çalışmaktadırlar. Örneğin bu güçler bir taraftan nükleer enerjiyi kullanırken, diğer taraftan bu enerjiyi kullanmak isteyen diğer ülkelerin de önünü kesmektedirler.
 Enerji ekonomik ve sosyal kalkınmanın motor gücüdür. Enerji, sanayide kullanılması zorunlu olan bir ana unsur ve toplumun hayat seviyesini yükselten bir itici güçtür.

SAYFA -319 –

Bu nedenle enerji, zamanında, yeterli, kaliteli, düşük maliyetli olarak sanayinin ve sosyal hayatın hizmetine sunulduğunda; hem refahın yükseltilmesi sağlanmış olur, hem de yerlisanayinin dış pazarlarda rekabet gücü artar. Dolayısıyla her milletin milli bir enerji politikasının olması şarttır. Aksi takdirde bu gücü elinde bulunduranlara bağımlı olunur ki, bu da ekonomik ve siyasi bağımsızlığın tehdit altında olması demektir.

 Enerji aynı zamanda üretimin bir fonksiyonudur. Yani üretim maliyetleri arasında yer alır. Dolayısıyla enerji politikaları ekonomileri direkt olarak etkiler. Enerjiyi ucuza kullandıran ülkelerde, üretilen ürünlerdeki enerji maliyeti düşük olduğundan firmaların rekabet gücü daha fazladır. Ayrıca halkın enerji kullanımına harcadığı para azal’ dıkça, bunun yansıması olarak tüketim kabiliyeti . de artacaktır.Maliyet enflasyonunun önüne geçilimesi için maliyeti oluşturan kalemlerde fiyatların aşağı çekilmesi gereklidir. Enerji giderleri üretim maliyetinde çok ciddi. yer tutan bir kalemdir.
 Milli Ekonomi Modeli’mizde sadece tüketici kesim desteklenmeyecek, aynı zamanda üretici kesim de hem faizsiz krediler ile, hem de ücretsiz enerji desteği ile sübvanse edilecektir.

SAYFA -320 –

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla