Kutsal topraklardan kalan anılar-I

Kutsal topraklardan kalan anılar-IBir Hatıra

25.04.2019
Asude Havuzlu
Şükürler olsun, geçtiğimiz hafta bir umre ziyareti yapmak nasip oldu kutsal topraklara. Allah (c.c.) tüm isteyenlere nasip etsin. Bizlere de tekrarını inşaallah.
Rüya gibi geldi geçti desem yanlış olmaz. Dolu dolu geçti ama çarçabuk geçti. Hep derlerdi asıl geldikten sonrası zor diye, doğruymuş. İnsan geldiği anda özlemeye başlıyor oraları. Yarın ‘Haydi, gidiyoruz!’ deseler, koşa koşa giderim.
Aslında muhabbetli olduğu kadar yorucu ve meşakkatli bir ibadet. Güç gerektiriyor. Çünkü çok yürüyorsunuz, kalabalığın içinde ciddi bir mücadele gerektiriyor. O yüzden gençken gitmeye çalışmak lazım. Gücümüz kuvvetimiz yerindeyken. Ama bir kere gidince de insan hep gitmek istiyor. Neyse ki tekerlekli sandalye gibi imkanlar da var yaşlı ve hastalar için. Zaten İmam Ali Efendimiz: ‘Güç yetiren her ay bir umre yapabilse yeridir, yetiremeyen her yıl bir umre yapsa iyidir’ buyurmuştur. Ben bu sözün ne kadar yerinde olduğunu orada anladım. Çünkü öyle bir manevi havaya giriyorsunuz ki adeta kendinize format atıyorsunuz.
Burada öyle bir koşuşturma içerisindeyiz ki sürekli bir hay huy. Bu esnada ne kendimize vakit ayırabiliyoruz, ne de tefekkür edip bir şeyleri sorgulayabiliyor ne nefis muhasebesi yapabiliyoruz, ne de ibadetlerimize yeterince önem verebiliyoruz. Maalesef ki böyle yaşayıp gidiyoruz. Ama orada ibadet, dua, iç hesaplaşma gündeminizde birinci sıraya oturuyor. Ve aslında buna ne kadar ihtiyacımız olduğunu işte o zaman anlıyoruz. Bu hissiyat ne kadar sürer bilmiyorum ama dünya gailesi insanı çok fena içine çeken bir şey. O halin üzerimizden gitmekte olduğunu fark edince sanırım tekrar bir umre yapıp yeniden formatlanmak iyi olur.
Kafile olarak önce Medine’ye gittik. Peygamber Efendimizi ziyaret ettik. Medine gerçekten huzur dolu bir şehir. Sakin, sessiz… Ravza’nın bahçesinde binlerce Müslümanla saf tutup namaz kıldık. Aynı secdeye eğildik. Oralarda oturup beklerken yanımızda getirdiğimiz yiyeceği paylaştık. Tanıştık, anlaşabildiğimiz kadar sohbet ettik. Endonezya’dan gelen de vardı, Fas’tan gelen de, Afganistan’dan gelen de vardı, Malezya’dan gelen de. Türkmenistan, Azerbaycan, Arakan, Pakistan, Hindistan, Somali… Yetmiş iki millet orada bir arada, aynı secdeye gidip aynı anda aynı duaları okurken, neden ülkelerine döndüklerinde düşman oluyorlar, neden savaşıyorlar, neden birlik içerisinde olamıyorlar diye sormaktan kendimi alamadım. Orada nasıl da kardeş gibiydik. Bir kez daha inandım ki mesele insanlar değil, yönetenler ve tabi yönetenleri yönetenler…
Medine’den ilginç bir anekdot. Ravza’nın her yeri yağmur gibi yağmış simsiyah çekirgelerle doluydu. Ama ne kadar çok olduklarına inanamazsınız. İlginç olan ise dışarı adımınızı atıp caddeye çıktığınızda bir tane bile olmaması…
Araplar maalesef ki özellikle kadınlar için Ravza ziyaretini bir işkence haline getirmişler. Kadınlar günün sadece belli saatlerinde ziyaret yapabiliyorlar. Belli demek yanlış olur aslında belli olmayan saatlerinde, çünkü girişlerde bulunan ekranlarda ilan ettikleri saatlerde açmıyorlar. Bekliyorsunuz, bekliyorsunuz bazen bir saat sonra açıyorlar, bazen açılmayacak deyip, yarım saat sonra açıyorlar. Son derece keyfi bir uygulama var.
Kadın polisler sürekli bağırıp, azarlıyorlar. Bekleyip bekleyip de kapı açılınca koşa koşa gidip yine bir paravanın arkasına geliyorsunuz, bu sefer de orada başlıyor bekleme işi. O kapı da açılıp bir sonraki kapıya geldiğinizde orada da bir süre bekleyip içeri giriyorsunuz. Ama her şeye değer… Bolca salavat getirmek lazım oralarda beklerken. Çünkü orası her ne kadar bir mezar ziyareti gibi görünse de Peygamber Efendimizin (s.a.a.) verdiğimiz selamları aldığını ve bizden haberdar olduğunu biliyoruz. Ravza dediğimiz yer aslında evi. Tabii çok yoğun döşenmiş parmaklıkların arkasından pek göremiyoruz ama orada defnedilmiş. Evin ön kısmı ‘Cennet’ dedikleri Resûlullah’ın namaz kıldırdığı, hutbe verdiği yer. Orada iki rekât namaz kılmak istiyor herkes ama ciddi izdiham var. Bazıları secde edecek yer olmadığı için ayakta ima ile kılıyorlar. Ama çok muhabbetli bir ortam olduğunu söylemek gerek.
Ravza’nın bahçesinde Yeşil Kubbe’den ilerleyip birkaç yüz metre yürüyünce Cennet’ül Baki denen yer çıkıyor karşınıza. Orada Hz. Fatıma’nın da mezarı bulunuyor. Tabi yeri belli değil. Çünkü Araplarda mezar taşı koymak, ya da yerini belirlemek diye bir şey yok. Dümdüz arazi. Yine duvarla çevrili. Erkekler rahat girebiliyor ama kadınlar için çok zor. Genelde duvarın arkasından okuyabiliyorsunuz. Ama Hz. Fâtıma öyle büyük bir insan ki muhabbeti oradan da sarıyor sizi. Allah (c.c.) şefaatinden ayırmasın.
Bir de Uhud Şehitliği ziyaretimiz oldu Medine’de. Peygamberimizin amcası Hz. Hamza’nın, Hz. Musab bin Umeyr’in de mezarlarının bulunduğu yer. Her ikisi de İslam tarihinin çok önemli kişilikleri ve örnek Müslümanlar. Onların ruhuna Fatihalar okuduk. Orada bir de pazar kuruluyor. Halktan insanlar bir şeyler satıyorlar. O pazardan alışveriş de yaptık. Tesbih, hurma, hediyelik bir şeyler aldık.
İkinci gece bir kez daha Ravza ziyaretinde bulunup Peygamber Efendimizden müsaade aldık, onunla vedalaştık. Tekrar ziyaret edebilmek için dualar ettik. İki gün kaldığımız Medine’den hareket vaktimiz geldiğinde biraz buruk, biraz heyecanlı otobüsümüze bindik. Erkekler ihramlarını giyip de çıktılar yola. Bizim zaten giysilerimiz ihram sayıldığından işimiz daha kolaydı. Ve Mekke yolculuğumuz başladı…
Yarın da Mekke’yi anlatalım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla