İcmal’in Aralık sayısı-I

İcmal’in Aralık sayısı-I

20.12.2018
Kırkıncı olgunluk yaşına doğru adım adım ilerleyen İcmal Dergisi’nin her sayısı bir öncekinden daha dolu ve daha profesyonelce yayınlanıyor.
İcmal’in doğuşuna şahit olmuş ve emekleme yıllarını da beraber yürümüş olan bizim kuşak için elbette İcmal’in bir dergiden öte daha özel anlamı ve yığın yığın hatıraları var.
İcmal’in her yeni sayısı elimize geldikçe ’83 Eylülünde ilk sayısı ile karşılaştığımızda duyduğumuz heyecanı tekrar tekrar yaşıyoruz.
Okan Egesel’in şahsında mutfaktaki tüm arkadaşları tebrik ederken Aralık 2018 sayısının sayfalarını yavaş yavaş çeviriyoruz.
“İman Allah’a teslimiyettir” manşetinin muhtevasını Prof. Dr. Haydar Baş imzasından okuyoruz ve hemen arkasından bendenizin; “Düşünceden düşen toplum her düşüşe adaydır” başlıklı makalem yer alıyor.
İcmal şairi olarak da tanınan M. Hilmi Yıldırım’ın “Ekonomik savaş: Finansal terör” başlıklı yazısını Sayın Muharrem Bayraktar’ın “Atatürk ve namaz” adlı incelemesi takip ediyor.
Yrd. Doç. Dr. A. Hamdi Kepekçi Aralık sayısına; “Tarih tekerrür ediyor: Geldikleri gibi giderler” yazısı ile katılıyor ve onu takip eden; “Hoş Geldin Atatürk aydınlığı” başlıklı yazı ise M. Emin Koç imzasını taşıyor.
Murat Çabas’ın; “Atatürk’ün Allah inancı” başlıklı makalesinin ardından Osman Baş’ın; “Ehl-i Beytin dilinden Ehl-i Beyt” adlı incelemesi yer alıyor.
Eğitimci Asude Havuzlu bu sayıya; “Saatli maarif takvimi” adlı incelemesiyle, Kazım Üstün ise; “Bir gün hava karardıktan sonra…” başlıklı yazısı ile katılıyor.
Akın Aydın’ın; “Kıyamet öncesi günleri mi yaşıyoruz?” sorusundan sonra Uğur Kepekçi’nin; “Atatürk ve Molla Zübeyde’yi rahmetle anıyoruz” adlı yazısı yer alıyor ve son olarak da sevgili editörümüz Okan Egesel’in kaleminden; “Büyük Atatürk ve küçük insanlar” başlıklı incelemesini okuyoruz.
Yine dopdolu çıkan İcmal’in Aralık sayısının muhtevasını böylece özetledikten sonra aynı sayıda yer alan; “Düşünceden düşen toplum her düşüşe adaydır” adlı yazım ile sizleri başbaşa bırakıyorum:
“Kitle iletişim araçlarının baş döndürücü hızla gelişmesi sebebi ile artık kitleler, sloganlarla yatırılıp sloganlarla kaldırılıyor.
Toplum mühendislerinin çok ustaca ürettikleri bir slogan etrafında artık yüz binleri, hatta milyonları toplamak sıradan bir iş gibi duruyor.
Modern zamanların insanı uyandığı her yeni günde ve belki her saatte sağanak sağanak medya yağmuruna maruz kaldığı için, medyanın oluşturduğu kültür bombardımanına maruz kaldığı için, hiç olmazsa kendisini savunacak kadar bile düşünmeye vakit bulamamaktadır.
Milletlerin gençliğini pençesi altına almış bulunan uyuşturucu illeti kadar tehlikeli olan ama yöneticilerin asla dikkatini çekmeyen medya uyuşturucuları, gençliğin zihinlerini iğfal etmekte ve farkında olmadan uyuşturmaktadır.
Düşünmeyen, düşünceden uzak düşürülmüş kitleler aslında yönetici takımının da işini kolaylaştırdığı için onlar da bu halin devamından yanadırlar.
Düşünmeyen, düşünce üretmeyen, üretemeyen kitleler, üretilen sloganların peşine takılıp gitmeye adaydır her zaman.
Hal bilgisinden, ilm-i hal bilgisinden bile mahrum bırakılan kalabalıklar, kendi aleyhlerine değiştirilen ahvalden habersiz kalırlar, halden hale sokulmalarını asla doğru okuyamaz, doğru yorumlayamazlar.
Düşünceden düşünce bir toplum artık ondan sonra her düşüşe aday haline gelmiş demektir.
Düşünceden düşen bir toplum, yazılı ve görsel medyanın uyuşturucu dünyasına, sloganların uyuşturucu etkisine açık hale geleceği için, güçten düşer, kuvvetten düşer, üretimden düşer, karşı tarafı etkileme heybetinden düşer, kendi değerlerine sahip olma kabiliyetinden düşer…
Bir toplum sloganlarla yatırılıp-kaldırılacak düzeye, daha doğrusu düzeysizliğe düşmüşse, artık o topluma yüzde yüz aleyhine olacak gelişmeleri ve uygulamaları rahatlıkla alkışlatabilirsiniz.
Bir toplum düşünceden düşmüş olmanın bir sonucu olarak sloganlarla yönlendirilecek bir kıvama getirilmişse eğer, artık tutunduğu toprağın satılmasını, yaslandığı ağacın yıkılmasını ve oturduğu dalın kesilmesini alkışlayacak kıvama gelmiş demektir, hatta alkışlar eşliğinde oturduğu dalı kendisine de rahatlıkla kestirebilirsiniz.
Aralık 2018 itibariyle seksen ikinci ölüm yıldönümünü idrak edeceğimiz Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy Safahat’ında bu durumu çok güzel anlatır:
“Süleymaniye Kürsüsü’nden
Bir de İstanbul’a geldim ki: bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya… Hürriyet var!
Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.
Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hulya ile, gözler kızgın;
Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!
Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!
Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!
Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!
Kim ne söylerse, hemen el vurup
alkışlayacak
-Yaşasın
-Kim yaşasın?
-Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!
Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.
Çamlıbel sanki şehir, zabıta yok, rabıta yok;
Aksa kan sel gibi, dindirecek vasıta yok.
‘Zevk-i hürriyeti onlar daha çok anlamalı’
Diye mekteblilerin mektebi tekmil kapalı!
İlmi tazyik ile ta’lim, o da istibdad
Haydi öyleyse çocuklar, ebediyyen azad.
Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir
yandan…
Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.
Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,
Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,
Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;
Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.
Dalkavuk devri değil, eski kasaid yerine
Üdebanız ana-avrat sövüyor birbirine.
Türlü adlarla çıkan namütenahi gazete,
Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.
İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it
Yürüyor dine beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hazır bunu hürriyet-i vicdan sanıyor.
Kadın erkek koşuyor borc ederek
Avrupa’ya…
Sapa düşmekte bizim şıklara, zannım Asya.
Hakka tevfiz ile üç dane yetişmiş kızını,
Taşıyanlar bile varmış, buradan baldızını…
Analık ilmi için Paris’e, yüksünmeyerek…
Yük ağır, ecri de nisbetle azim olsa
gerek.”
(devam edecek…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla