Karanlık 2010 referandumunda başlamıştı

09.04.2019
2010 referandumunu hatırlayan var mı? Hani bugün lanetlenen, o gün ise “elimden gelse ölüleri diriltir, evet dedirtirdim” diyen F. Gülen’in çılgınca alkışlandığı referandum süreci.
Hatırladınız mı?
AKP, ‘yetmez ama evet’ sloganı ve Erdoğan’ın; “12 Eylül ile yüzleşmek için, 12 Eylül üzerindeki dokunulmazlık zırhını kaldırmak için ‘Evet’ diyoruz’ söylemleriyle yine milletin bam teline oynuyordu.
CHP, evet değişime ihtiyaç var ama bu iş AKP ile olmaz, mantığıyla hayır, diyordu. Haliyle particilik anlayışıyla ‘hayır’ kampanyası tutmadı, tutmaz da.
MHP lideri Devlet Bahçeli ise CHP’den daha cesurca bir duruş gösteriyor ve ‘referandum paketinin uzlaşmadan uzak, yabancı dayatması ve parti anayasası’ olarak yorumluyordu.
Tabi Erdoğan’ın dünün acıları üzerine kurguladığı arabesk siyaset mantık ve söylemleri karşısında geleceği göremeyen CHP ve MHP, milletimize bu referandumda neyi oylayacağımızı, ortaya çıkacak neticenin Türkiye’nin siyasal ve sosyal yapısında neler değiştireceğini anlatamadılar.
Gerçi bugün geldiğimiz noktada CHP ve MHP’nin böyle bir dertlerinin olmadığı ortaya çıkmıştır.
Baksanıza! MHP bütün varlığını AKP’yi ayakta tutmaya adamış, ötesinde son adımıyla federasyon sistemini dile getirmiştir.
CHP ise hala o sığ, milletin tamamını kuşatamayan söylemlerine devam ediyor.
* * *
Evet, F. Gülen’in ‘mezardakileri bile diriltip ‘evet’ dedirtelim’, Erdoğan’ın, ‘darbe anayasasından kurtulacağız, güzel günler görmek istiyorsanız ‘evet’ deyin’ çağrısı yaptığı, CHP ve MHP’nin acziyet içerisinde kaldığı günlerde tek bir ses ‘hayır’ diyordu.
BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş, bu referandumla ülkenin demokratik krallığa doğru götürüleceğini açıklıyordu.
BTP’den tüm medya organlarına, siyasi partilere bu referandumun maddeleri ve ortaya çıkaracağı sonuçlar hakkında hazırlanmış 57 maddelik raporlar gönderildi, meydanlarda milletimize anlatıldı.
Eylül 2010 tarihinde BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş İstanbul’da yaptığı konuşma bu 57 maddenin özeti şeklindeydi.
Prof. Dr. Haydar Baş şöyle diyordu:
“Referandumda anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi halinde Türkiye demokratik bir krallık şekline bürünecek.
Bizim sistemimiz, rejimimiz kuvvetler ayrılığı ilkesine göre tanzim edilmiştir. Bu ne demektir? Yasama bağımsızdır, yürütme ve yargı bağımsızdır.
Yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığı sisteme kuvvetler birliği sistemi denir. Bu krallıktır, saltanattır ve padişahlıktır.
Şimdi gelelim bu anayasanın içindeki maddelere… 1982 anayasasından tamamı alınmış, bir kaç tane cilalı cümle eklenerek hepsi olduğu gibi kabul edilmiş.
Fakat onlardan farklı iki tane temel madde bunlara ilave edilmiş. Neymiş bu fark? Yasama ve yürütme maddeleri aynen olduğu gibi halini muhafaza ediyor.
Yargıya ait kurulları da çok enteresan bir ustalıkla cımbız gibi çekerek Türk toplumunu demokratik bir krallık dönemine sevk etmeye çalışıyorlar…
Bizce, ülkemizin yeni bir sisteme değil, demokratik, laik cumhuriyetin devamını sağlayacak birliğe ve bütünlüğe ihtiyacı vardır.
Herkesi Türk, Kürt, Laz, Çerkez ayrımına sebep olmayacak bir yaklaşımla kucaklamaya, milletimizle ordumuzu kaynaştırmaya, Alevi-Sünni-Caferi demeden bir kabul etmeye mecburuz.
Varlığı bir asra uzanmamış genç Cumhuriyet ancak böyle devam edebilir. Devletin başı, Cumhurbaşkanı da bu bakış açısına sahip olmak zorundadır.”
* * *
9 yıl geçti aradan. Geldiğimiz noktayı senelerce AKP politikalarını öven yazılar yazan Ahmet Taşgetiren özetledi:
“1960, 70, 80 darbesini, 28 Şubat sürecini yaşadım. Kendimi hiç bu kadar baskı altında hissetmedim.” (bu yazısından sonra gazetesinden kovuldu)
9 yıl bir tarafa son 4 ayda yaşanılanlar ülkemizin nasıl bir yönetim anlayışıyla idare edildiğinin ispatıdır.
Seçim sürecinde İçişleri Bakanı partisi için oy topluyor, diğer partilere yetkileri ve kolluk kuvvetleri üzerinden açıkça tehdit ediyor.
Cumhurbaşkanı’nın dilinden terörist, hain, zillet lafları düşmüyor.
Devletin kanalı TRT iktidar partisinin sesi olmuş. Devletin ajansı AA açıkça ’emrindeyim AKP’ diyor.
Bu süreçte yüzlerce kez halkı kin ve düşmanlığa sevk etme, tehdit, şantaj vs. gibi olayları tüm Türkiye izledi.
Ama kolluk kuvvetleri ve yargı mensupları kanunların kendilerine verdiği yetkiyi kullanamadı. Korkuyorlar.
Kısaca ortada demokratik korku rejimi var.
Akın Aydın / diğer yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla