Hoş Geldin Atatürk 1.Bölüm

Hoşgeldin,Atatürk, Hoşgeldin Atatürk,Mustafa Kemal, Zübeyde,Çanakkale, Çanakkale Zaferi,
HOŞ GELDİN ATATÜRK

MOLLA ZÜBEYDE
HANIM

(36 Dan 118 é kadar )

36 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

*Şahitlerin Dilinden Atatürk’ün Ehl-i Beyt’e Dayanan Soyu ve Dindarlığı’

*Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Atatürk’ün Soyu

*Annesi Zübeyde Hanım’ın Soyu
*Şeyhülislam Nakibüleşraf ve Seyyid Bir Dedenin Torunu

*Hasan Tahsin San’ın Dilinden Molla Zübeyde’nin Soyu

*Molla Zübeyde O’na ‘Mustafa’m’ Diye Hitap Ederdi

*Mustafa Kemal Annesine Çok Düşkün Bir Evlattı

*Molla Zübeyde Hanım’ın Vasiyeti

*Babası Ali Rıza Efendi’nin Soyu

*Yenikapı Mevlevihanesi Ali Rıza Efendi’ ye Kefil Olmuştur

PROF. DR. HAYDAR BAŞ 37

ŞAHİTLERİN DİLİNDEN ATATÜRK’ÜN EHL-İ BEYT’E DAYANAN SOYU VE DİNDARLIĞI

1-MERİÇ TUMLUER:

Mustafa Kemal Atatürk’ün Jandarma İstihbarat Subayı, 14 Kasım 1923 tarihinden itibaren Türk polis teşkilatının kurucu üyelerinden, Atatürk’ün yanında polis olarak görev yapan Mehmet Rıfat Efendi’nin torunu Meriç Tumluer, Atatürk’ün gizlenen vasiyetiyle ilgili olarak değerlendirmelerde bulundu:

“Atatürk hem anne, hem de baba tarafından Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soyundan gelmektedir.

Atatürk’ün dedelerinin uzun yıllar Deliorman, Veliko, Dobruka, Tırnova bölgesinde yaşadıkları biliniyor.

Bugün, türbesi Diyarbakır’da bulunan, Ehl-i Beyt soyundan Seyyid Sarı Saltuk Hazretleri’nin Rumeli’yi Müslümanlaştırma

38 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

çalışmalarında bulunan oğullarının ve torunlarının soyunun Atatürk’ün dedelerine kadar geldiği biliniyor.

Bu soy, dedesi Kızıı Hafız Ahmet Efendi’ye kadar uzanmaktadır.
” Kızıl Hafız Ahmet Efendi”nin ailesinin yani Atatürk’ün atalarının, Anadolu’dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır.

Atatürk’ün dedeleri Anadolu’dan Rumeli’ye gidip, Yunanistan’da Manastır vilayetinin Derbe-i Bala sancağına bağlı bulunan Kocacık nahiyesinde yerleşmişlerdir.

Burası tamamen Türk’tür.
Hatta bu aileler Yörük Türkmenleridir. Kayıtlarda Müslüman Oğuzların, Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya ve Aydın yöresine yerleşmiş bulunanların isimleri, teker teker yazılı bulunmaktadır.

Buradaki 950 tarih ve 82 numaralı il yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu’dan Rumeli’ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır.

Müslüman Oğuz Türk’ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerin kimler olduğu kayıtlarda belirtilmektedir.
İşte bu kayıtlarda, Atatürk’ün atalarının kaydı da mevcuttur.

Atatürk’ün dedesi Hafız Ahmet Efendi’nin saçları kırmızı olduğu için adına Kırmızı Hafız Efendi derlerdi. Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hafız Efendi, Kocacık nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi.

Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi de Kocacık nahiyesinde dünyaya geldi. Babası Ali Rıza Efendi’ye Alüş Efendi derlerdi. Atatürk, özbe öz Türk olup, Konya ve Aydın yörelerinden git! me çok asil bir ailenin evladıdır. Zübeyde Hanım’ın soyu Yörük’tür. Ailesi, Fatih döneminde

HOŞGELDİN ATATÜRK 39

Karamanoğlu Beyliği’nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar’da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir.
Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, ismi ile resmî kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.
Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir.

Zübeyde’nin babası Sofuzade Feyzullah Ağa’dır.
Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım, Yörüklük için şunları söylemiştir: “Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk’e Yörük nedir, diye sordum.
Ağabeyim de bana Yürüyen Türkler, dedi. ’
Yani, Zübeyde Hanım da Türktür.” 3 _____________________________
3 Şecaaııin Zenginoğlu (Başbakanlık eski müşaviri), Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi, l999.
_________________
HOŞGELDİN ATATÜRK 41

2- HİLMİ MISIR-DYP GENELBAŞKAN YARDIMCISI

“Biz Selanikliyiz. Dedem Osmanlı’da askermiş. Mübadele
yıllarında ailesini de buraya getirmiş. Kütahya’ya yerleşmişler.
Dedemlerin evi Selanik’te Atatürk’ün evine çok yakınmış.
Anne tarafından da Atatürk’e akrabayız.
Biz çocukken Atatürk’ün Ehl-i Beyt soyundan olduğunu söy-
lerlerdi.
Babamın babası Mehmet Mısır Atatürk’ün yanında yer alan
ve Atatürk’e çok yakın olan kişilerden biriydi. Dedem 107 ya-
şında öldü ve Atatürk’ü çok anlatırdı.
Atatürk’ün çok güzel Kur’an okuduğunu, her yolculukta ev-
liyaların kabirlerini ziyaret ettiğini söylerdi. Mısır soyadını bize
veren de rahmetli Atatürk’tür. Dedem, Osmanlı döneminde Mı-
sır ‘da görev yaptığı için bu soyadı vermiş.

42 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk’e Anadolu’dan hoca-
larla ilgili şikayetler geliyormuş. Atatürk, hocaları Ankara’ya
çağırtmış.
Dedem hocalar geldiğinde Atatürk’ün yanındaymış. Dedeme
Kur’an’ı yere koymasını söylemiş. Dedem, ‘Paşam nasıl olur?’
dediğinde Atatürk söylediğini tekrar etmiş. Dedem Mehmet,
Kur’an-ı Kerim’i yere koymuş. Atatürk, hocalara, ‘Kur’an’ın
üstünden atlayın. Atlamayanın kellesi gider’ demiş.
Daha sözü biter bitmez koyunun çitten atladığı gibi tek tek
atlamışlar Kur’an’ın üstünden, atlamayan 4 ya da 5 kişi kalmış.
Atatürk onlara neden atlamadıklarını sormuş. Kur’an’ın Üstün-
den atlamayan hocalar şu cevabı vermiş: ‘Paşam bizi asar mısın,
keser misin bilmeyiz. Ne yaparsan yap biz Allah’ın Kitabını çiğ-
nemeyiz. ‘
Atatürk bu cevabı veren hocalara, ‘siz şöyle durun’ demiş. Di-
ğerlerini göstererek yaverlerine Kur’an’ın üstünden atlayanların
hepsinin öldürülmesini istemiş ve şu tarihî sözü söylemiş: Bu-
gün Allah’ın Kitabını gözünü kırpmadan hiçe sayanlar, yarın bu
vatanı haydi haydi satar.”
HOŞGELDİN ATATÜRK 43

3- FETHİ ADA:
“ATATÜRK EHL-İ BEYT SOYUNDANDIR”

Adana’nın Akkapı mahallesinde doğup büyüyen ve 48 yıldır
Avustralya’da yaşayan Fethi Ada, “Dedelerimden Atatürk’ün
Ehl-i Beyt soyundan olduğunu işittim. Atatürk’ün Şerif oldu-
ğunu ve âlim hocalara çok değer verdiğini anlatırlardı” diyerek
Ata’nın soyunun Ehl-i Beyt olduğunu vurguladı.
Atatürk’ün, Şeyh Cemil Nardalı’yı ziyaret ettiğini mahallenin
büyüklerinden ve dedelerinden dinlediğini söyledi.
Atatürk Adana’ya geldiğinde yanında Sabiha Gökçen ve Salih
Bozok’un bulunduğunu; O’nu karşılamaya gelenler arasında ise
Şeyh Cemil Nardalı ile beraber Dıblanzade Makbule, Dıblan’ın
babası Şeyh Ahmet Diyapoğlu Ali Boğa, Şeyh Abdurrahman
Boğa’nın da olduğunu yine o ana tanıklık edenlerden yıllarca
dinlediğini belirtti.

HOŞGELDİN ATATÜRK 45

4- ŞEYH CEMİL NARDALI’NIN
TORUNLARINDAN RIFAT NARDALI:

Şeyh Cemil Nardalı, 1918 senesinde Fransa’nın Ermeni çete-
lerle beraber Adana bölgesinde ilerlemesinin önüne geçen isim-
dir.
Bu vahşet döneminde, Türklerin boyunları testerelerle kesil-
miş, insanlar çengellere asılarak öldürülmüştür.
Fransızların başında General Düfyo vardır.
Osmanlı ‘nın son döneminde İngilizlerin oyununa gelerek Os-
manii ‘yı arkadan vuran Arapların tersine, bölgedeki Arap Alevi-
leri, Kurtuluş Savaşı’na büyük destek vermiştin
Cephe komutanı Sinan Tekellioğlu, Şeyh Cemil Nardalı, Zeki
Baltalı (Yolgeçen), Şeyh Garipzade Fuat Efendi, Şeyh Garipza-
de Kemal Efendi, Süleyman Vahit Bey, Dr. Salim Serçe, Dr. İs-

46 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

mail Somay, Dıblanzade Mehmet Fuat Dıblan (Belediye Başkanım), Mustafa ve Hüseyin Polisçi, Pozantı Bucak Müdürü Hulusi
Akdağ, Süleyman Cerzun, Kuvva hareketinin bölgedeki önem li
isimleridir.
Kuvva hareketinin kararının alındığı ve düşmanın geçemediği
yer olarak tarihe geçen bölgede bir Şeyh Cemil Nardalı mühim _
mat desteği sağlamış, bahçesinde bir aşevi kurarak gece gündüz
kazanlarla yemek yedirmiş, yaralı askerleri tedavi ettirerek sava.
şa hazırlamış var gücüyle Atatürk’e destek vermiştir.
Bu röportajı veren Rıfat Nardalı, Şeyh Cemil Nardalı’nın to_
runlarındandır:
“Dedem Şeyh Cemil, Adana bölgesinde yaşamış, Fransızlara
karşı çok ciddi bir mücadele veren ve Ehl-i Beyt soyundan gelen
âlim bir zattı. Arap Alevileri içindeki kanaat önderlerindendi.
Kur’an’ı çok okurdu. Ona inanan çok insan vardı, dolayısıyla
geniş kitlelere önderlik ediyordu.
Atatürk’ün de Alevi olduğunu hep duyardık büyüklerimizden.
Annem Şefika Nardalı, Şeyh Cemil Nardalı’nın en küçük ki-
zıdır. 102 yaşında ölen annemden ve dayılarımdan çok dinledik
o günleri. Annem yaşayan bir tarihti. Son anına kadar da hafızası
yerindeydi. Biz bu anılarla büyüdük.
Adana bölgesinde devrin Kolordu Komutanı Sinan Tekellioğ-
lu dedemi Atatürk’e anlatan kişidir.
Sinan Tekellioğlu, Atatürk’e dedemin ne kadar vatansever,
Kuvva-yi Milliyeci, âlim bir zat olduğunu yazıyor. Atatürk ger-
çek dindarlara önem veren, gerçek âlimleri önemseyen biri ola-
rak 1918 ‘de dedem Şeyh Cemil’i ziyarete geliyor.

HOŞGELDİN ATATÜRK 47

Bu ziyaret dedemi ilk ziyaretidir. Dedem Atatürk’ü kendi em-
Tindeki milis kuvvetleriyle birlikte bugün eski vilayet olarak bilinen yerde karşılıyor.
Atatürk dedemi görünce Sinan Paşa’ya dönüp, “Bana bahset-
fiğin Çukurova’nın delikanlısı bu delikanlı mı?” diye soruyor.
Sinan Paşa “Evet” cevabını veriyor.
Şeyh Cemil, Atatürk’ü konakta ağırlıyor. Atatürk burada iki
gün kalıyor. Dedemle birlikte namaz kılıyorlar. Atatürk ile gö-
rüşüyorlar. Bu görüşmeden sonra Fransızlara karşı direniş hız
kazanıyor.
Henüz Atatürk’ün Samsun’a çıkmadığı yıllardan bahsediyo-
ruz.
Atatürk, elindeki tüm techizatı Adana’nın ileri gelenlerinin
depolarına -ki bu depolardan biri dedemin konağının bahçesin-
deki 600 küsur yıllık Menengiç ağaçlarının gölgesindeki karar-
gâhtır- buralara aktarıyor.
Dedem Şeyh Cemil Nardalı’nın desteğini alan Atatürk, Millî
Mücadele’ye ilk adımı atıyor. Bu görüşmeler sonrasında Ata-
türk, ‘Bende bu vakanın ilk hissi teşebbüsü bu güzel memlekette
bu güzel Adana’da doğmuştur’ diyor.

HOŞGELDİN ATATÜRK 49

‘NARDALI SOYADINI BİZE ATATÜRK VERDİ’
Nardall konağının bahçesindeki tarihe tanıklık eden ağaçların
bugün dili olsa da konuşsa, kim bilir neler anlatırlardı. Fransız ve
Ermenilerin geçemediği tek yer burasıdır.
Fransız General bir gün yanında 45-50 kişi ile dedeme geli-
yor. Dedem Fransız Generale çay kahve ikram ediyor. General,
‘bu kadar zahmete gerek yoktu’ dediğinde ise dedem, “Bizde mi-
safire böyle davranmak âdettendir. Siz de bu topraklarda misa-
fırsiniz” cevabını veriyor.
Fransız General dedeme iki teneke altın teklif ediyor. ‘Bu al-
tınları da al, birliklerini dağıt, Fransız gemisiyle buradan ayrıl,
çekip git’ diyor. Bu direnişi bırakmasını istiyor.
Şeyh Cemil, Fransız Generale, ‘buradan, şu ağacın altından
bir çakıl taşı bile götüremezsiniz’ diyor. General bunu bir haka-

50 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

ret olarak telakki ediyor. ‘Ben Fransa’yı temsil ediyorum kar.
şımdakiyse bir din adamı, benimle böyle nasıl konuşur, bu
reti nereden alıyor’ diyor.
Dedemiz, emrindeki kuvvetlerle birlikte Fransız Generali bu
günkü Nuri Has Pasajı’nın olduğu yere kadar eşlik ederek
gön-
deriyor.
Ertesi gün dedemiz için idam kararı çıkartıyorlar. Üç beş gün
sonra aile fertlerinden ve aileye yakın insanlardan birkaç kişiyi
ve dedemizin kardeşi Ali Nardalı’yı Kayışlı köyü civarında pus
suya düşürüyorlar.
Onlara Fransız askerleri işkence ediyor. Nar çubuklarıyla dö_
vüyorlar, derilerini yüzüyorlar.
Aile fertlerinden biri şehit düşüyor ve dedemizin kardeşi Ali
Nardalı ağır yaralı olarak ellerinden kurtulup buraya geliyor. De-
demize bu arada pusu kuruyorlar ama yakalayamıyorlar. Sinan
Paşa, Atatürk’e durumu anlatan bir telgraf geçiyor. Atatürk, Ada-
na’ya geldiğinde aile ile görüşeceğini söylüyor.
Atatürk tekrar Adana’ya geldiğinde önceden yaşanan hazin
olaydan dolayı Nardalı soyadını bizzat kendi veriyor. Bu resmî
kayıtlarda var.
Atatürk’ün dedeme yazdığı iki mektup ve bir de TBMM’nin
dedemin ölümünde 1955 yılında aileye gönderdiği bir mektup
var. Fakat şu an bu mektuplara ulaşamıyoruz ama Sinan Tekelli-
oğlu’nun resmi kayıtlarında bu mektuplardan bahsediliyor. Bun-
lar söylenti, rivayet değildir. Ben TBMM’den yazılan mektubu
bir kere gördüm ama şu an mektubu bulamıyoruz.
Dedem öldüğünde Sinan Paşa’nın tabutunun başında yaptı-

HOŞGELDİN ATATÜRK 51

ğı ve herkesi ağlatan konuşma dedemizin Atatürk’ün başlattığı
Millî Mücadele’ye verdiği desteğin de bir kanıtıdır adeta.

Atatürk 1927 ‘li yıllarda tekrar Adana’ya geliyor. Gelişi şölen
havasında davulla zurnayla oluyor. Bu ziyareti sırasında Ata-
türk’ün yanında Salih Bozok ve Sabiha Gökçen de yer alıyor.”

HOŞGELDİN ATATÜRK 53

5- ŞAHAP NARDALI:

Şeyh Cemil Nardalı’nın torunlarından Şahap Nardalı da Ata-
türk’ün Cemil Nardalı’yı ziyaretinden bahsetti bizlere.
Atatürk’ün dedeleriyle namaz kıldığını, dedesinin güçlü bir
hoca olduğunu anlattı.
Fransızların Kuvva hareketini bırakıp verdikleri altınlarla ül-
keyi terk etmesini teklif etmelerine rağmen, dedelerinin, “Ben
Türk geldim Türk giderim, vatanımı satmam” dediğini ve Fran-
sız generalin bu cevap karşısında yüzünü buruşturduğunun anla-
tıldığını ifade etmiştir.

HOŞGELDİN ATATÜRK 55

6- ŞEYH SEDEKE:

Ehl-i Beyt soyundan gelen Şeyh Sedeke, Atatürk’e Millî Mü-
cadele yıllarında ciddi destek veren bir âlimdir. Torunu da Şeyh
Sedeke’nin adını taşıyor.
Şeyh Sedeke, dedesi ve babasının Mareşal Fevzi Çakmak ile
çekilen fotoğrafını da göstererek dedesinin Atatürk ile olan bağ-
lantısını şöyle anlatıyor:
“Millî Mücadele döneminde, Ehl-i Beyt soyundan gelen de-
dem Şeyh Sedeke askere erzak ve silah yardımı yapmış.
Bin adet silah temin edip Atatürk’e teslim etmiş. O dönemde
askerin elbiseleri yırtık, halleri perişanmış. Onlar destek olmuş-
lar Atatürk’ün askerlerine.
Dedem, Atatürk’e bir konak vermiş. Atatürk’e verdikleri ko-
nak ile kendi evlerinin bahçesi iç içeymiş. Atatürk Silvan’a gel-

56 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

diğinde o konakta kalırmış ve bahçede dedem Şeyh sedek ve
bölgenin ileri gelen âlimleriyle kahvaltı yapıp sohbet edermiş.

Konağın önünde etrafı telle çevrilen yere çadır kurup orada
savaş planlarını dedem, bölgenin âlimleri ve beyleriyle istişareler yapamıış.

Atatürk orada Kur ‘an okurmuş. Dedesi, Atatürk’ün çok bilgili
ve âlim bir kişi olduğunu Atatürk’ün eşinin de çok bilgili olduğunu söylemiş.

Atatürk’ün dinsiz imansız olmadığı gibi tam tersi dindar bir
kişiliği olduğunu dini çok iyi bildiğini anlattı.

HOŞGELDİN ATATÜRK 57

7- KAZIM YILDIRIM:

“Bugün Hatay’a bağlı olan Dörtyol, Millî Mücadele yıllarının
başladığı dönemlerde Adana’ya bağlıdır.
Atatürk’ün önderliğinde bu bölgede ciddi bir direniş olmuş.
Bu bölgedeki direnişe Sinan Tekellioğlu önderlik etmiş.
Atatürk’e Ehl-i Beyt soyundan gelen aileler büyük destek ver-
mişler. Bunlardan biri bizim büyük dedemiz Hacı Emin Küçük
Hoca ‘dır.
Dedem 1884 yılında Dörtyol’un Özerli köyünde doğmuş hem
anne hem baba tarafından seyittir. İmam Zeynelâbidin evlatları
olarak Bağdat’tan bu bölgeye gelmişler. Dedem bu bölgede çok
sevilen bir Allah dostu imiş.
Millî Mücadele’de Atatürk’e destek olan gerçek hocalardan-
mış.

60 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

muşumuzu ayaklar altına aldılar. Artık dağlar bizi kabul edecek
oldu. Silahını alan dağlara çıksın’ demiş. Yani hem millî, hem
dinî bir mücadele başlamış.
Atatürk olmasaydı din ve namus da elden gidecekmiş. Bunun
bilincinde olan dindar aileler Atatürk’e destek vermişler. Çar-
daklı Hoca, Hacı İlyaz Hoca, Hacı Emin Hoca ve Deli Ağa, Ata-
türk’ün yanında yer almış. Dedemiz Seyyid İsmail Ağa da bu
mücadelenin ilk şehitlerindendir.”

HOŞGELDİN ATATÜRK 61

9- PAKİZE TOKULUN:

Pakize Tokulun Hanım, şu anda İstanbul Şehremini’de yaşı-
yor.
Annesi Makbule Hanım, 1902 senesinde Atatürk’ün Sela-
nik’teki evleri ile yanyana olan evde doğmuştur.
Pakize Hanım, Zübeyde Hanım’ın kapı komşusu kendi annesi
Makbule Hanım’dan, Mustafa Kemal ve annesi Zübeyde Hanım
hakkında şu bilgileri duyarmış:
Pakize Hanım annesinden duyduklarını şöyle anlatıyor:
“Annem, Zübeyde Hanım’la çok iyi arkadaştı. Sürekli evleri-
ne girer çıkardı. Komşulukları çok güzeldi.
Annem derdi ki: ‘Kızım, ben bizzat şehidim, Zübeyde Hanım,
evde sürekli Kur’an okurdu ve okuturdu. Sürekli ibadet halinde
idi. Ne zaman evine gitsek onu Kur’an okurken bulurduk. O ka-
dar ki onun evine Kur’an evi’ denirdi.

62 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

şimdi ise böylesine dindar bir anneye en ahlaksız iftiraları atı
yorlar. Ben bunları bizzat annemden duydum. Böylesine dindar
ve Kur’an aşığı bir anneye ve onun evladına dil uzatanlarda hiç mi hayâ yok, hiç mi Allah korkusu yok?’

Pakize Hanım’ın annesine dayanarak anlattı
ğı olayda geçen ev Selanik’te, Yenikapı semtinde, Horhorsu Mahallesi’nde, Ali Rıza Efendi ile birlikte yaşadıkları evdir. O sırada Ali Rıza Bey
gümrük idaresinde memurdu. Zübeyde Hanım ‘ın evlatları; Fatma, Ömer, Ahmet ve Mustafa da bu evde doğmuştur. ”

HOŞGELDİN ATAT&ÜRK 63

10- MEMİŞ KUMANDAN:

Cumhuriyetin temelleri ileride ayrıntıları ile değineceğimiz
şekliyle Nevşehir’de Hacı Bektaş dergâhında atılmıştır.

Bu toplantıdaki tutanakları tutan kişilerden biri de Girit ada-
sı kumandanı Memiş kumandan (Çavuş)dır. 14 yıl kumandanlık
yapmıştır.

Ata’nın soyu hakkında şunları söylüyor:

“Atatürk’ün anne tarafı da baba tarafı da Bektaşî’dir. Ata-
türk’ün ailesi Selanik’e Türkiye’den gitmiştir. Atatürk aslen Se-
lanikli değildir.

Yavuz Sultan Selim zamanında Hacıbektaş büyük bir yerdir.

Hacıbektaş’ta bir ilim mektebi var. Astronomiden tıpa varana
kadar her türlü ilim okutuluyor orada. Orada bayanlar da eğitim
görüyor. Yavuz Sultan Selim; o dönemde gök ilmi ile uğraştığı
için Memiş Kumandanın babasını Allah’a karşı gelmekle suçlu-
yor. Memiş Kumandan’ın babası Yavuz Sultan Selim’e, ‘Gökleri

64 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

sen mi yarattın Allah mı?’
deyince Yavuz Sultan selim bu
âli min ve atının başını vurduruyor. Başını kör bir kuyuya attırıyor
Ankara civarında olan bir yere attırıyor.
Vücudunu ise şu an
alim Kesik Baş olarak bilinmektedir.

Karısına ise işkenceler ediyorlar. Göğüs çengel geçirerek
yorıar. Kesikbaş’ın karısı da bir âlimdir ve kitapları da vardır.
vuz Sultan Selim ikisini de öldürdükten sonra onlara ait kütüphaneyi ve Hacıbektaş Veli’ye ait kütüphaneyi yaktırıyor. Yangın
yedi gün sürüyor.
Bu yangın üzerine yazılan şiirler de mevcuttur.

Hacıbektaş Veli’nin kitaplarının olmamasının tek nedeni Ya-
vuz Sultan Selim’dir. Öyle bir ilim erkân yerinde kütüphane ol-
maması mümkün mü? Bugüne kadar gelen eserler ise o yangın_
dan çengellerle çekilip kurtarılan kitaplardır. Uzay gözlem mer-
kezi de o yangında yanıyor.

Yavuz Sultan Selim bu eziyetlerle yetinmeyip 13 yaşındaki
erkek çocuklarını sürüyor. Benim akrabamı ben Diyarbakır’da
buluyorum. Biribirini öldüren, kan davası olan iki soy aynı soy-
dan olduğunu öğrendi de kan davası sona erdi. Bunlar Yavuz
Sultan Selim’in sürgün ettiği akrabalarımız.

Yavuz Sultan Selim’in Kırım’a gönderdiği Peygamberimizin
soyundan bir ailenin çocuğu ben çocukken Türkiye’ye geldi.
Türkçe’yi unutmuştu. O ağladı biz ağladık. Bir Peygamber so-
yuna bu zulüm yapılmaz. Alevilere yapılan bir zulümdür bu.

Atatürk’ün sülalesi de bu zulüm ve katliamlarda Malatya’dan
Selanik’e sürgün ediliyor. Çünkü Atatürk’ün sülalesi Peygambe-
rimizin sülalesindendir.

Ulusoylarla biz aynı soydanız. Bizim kızımız onların annesi.
Kan bağımız burdan geliyor. Kadıncık Ana (Fatma Belkıs) bizim
kızımız onların da annesi.”

HOŞGELDİNATATÜRK 65

11- İMRAN HANIM:

Hacı Bektaş’ta tahrirat katibi olan zatın kızı İmran Hanım
Atatürk’ün Hacı Bektaş’taki bir toplantısı için şunları anlatır:

“Atatürk Hacıbektaş’a üç kişi ile geliyor. Hacıbektaş’ta 47
gün kalıyor. 25 kişi Hacıbektaş’tan 27 kişi de illerden geliyor. 52
kişiden oluşan bir toplantı yapılıyor. Bu 25 kişi Amasya,Sivas,
Tokat, Tunceli, Muş, Elazığ, Ege ve Arnavutluk’tan geliyorlar.

Toplantının yapıldığı ev 1932’de İnönü tarafından Atatürk’e
bilgi vermeden yıktırılıyor.

Hacıbektaş ‘taki toplantıya İnönü katılmamıştır.

İnönü, Sivas’ta aralarına katılır. Sivas Kongresi’nde İnönü
Amerikan mandacılığının çıkarımıza olacağı görüşünü ileri sürüyor. Bunun üzerine Atatürk çıkıp bir konuşma yapıyor. ‘Biz
manda ve himaye altına girecek bir toplum değiliz; hiçbir zaman

66 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
da olmadık. Biz uluslar kurduk, uluslar yıktık ama asla boyun- duruk altına girmedik.
Ya bağımsızlık ya ölüm. Başka çıkar yol görmüyorum’ diyor.”

HOŞGELDİNATATÜRK 67

13- BİRGÜL YENGEZ:

“Dedem Veli Akgün, Çanakkale’de Atatürk’ün komutasında
savaşmış. Dedem anlatırdı; Atatürk cephede öğle namazının geldiğini ağacın gölgesine bakarak anlar ve askerleriyle birlikte
namaz kılarmış. Bazen de komutanları aracılığıyla askerlere vaktin girdiğini bildirtirmiş.”

HOŞGELDİN ATATÜRK 69

14- MUSTAFA KALKIN’IN TORUNU:

Mustafa Kalkın, Atatürk’ün atının seyisliğini yapmış
bir Türk askeridir.

Torunu bizlere dedesinden ve
annesinden duyduklarını anlattı:

“Dedem 7 sene Atatürk’ün yanında seyislik yapmıştır.
Annem o sıralarda 7 yaşlarındaymış.

Atatürk, ‘Mustafa, senin kızın gözleri de benim gibi maviymiş’ diyerek annemin saçlarını okşamış.

Atatürk’ün iyi bir Müslüman, dini bütün, çok efendi, dürüst
ve çok merhametli olduğunu anlatırdı.

Anneannem namazı kılmaktan seccadesi delinmiş bir insandı.
Atatürk’ü çok sevdiğini ve O’nun ibadetine hiç müdahale etmediğini anlatırdı.’

HOŞGELDİN ATATÜRK 71

GAZİ’NİNDİNDARLIĞI
KONUSUNDA
YANINDAKİLERİN AKTARDIKLARI:
EVLATLIĞI ÜLKÜ ADATEPE ANLATIYOR:

“Benim annemi Zübeyde Hanım büyütmüştür. Zübeyde Ha-
nım ‘ın anneme anlattığı bir anımı anlatmak istiyorum:

Atatürk 25 Ağustos’ta Kocatepe’ye çıktığı zaman orada şöyle dua ediyordu: ‘Allah’ım, Senin bana verdiğin fikir ve zeka ile ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık Senin mukadderatında… ‘

O, Allah’a inanan bir insandı. Paşa, Ramazan’da, Dolmabah-
çe’de veya Çankaya’da olduğunda, anneme, ‘Vasfıye oruç tutuyor musun?’ diye sorarmış, annem, ‘tutuyorum’ dediğinde çok memnun kalırmış.

72 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendi de ederdi. Çok iyi
hatırlıyorum, tifo geçiriyordum, çok üzülmüş beni kurtarması
için Allah ‘a dua etmiş.

Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme daha 7
yaşındayken Kur’an dersi aldırmaya başlamış. Kızkardeşi Mak_
bule Hanım ‘ın da devamlı namaz kıldığını biliyorum.” 4
_________________
4 Ali Kuzu, Atatürk’ün de Çocukları vardı, Yılmaz Kitabevi, istanbul 2015, s.72.

HOŞGELDİNATATÜRK 73

SABİHAGÖKÇEN ANLATIYOR:

“Bir sabah Ata’nın elini öpmek için yanına girdim. İşleriyle
meşguldü, bir süre ayakta bekledim.
Birden derin bir iç geçirdi
ve ‘Allah’ dedi. (O sık sık böyle yapardı).

Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle
olacak bir hayli şaşırdım.
O’nun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.

Ata’nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki, ‘sen dindar mısın?’ diye sordu.

Ben de ailemden aldığım din terbiyesi ile ‘evet, dindarım’
dedim. Ve bu cevabı nasıl karşılayacağını merak ederek ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti.

‘Çok iyi… Allah, büyük bir kuvvettir. O’na daima inanmak
lazımdır’ dedi.

74 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin
aslı yoktur ve Ata dindar bir insandır.

Kimsenin inancına karışmaz, dindar kişilere saygı gösterirdi.
Allah ve Peygamberimiz hakkındaki konular, Atatürk’ün yanında tartışma konusu yapılamazdı.

Kadir geceleri Mevlid dinlediği olurdu. Hafız Yaşar Bey’in
Mevlid’ini saygıyla dinlerdi. Mevlid’in Mi’rac bölümünde, ‘göklere çıktı Mustafa’ denilince gözleri yaşarırdı. O zaman hemen
kolonya götürürdük, inanışı samimi idi.

Öyle Allah derdi ki, yalnız kaldığında, O’nun gibi kimse diyemez. Herkes çekilip yalnız kalınca gökyüzüne bakar, kendi kendine Allah derdi.” 5
____________________
5 Kuzu, 2015, 73-74.

HOŞGELDİN ATATÜRK 75

MANEVÎKIZLARINDAN NEBİLE HANIM’A
EZAN VE YASİN-İ ŞERİF OKUTMASI

Mithat Cemal Kuntay, Atatürk’ün, Dolmabahçe Sarayı’nda
verdiği bir yemekten sonra yaşananları anlatır:

“… Güneş doğarken çok müstesna bir hadise oldu. Muayede
salonunun büyük kapılarının parmaklıklarından doğan güneş ve
deniz içeriye vuruyordu.

Bu çerçevenin içinde Gazi ‘nin manevî kızlarından Nebile Ha-
mm, Gazi’nin işareti ile sandalyenin üzerine çıktı. Sabah ezanı
okumaya başladı.

Bir aralık baktım, Nebile Hanım’ın ses damlalarına yaş dam-
laları karışıyordu.

Gazi Mustafa Kemal, ağlıyordu.”6
______________________________________
6 Kemal Arıbumu, Atatürk’ten Anılar, İnkılap Yayınevi, İstanbul, 1998, s. 110.

76 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
Atatürk’ün manevî kızlarından Nebile, bir gün Atatürk’e,
“Ben Yasin-i Şerif’i ezbere hiç yanlışsız okurum” iddiasında bu-
lunmuştu.

Bunun üzerine Atatürk Nebile’den bunu ispatlamasını istemiş.
Kitaplığındaki Kur’an-ı Kerim’lerden Arapça olanını getirerek,
Yasin sûresini açmış ve Nebile’den okumasını istemişti.

Nebile, besmele çekerek Yasin sûresini okumuş, bu sırada
Atatürk de elinde Kur’an’la onu takip etmişti.

Bu olaya şahit olan H. Aroğul, o sırada Atatürk’ün duygulan-
dığını, gözlerinin nemlendiğini ifade etmektedir.

HOŞGELDİN ATATÜRK 77

YAVER MUZAFFER KILIÇ:

O’nun Kocatepe’deki halini anlatan yaveri Muzaffer Kılıç di-
yor ki:

“28 Ağustosta Kocatepe ‘de bizim topçu ateşimiz başladığı za-
man, Mustafa Kemal, ‘Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer
et. .. Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında esaret
zinciri altında kalmasına müsaade etme’ diye dua etti. O anda
gözlerinden birkaç damla yaşın süzüldüğünü gördüm.

Zafer kazanıldıktan sonra da Eylül 1922 ‘de, ‘Büyük asil Türk
milleti’ hitabıyla başlayan tamiminde, ‘TBMM ordularının şe-
caati, sürati, tevfikat-i sübhaniyeye vesile-i tecelli oldu. .. Mille-
timizin istikbali emindir ve nusret-i mevudiyyeyi ordularımızın
İstihsal etmesi muhakkaktır’ şeklindeki sözleriyle salabet-i ima-
niyesini ifade etmiş oldu.” 7
________________________
7 Neda Armeder, “Atatürk ve Din”, 10.11.1971 ‘de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde
yapılan konuşma, s.2.

HOŞGELDİN ATATÜRK 79

NURİ ULUSU ANLATIYOR:

“… Yine hiç unutmuyorum bir gece kalabalık bir davetli gu-
rubu ile her zamanki gibi yenildi-içildi, şarkılar söylendi. Sohbet
falan derken saatler sabaha karşı beşi buldu.

Sofradan kalkıldı, misafirlerini eski köşkten bahçeye kadar
çıkartıp uğurladılar ve de bize dönüp, ‘çocuklar biraz hava ala-
cağım’ diyerek dolaşmaya başladılar. Beş on dakika dolaştıktan
sonra tam köşkün kapısına geldiklerinde kapının tam önündeki
kayısı ağacına gözü takılıverdi.

Dallarında kayısılar olmuş, öylece duruyorlardı. Şöyle bir
baktı sonra alçak olan bir daldan eliyle tutarak birkaç tane kayısı
koparttı. Sonra eliyle öylesine ovalayıp yemeye başladı ve yer-
ken de ‘Oh oh ne kadar da güzelmiş. Allah’ın hikmetine bakın,
neler yaratıyor neler. İnanmayanlar kâfirdir’ diye söylene söyle-
ne içeri girdi.” 8
______________________
8 Mustafa Kemal Ulusu, Atatürk’ün Yanıbaşında: Çankaya Köşkü’nün Kütüphanecisi Nuri
Ulusu’nun Hatıraları, 15. Baskı, Doğan Kitap, İstanbul 2008, s. 120.

80 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

“Hafız Yaşar vardı. Atatürk, onu sever ve çok beğenir di
zamanlar ‘Hafızı çağırın’ derdi. Hemen emri yerine
getirirdik .

…… Hafiz Yaşar’ın makamı ile okuduğu Kur’an-ı Kerim
lerini huşû ile dinlediğini, gözlerinden yaş aktığını ve bu
yaşlarını ceketinin sol üst tarafındaki mendil cebin
de her zaman
muntazaman bulundurduğu beyaz keten mendil ile sildiğine
kinen şahit olmuşumdur.” 9
_________________________
9 Ulusu, 2008, s. 184

HOŞGELDİNATATÜRK 81

FAHRETTİN ALTAY PAŞA:

“Atatürk, Türk ve Müslüman bir anadan Türk ve Müslüman
bir babadan dünyaya gelmiş, ecdadı Türk olan bir insandı. Kü-
çük yaşta babadan yetim kalmış, annesinin yanında ilk din bilgi-
sini almıştı. Askerî okuldaki din derslerini takip etmişti.

Bu sûretle yetişen bu büyük adam, kumandan olunca maddi
kuvvetin yanında manevî kuvvetin lüzumunu ve Müslümanlık-
ta, savaşlarda şehit olmanın manevî kuvvet bakımından değerini görüp anlamıştır.”10
__________________
10 Altay, s.127

HOŞGELDİN ATATÜRK 83

HASAN RIZA SOYAK ANLATIYOR:

Atatürk’ün genel sekreterliğini yapmış Hasan Rıza Soyak
şunları ifade eder:

“Türk milletini Müslümanlığın öz kaynağı ile gerçek bir din
anlayışına ulaştırmak, bu sûretle zihin ve vicdanları cehalet ve
taassubun karanlığından kurtarıp, akıl yolu ile ilmin aydınlığına
kavuşturmak için olanca gücüyle gayret sarf eden, takip edilecek
yol üzerinde zulmeti devam ettirmek kasdıyle, muhtelif menfaatçi ve sömürücü müesseseler tarafından vücuda getirilen perde
ve engelleri birer birer ortadan kaldırmış olan büyük bir mücahi-
di, dinsiz telakki etmeye imkan var mıdır?” 11
_________________________
11 Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, cilt I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1973, s.259-
260.

HOŞGELDİ NATATÜRK 85

OSMANLI ARŞİV BELGELERİNE GÖRE
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN
ANNE VE BABA TARAFINDAN SOYU

Mustafa Kemal Atatürk’ün anne ve baba tarafından sahip ol-
dukları soya dair son dönemde yapılmış olan çalışmalardan iki
tanesi Mehmet Ali Öz’e aittir.

Öz, 2014 ve 2017 yıllarında kaleme aldığı iki ayrı eser
“12” İle Mustafa Kemal Atatürk’ün hem anne hem de baba tarafından
Ehl-i Beyt soyundan olduğunu Başbakanlık Osmanlı Arşivi ‘nden
çıkardığı belgelerle ortaya koymaktadır.

Hem Öz’ün kullandığı belgeler hem de Başbakanlık Osmanlı
Arşivi’nden çıkardığımız belgelerde Mustafa Kemal Atatürk’ün
soyuna dair çok önemli bilgilere ulaşmaktayız.
__________________________
12 Mehmet Ali Öz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine
Göre), Dilek Ofset Matbaacılık, Sivas, 2014; Mehmet Ali Öz, Atatürk’ün Ailesi (Osmanlı Arşiv
Belgelerine Göre Atatürk’ün Soy Kütüğü), Asi Kitap, İstanbul 2017.

86 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
Bu belgeler ışığında Mustafa Kemal Atatürk’ün soyunun hem
anne, hem de baba Ehl-i Beyt’e dayandığını rahatlıkla
ifade edebiliriz.
_________________________________

HOŞGELDİN ATATÜRK 87

MOLLAZÜBEYDE’NİN SOYU
Hakkında olmadık iftiralar atılan Zübeyde Hanım’ın hem
anne hem de baba tarafından çok özel bir soya sahip olduğunu
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yer alan Nüfus Defterleri, Te-
mettuat Defterleri ve diğer birçok belge ile ispat edebiliyoruz.

Zübeyde Hanımın sahip olduğu soy, Selanik’in en eski ve en
İtibarlı ailelerinden bir tanesidir. Öyle ki, Zübeyde Hanım’ın sü-
lalesi “sofuzadeler” ve “nakibzadeler” olarak nam salmıştır.

Bu iki ifadeden “sofuzadeler”, ailenin bölgenin en dindar ve
saygın ailelerinden olması hasebiyle verilmiştir. Ancak “nakibzade” unvanı oldukça önemlidir.

Bu unvan, Osmanlı Devleti’nde sadece “nakibüleşraflık” yap-
mış ailelere verilen özel bir unvandır.

HOŞGELDİN ATATÜRK 89

SADECE PEYGAMBER SÜLALESİNDEN
GELENLERE VERİLEN UNVAN

Nakibüleşraflık müessesesinin ne olduğunu bugün neredeyse
her evde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılmış
olan Diyanet İslam Ansiklopedisi ‘nden (DİA) aktaralım:

“Anadolu Selçukluları ‘nda da seyyid ve şeriflerin kayıtlarının
tutularak nesep kargaşasının önlenmesi, gelirlerinin temini ve ticarî faaliyette bulunanlara vergi muafiyeti sağlanması gibi işleri
yürüten görevlilerin varlığı bilinmektedir.

Osmanlılar ‘da benzeri bir müessesenin ihdasıyla ilgili ilk bilgiler Yıldırım Bayezid dönemine kadar iner.
Seyyid ve şeriflerle ilgilenmek üzere Yıldırım Bayezid zamanında 802 Ramazan’ ında (Mayıs 1400) bir makam ihdas edildiği ve bu makama ilk olarak Bağdat eşrafından, Bursa’da İshâkıyye (Kâzerûniyye) zâviyesi postnişini Seyyid Muhammed Nattâ Hüseynî’nin getirildiği
bilinmektedir.

90 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

(…) Bu makamın Osmanlı Devleti’nde kurumlaşma Süreci
açısından önemli dönüm noktası, II. Bayezid’in 900’de (1494)
bu göreve hocası Seyyid Abdullah’ın oğlu Seyyid Mahmud’u
maaşlı olarak tayin etmesiyle gerçekleşti. Bu tarihe kadar gö_
revliler devletten düzenli bir ücret almaz ve ‘nâzır’ unvanıyla
anılırlardı. Yeni tayinle birlikte, Memlük yönetimindeki Mısır ve
Suriye gibi merkezlerde aynı görevde bulunan kişinin nakîbüleş_
raf unvamm kullanmasından hareketle Osmanlı Devleti ‘
nde de bu unvan benimsendi.

(…) Zamanla Osmanlı hiyerarşisinde önemli bir yer edinen
nakîbüleşraf genellikle sâdât arasından ve ilmiye mensupların-
dan seçilirdi. Bunlar XVII. yüzyılın ortalarına kadar ömür boyu
vazifede kalmışlar, daha sonra ise çeşitli sebeplerle azledilmiş
veya görevden feragat etmişlerdir. Daha önce kadı, kazasker veya şeyhülislâm olanlar bulunduğu gibi iki görevi aynı anda yürütenler de vardı.

Osmanlı nakibüeşrafları İstanbul’da ikamet ederdi; diğer şe-
hirlerde sâdât arasında belli bir süre için seçilen nakibüleşraf
kaymakamları bulunurdu.” 13

Burada aktarılan bilgiler içinde en önemlisi, İstanbul’da bu-
lunan nakibüleşrafların ve diğer şehirlerdeki temsilcileri nakibü-
leşraf kaymakamlarının sâdât yani seyyidler, Peygamber Efen-
dimizin mübarek soyundan gelenler arasından seçilmek zorunda
olmalarıdır. Buradan hareketle Osmanlı ‘da nakibüleşraf ve naki-
büleşraf kaymakamı olmanın tek şartı Peygamber Efendimizin
soyundan gelmiş olmaktır diyebiliriz. Zübeyde Hanım’ın sülalesinde hem nakibüleşraf
(Feyzullah Efendi)
______________________
13 Ş. Tufan Buzpınar, Diyanet islam Ansiklopedisi (DİA), Nakibüleşraf maddesi, cilt 32, s.323.

HOŞGELDİN ATATÜRK 91

Efendi) hem de nakibüleşraf kaymakamları (Ali Ağa oğlu Meh-
met Ağa) olduğu belgelerle sabittir.’14 ‘

Hatta Zübeyde Hanım’ın sülalesi uzun yıllar boyunca sela-
nikte nakibüleşraf kaymakamlığı yaptıkları için sülalenin adı
hem nüfus defterlerinde hem de temettuat defterlerinde “nakib-
zadeler” olarak geçmektedir.

Bu noktada hatırı sayılır miktarda belge Mehmet Ali Öz’ün
mezkur iki eserinde mevcut olmakla beraber, sadece bir adet belge ömeği paylaşalım:

28 Nisan 1835 tarihli Nüfus Defterinde Zübeyde Hanım’ın
dedelerinden Abdullah Hami Bey’den, Selanik Balat mahallesi
1 no’lu hanede mukim ‘Nakibzade Seyyid Abdullah Hami… şeklinde bahsetmektedir.’15 ‘

Burada geçen Nakibzade Seyyid Hacı Abdullah Hami,
Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın babası Feyzullah Ağa’nın dedesidir.’16’

Yine 21 Şubat 1841 tarihli bir başka nüfus defterinde de, Zü-
beyde Hanım’ın dedelerinden, Selanik Hayreddincik mahalle-
sinde mukim,Ahmet oğlu Sofuzade Mehmet Sadık Efendi ve çocukları Seyyid Hasan ve Seyyid Hüseyin isimleri zikredilmekte dir.’17’

Ayrıca yine Osmanlı’da vergilerin miktarını belirlemek ama-
cıyla kişinin malî durumunu tespit eden Maliye Nezareti bünyesindeki Temettuat Defterleri kayıtlarında da Sofuzade Mehmet
_______________________
14 öz, 2017, s.298, öz, 2014,
s. 51.
15 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) Nüfus Defterleri ( NFS.d) defter no 4962, s. 43, hicri 29-
12-1250, miladi: 28 Nisan 1835 Belge no: l.
16 öz, 2014, s.45.
17 BOA, NFS.d, defter no 4970, sayfa: 66, 21 Şubat 1841
(Belge no: 2).

92 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Efendi’nin kayıtlarını görmekteyiz. Sofuzade Mehmet Efendi aynı zamanda Selanik Hayreddincik Mahallesi imamıdır.Ayrıca bu belgede Sofuzade Mehmet Bey den bahsederken müderrisin-i kiramdan” ifadesinin kullanılması da dikkat çekicidir. ’18’

Bu belgeler ışığında ailenin “nakibzade” ve “Sofuza de”
lakaplarının nüfus ve temettuat defterlerinde yazılı olduğunu görmüş oluyoruz.

__________________
18 BOA, Maliye Nezareti Temettuat Defterleri (ML.VRD.TMT.d) defter no: “487 , 8.34 (Belge no: 3).

HOŞGELDİN ATATÜRK 93

ŞEYHÜLİSLAM,NAKİBÜLEŞRAF VE
SEYYİD BİR DEDENİN TORUNU: ZÜBEYDE HANIM

Selanik’in en köklü ve özel ailesine mensup olan Zübeyde Hanımın sülalesinin unvanı olan “nakibzadeler” Osmanlı’nın meşhur şeyhülislamlarından ve nakibüleşrafarından Seyyid Feyzullah Efendi’den gelmektedir.

Bu konuda uzun bilgiler veren Mehmet Ali Öz şunları aktarmaktadır:

“Osmanlı döneminde idam edilen üç şeyhulislamdan birisi olan Rumeli Kazaskeri Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin 1648-1703) çocuklarından üç oğlunun ilmiye sınıfından olduğu biliniyor.

Rumeli Kazaskeri 19 Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi,

___________________________
19 Kazasker ilmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biridir. Lügat manası asker kadısı,
ordu kadısıdır. Divan’da vezirlerden hemen sonra yer alır. Bkz. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü cilt 2, İstanbul 1993, s.229-235.

94
PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Nakibüleşraflık makamına uzun bir süre sahip bulundu.Daha sonra Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin büyük oğlu Nakibüleş- raf seyyid Feyzullah Efendizade Fethuııah Efendi ile diğer oğlu seyyid Feyzullah Efendimde es-Seyyid Mustafa Efendi ve Sey- yid Murtaza Efendi, bu makama getirilmişlerdi. Rumeli Kazaskeri Şeyhülislam Feyzullah Efendi ‘nin rından büyük oğlu Nakibüleşraf Fethullah Efendi’dir. Feyzullah Efendi’nin oğlu Murtaza’nın oğlu Ahmet Efendi (ölümü 1733) Belgrad Müftüsü idi. Seyyid Feyzullah Efendi’nin nakibüleşraflık makamına sahip olması ve çocuklarının da bu makamı ellerinde bulundurması ailenin nakibüleşraflık yapması dolayısıyla şöhret olarak “Na- kibzadeler” olarak da anılmışlardır. Selanikli Nakibzadelerin kökeni, Şems-i Tebrizî ahfadından olan Erzurumlu Erzurum Müftüsü Şeyh Mehmet ibn-i Pir Meh- met’in oğlu, meşhur Türk milliyetçisi Vanî Mehmet Efendi’nin damadı, IV. Mehmet döneminin ordu vaizi, Şehzade Mustafa ve Şehzade Ahmet’in hocaları olan Seyyid Hacı Feyzullah Efendi’ye dayanıyor. Erzurumlu Seyyid Feyzullah Efendi, Şems-i Tebrizî ahfadındandır.Dolayısıyla Nakibzadeler, Seyyid Fey- zullah Efendi’den dolayı Şems-i Tebrizî’nin ahfadından gelmiş olmaktadırlar. ’20 ‘ Şeyhülislam Hacı Seyyid Feyzullah Efendi’nin soyundandır. – Hacı Seyyid Abdullah Hami Afendi (Ali Ağa) – ibrahim Ağa – Sofuzade Feyzullah Efendi
_____________
20 öz, 2017, S.MI-142, öz, 2014, s. 53-55.

HOŞGELDİN ATATÜRK 95

– ZÜBEYDE HANIM.
Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın isminin
de, meşhur dedesi olan Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin kızlarından olan Zübeyde Hanım’dan dolayı verildiği bazı eserlerde yer alır.

Aynı şekilde Zübeyde Hanım’ın babası Feyzullah Ağa’nın is-
minin de büyük dedeleri Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi isminden ötürü verildiği düşünülmektedir.

Bu bilgiler, 1924 senesinde Mustafa Kemal’in, Bayındırlık
Bakanı olan kuzeni Süleyman Sırrı Bey’le beraber Atatürk’ün
hazırladığı soy ağacında da yer almaktadır.

Zübeyde Hanım, Selanik vilayeti Lankazalı Hacı Sofu ailesin-
den Sofuzade Feyzullah Ağa’nın kızı olarak geçer.

Onun annesi, Halil Efendi’nin kızı Ayşe Hanım’dır.

Nakıbzadeler olarak bilinen bu ailenin soyu Mevlana’nın ho-
cası Şems-i Tebrizî’ye kadar gitmektedir.

Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951), Zübeyde
Hanım’ın soyu için şunları ifade eder:

“Atatürk’ün validesi Zübeyde Hanım, Sofuzade ailesinden
Feyzullah Ağa’nın kızıdır. Selanik’te doğmuştur.

Bu aile bundan 130 sene evvel (1800’lü yılların başında) Sa-
rıgöl’den Selanik’e gelmişlerdir.

Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köy-
den ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya’nın fet-
hinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükûmetinin sevk ve iskân ettirdiği Türkmenlerdendir.

96 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Son zamanlara kadar beş asır müddetince hayat tarzlarını, ki-
lık kıyafetlerini değiştirmemişlerdir.
“O zamandan kalan bazı ihtiyarlardan ve bilhassa eski Ay-
dm mebusu Tahsin Bey’den topladığımız malumat ve merhum
Tahsin Uzer’in (eski umumi müfettiş ve eski mebus) yaptığı tet-
kiklerden anladığımız kadarıyla, Ali Rıza Efendi, Anadolu’dan
Rumeli ‘ye geçmiş olan Yörüklerden Hafız Ahmet Efendi isimli
bir zâtın oğludur.
Hafiz Ahmet Efendi kırmızı saçlı, kırmızı sakallı olduğu için
kendisine ‘Kırmızı Hafız’ denilirmiş.
Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım vaktiyle Vodina’dan Sela-
nik’e hicret etmiş olan Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa’nın
kızıdır. ” ’22 ‘
_____________________
21 Zenginoğlu, 1999.
22 Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, Atatürk Kütüphanesi sel Yayınları, istanbul 1955, s.5.

HOŞGELDİN ATATÜRK 97

MOLLA ZÜBEYDE, O’NA “MUSTAFA’M” DİYE HİTAP EDERDİ
Mustafa Kemal’in küçük yaşta kaybettiği babası hakkında
pek anısı yoktur. Aşağıda hangi okula gideceği hakkında anne ve
babası arasında geçenleri aktardığı bu anı nadir aile anılarından
biridir.
Mustafa Kemal, yıllar sonra mektebe başlarken anne ve baba-
sı arasındaki münakaşaları şöyle anlatacaktır:
“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe gitme me-
selesine dairdir. Bundan dolayı annemle babam arasında şid-
detli bir mücadele vardı. Annem, ilahilerle mektebe başlamamı
ve mahalle mektebine gitmemi istiyordu. Babam, o zaman yeni
açılan Şemsi Efendi mektebine devam etmem ve yeni usul üze-
rine okumama taraftardı. Nihayet babam işi mahirane bir sûretle
halletti. Evvela mutat merasimle mahalle mektebine başladım.

98 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Bu sûretle annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da
mahalle mektebinden çıktım. Şemsi Efendi mektebine kaydedil-
dim. Az zaman sonra babam vefat etti. “23”

Şevket Süreyya ‘Tek Adam’da Zübeyde Hanım’ın evlatlarıyla
beraber zor günlerini Zübeyde Hanım’ın ağzından şöyle verir:

“Ali Rıza Efendi üç sene süren mihnetli fakat verimsiz bir
ölüm kalım bocalamasından sonra, galiba 47 yaşında öldü.

Zübeyde, kocasının son günlerinden bahsederken şöyle konuşmuştur:

‘Merhum son günlerde işinin fena gitmesinden çok müteessir
oldu.Kendisini salıverdi. Daha sonra da derviş meşrep bir hal
alarak eridi, gitti.Kocaman hastalığı büyüdü. Artık yaşayamazdı.Ben dul kaldığım zaman yirmi yedi yaşında bir tazeydim.
Bana iki mecidiye (40 kuruş) dul maaşı bağladılar.’

Şapolyo’nun doğrudan doğruya Zübeyde’den naklettiği bu
beyanlara göre, Ahmet Subaşı Mahallesi’nde boş bir evde iki
mecidiye aylık ve üç çocukla kalan Zübeyde’nin, kocası öldüğü
zaman hali buydu.O zaman Mustafa 7 yaşındaydı ve evin tek
erkeğiydi. “24”

Ehl-i Beyt soyundan gelen ve dindar bir asker olan Atatürk
nasıl bir annenin elinde ilk terbiyesini almıştır?

Atatürk hem anne hem de baba tarafından Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin ‘in soyundan gelmektedir.
Peki, Mevlana’nın hocası Şems-i Tebrizî’nin neslinden Zübeyde Hanım Mustafa’sına nasıl annelik yapmıştır?
__________________
23 Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt l, Remzi Kitabevi İstanbul 1976,s.4.
24 Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, 1976,c. l,s.40

HOŞGELDİN> ATATÜRK 99

Zübeyde Hanım tek erkek evladının üzerine titremiş, hatta askerliğe adım atmasından korkmuştur.

Askerliğe geçişinde yaşananları Mustafa Kemal şöyle anlatır:

“Komşumuz Binbaşı Kadri Bey’di. Onun oğlu Ahmet askerî
okula gidiyordu. Askerî mektep elbiseleri giyiyordu. Onu görün-
ce ben de böyle elbiseler giymeye hevesleniyordum.

Sokaklarda zabitler görüyordum. Onların derecesine varmak
için takip edilmesi lazım gelen yolun Askerî Rüştiye’ye girmek
olduğunu anlıyordum.

O sırada annem Selanik’e gelmişti. Askerî Rüştiye’ye girmek istediğimi söyledim. Annem askerlikten pek korkuyordu.
Asker olmama şiddetle engel oluyordu. Kabul imtihanı zamanı gelince ona sezdirmeden kendi kendime Askerî Rüştiye’ye imtihan verdim. Böylece anneme karşı bir emrivaki (olupbitti) yaptım. “25”

Atatürk’ün yanında 24 yılını geçiren Cevat Abbas Gürer, anne
Zübeyde ile oğul Mustafa arasındaki ilişkiyi şöyle misallendirir:

“… Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin İtalya’da,
Almanya’da, Bulgaristan’da mümessilleri henüz mezkûr devletlerce resmen kabul olunmamıştılar.

Yalnız Sovyet Rusya, İran ve Afganistan’da sefirlerimiz mev-
cuttu.

İşte harici vaziyetimizin böyle olduğu bir sırada Fransız edibi Mösyö Claude Farrere
(Klot Farer) İstanbul’a gelmiş ve Atatürk’le mülakat talebinde bulunmuştu.

(…) Bilhassa Erzurum Kongresi’nin akdinden sonra ihanet
timsali Vahidettin tarafından idama mahkum edilen Mustafa
_______________
25 Aydemir, 1976, s.52.

100 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

Kemal’in akıbetini düşünmekten hastalanan büyük Türk kadını
evladını mutlaka görmek arzusunu yerine getirmiş ve Adapazarı ‘na gelmişlerdi.
Atatürk üç büyük mülakatı yapmış ve İzmit nutkunu vermişti.

Muhterem validelerini beraberlerine alarak Ankara’ya dönmüşlerdi.
Bayan Zübeyde daha küçük yaşta öksüz kalan oğlunun her
haliyle yakından alakadardı.
Çünkü O’nun yetişmesinde ve yetiştikten sonra melekete hadim olmasında büyük bir âmil olmuştu. Atatürk’e hem tam mânâsıyla analık, hem babalık etmişti.

Sevgili oğlu Mustafa ‘sının idamla mahkumiyetini haber aldığı
zaman son derece dinç olmasına rağmen teessürden kahırlanan
Bayan Zübeyde hastalanmış, yatağa düşmüştü.

Uzun bir müddet oğlundan sahih bir malumat alamaması da
hastalığının ilerlemesine sebebiyet vermişti.

Çankaya artık Bayan Zübeyde’ye çok kıymetli ve sevgili oğlunu bol bol görmek ve O’nu kollamak fırsatı verdiğinden, Bayan Zübeyde pek memnun ve bahtiyar bir ömür sürüyor ise de
yine ekseriya vaktini hastalık içinde geçiriyordu.

(… ) Yalnız ana olmak itibarıyle değil fakat bu vakur, ciddi,
taşkın, zekası büyük Türk kadınını her gün ziyaret etmek Atatürk
için de bir vazife idi.
Ziyaretler haberleşmeden yapılmazdı. Çünkü ana ve oğul hazırlanmadan birbirlerini görmezlerdi.

Ebedi şef, sabahleyin uyanır uyanmaz eğer o gün anne-
sini görecek ise, annesinden birisi vasıtasıyla izin alırdı. Sonra
büyük bir merasimde bulunacakmışçasına hazırlanırdı.

HOŞGELDİN ATATÜRK 101

Bayan Zübeyde de hasta yatağında dahi olsa büyük bir ihtimamla Ataürk’ü kabule hazırlanırdı. Saçlarını taratır, işlemeli başörtüsünü örter, Makedonyalı gelinlik kızın zengin çeyizinden kalmış oyalı bürümcük gömleğinin üzerine ipekli entarisini giyerdi. Ve İstanbulkâri renkli maşlahı ile resmi kıyafetini tamamladıktan sonra oğlunu beklediği haberini gönderirdi.

Bayan Zübeyde Atatürk’e “Mustafa’ diye hitap ederdi.

(…) Ekseriya her iki büyüğün görüşmelerinde beraber bulunurdum.

Büyük, kıymetli evlat yetiştirmek bahtiyarlığıyla,kıymetli büyük bir anaya sahip olmak gururunu bir arada toplayan gözlerim, evet Türk içtimai bünyesindeki terbiyenin ve o terbiye temellerinin ne kadar derin ve köklü, ne kadar nezih ve ciddi, ne kadar samimi olduğunun canlı timsallerini gördükçe kendimden geçiyordum.

Bu ana oğlunu daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerle başlamış, onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş; köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı. Mevkiini bulan halaslar oğlunu 0, Mustafa Kemal yapmıştı.

(. . .) Atatürk, anasının elini öptü; Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk’ü bağrına basmak istiyordu. O’nu kucakladıktan sonra aziz Türk milletine eşsiz bir halaskâr kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalı idi. Fakat öyle olınadı. Bahtiyarlığı, gülen ve şirin yüzünden okunurken o büyük Türk anası kolları arasından uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı. Atatürk, ‘Ne yapıyorsun anne! ’ dedi. Elini çekmek istedi. Bayan Zübeyde sükü-

PROF. DR. HAYDAR BAŞ 102

netle ve kati bir ciddiyetle, “Ben senin anamm, sen benim elimi öğmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun. Fakat sen vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebasıyım. Elini öpebilirim’ cevabını verdi.

Oğlunun elini öpmekten ziyade Bayan Zübeyde, bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama (saygıya) layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu.”

İşte büyük Müslüman Türk anası. . .

Cevat Abbas’ın bahsettiği ana-oğul bağlılığı konusu savaş meydanlarından arkadaşlarına gönderilen mektuplarda da vardır. Savaş meydanlarından yazdığı mektuplarda annesini mutlaka sorardı.
__________________________
26 Gürer, 2007, s.93-95.

HOŞGELDİN ATATÜRK 103

MUSTAFA KEMAL, ANNESİNE ÇOK DÜŞKÜN BİR EVLATTI

Cevat Abbas’ın bahsettiği ana-oğul bağlılığı konusu savaş meydanlarından arkadaşlarına gönderilen mektuplarda da vardır. Savaş meydanlarından yazdığı mektuplarda annesini mutlaka sorardı.

Aşağıda mektuplarında arkadaşlarından annesini sormasıyla alakalı örnekler vardır:

22 Eylül 1911 ’de şöyle bir mektup yazar:
“Kardeşim Salih,

Mektubunu aldım. Şam vapuruyla Trablus’a gitmekte iken, ilan-ı harb üzerine avdet ettirildik (geri getirildik).

(. . .) Mümkünse valideyi görüp, müteselli et. Benim geçen aym tayinatı kalmıştı. Bari onun valideye verilmesine Necati Bey vasıtasıyla delalet et.” 27

____________________________
27 Salih Bozok-Cemil Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, Çağdaş Yayınları İstanbul, 1985, s.154.

104 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

4 Ekim 1911’de İstanbul’dan yazdığı mektuptan:

“. . . Senin ve Salih’in Selanik’te bulunması valideye muavenet (yardım) etmesi benim kuvvet-i kalb ve tab’ımı tazif ediyor (güçlendiriyor).” 23

2 Kasım 1911 tarihli İskenderiye’den Salih Bozok’a yazdığı mektubundan:

“Hazret-i Salih,

(. . .) Ben seyahatın bir sahnesinde hayvandan vurularak berayi tedavi (tedavi çin) İskenderiye’ye geldim. İade-i afyet etmek (iyileşmek) üzereyim. Gözlerinden öperim. Validemi hastalığımdan haberdar etme.” 29

15 Kasım 1911’de yine İskenderiye’den bir anne sorusu daha gelir:

“Ey Hazret-i Salih,

Seferin ilk devresindeki mecruhiyeti (yara açılmasını) savdık. Şimdi ikinci sefere çıkıyoruz. Bakalım Allah ne gösterecektir.

(. . .) Bizim valide acaba ne haldedir? Maaş alabildiler mi’?”30

Mustafa Kemal Halep’te bulunduğu sırada, evlatlığı Abdurrahim Tunçok ve Zübeyde Hanım’ı yanına aldırmıştır. Zübeyde Hanım’a, “annem” diyen Tunçok’un hatıralarında o günler anlatılır:

“Mustafa Kemal Paşa’nın Suriye’deki rahatısızlığı lstanbul’daki Akaretler’deki 76 numaralı evde başka biçimde yansımıştı. Annem Zübeyde Hanım ağlıyordu: “Mustafa’m kör olmuş… Mustafa’mın gözleri görmüyormuş artık.

__________________
28 Bozok, 1985, 8.156. 29 Bozok, 1985. 3.160.
30 Bozok, 1985, 3.161.

HOŞGELDİN ATATÜRK 105

Annemin duyduğuna göre Mustafa Kemal Paşa, çölde bir kum fırtınasına yakalanmış, kum tanecikleri ok gibi gözlerine girmiş. Mustafa Kemal Paşa’nın gözleri görmez olmuş. Tam bir hafta durmaksızın ağladı.

Haber aldığımızın ikinci haftasında Cevat Abbas Bey geldi eve,

“Halep’e dönüyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya sağlık haberlerinizi götürmeye geldim’ dedi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale’de yaverliğini yapan, ondan sonra yanından hiç ayrılmayan Cevat Abbas Bey ailemizin bir ferdi gibiydi.

Annem onu bırakmadı.

“Mustafa’mın gözleri kör olmuş. Beni de götüreceksin onun yanına. Onu görmezsem ölürüm ben burada’ demesi üzerine Cevat Abbas Bey de, “Bu konuyu yarın görüşürüz’ diyerek evden ayrıldı. Cevat Abbas Bey ertesi gün geldiğinde müjdeli haberi de beraberinde getirdi.

“Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çektim. Sizin oraya gelmek istediğinizi söyledim. Biraz önce telgrafıma cevap geldi. Sizi getirmemi emediyor. Abdürrahim’i de getirmemi emrediyor.’

Cevat Abbas Bey, bizi asker ve cephane taşıyan bir trene bindirdi. Bir hafta kadar süren bir yolculuktan sonra Halep’e geldik.

Annem, Mustafa Kemal Paşa’ya sarılıp öpüyordu. “Bak anne kör değilim’ diyordu. Biraz hastalık geçirdim, şimdi düzeldim’ dedi. Bana sarıldı, kucağına aldı, öpmeye başladı beni.

“Bak Abdürrahim’i de görüyorum anne’ diyor ve sevincini

106 PROF. DR.HAYDAR BAŞ

tekrar dile getiriyordu: Ne güzel ikiniz de buradasınız.” 31

Kılıç Ali’nin hatıralarında, Zübeyde Hanım’ın Mustafa Kemal’in çocukluğu ile alakalı anılan yer alır:

“Zübeyde Hanım Ankara’ya geldikten sonra bize, Atatürk’ün küçüklük hayatını anlatırken:

Mustafa’m küçücük çocukken bile gayet temiz giyinirdi. Adeta büyük bir adam gibi tavırlar alır, herkesten büyükmüş gibi konuşurdu.

Mahalle çocukları sokakta oynarlarken, onların taşisapan gibi sokak oyunlarına, ayak atmalarına, koşmalarına iltifat etmezdi.

Onun kendine mahsus bir benliği vardı. Ellerini pantolonunun cebine koyarak ve başını yukarıya dikerek konuşması daima hepimizin nazar-ı dikkatini celbederdi.

Ne kadar nazik, ne kadar sıkılgan bir çocuktu size tarif edemem. Konu komşu herkes onu çok severdi.

Çok zeki bir çocuktu. Kendisi daha Rüştiye Mektebi’nde iken Selanik eşrafından Evranoszade Muhsin Bey’in oğluna ders okuturdu.” 32

_____________________________
31 Gürer2007, S.177-178.
32 Kılıç Ali. 1955, 8.16.

HOŞGELDİN ATATÜRK 107

MOLLA ZÜBEYDE HANIM’IN VASİYETİ
Molla Zübeyde, belki de çok az Müslümanın düşünebileceği bir hassasiyetle malının taksimini yapmıştır.

Bu yazılı vasiyetidir.

Molla Zübeyde ölmeden evvel yanında bulunan Latife Hanım’a yazılı vasiyetinin dışında bir vasiyet bırakmıştır.

“Zübeyde Hanım son saatlerinde yanında bulunan Latife Hanım’a ayrıca bir vasiyet yazdırmıştır. .

Latife Hanım ölüm haberini ilk önce İzmir Valisi Mustafa Abdülhak (Renda)’ya bildirmiş, vali de büyük bir cenaze töreni hazırlatmıştı. ‘

Latife Hanım ilk gece İzmir’in tanınmış hafızlarından tam 33 kişiyi çağırarak sabaha kadar hatim yaptırmış ve hatim duası üç
gün sürmüştür.

108 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
(. . .) Latife Hamm, siyah bir manto giymiş, siyah peçe örtmüş, cenaze alayına katılmak istemişti fakat ailesinin ve din adamlarınm “İslam’da kadın cenazeye katılmaz’ diyerek engel olmaları üzerine bir faytona binerek cenazeyi arkadan takip etmiştir.
Latife Hamm, kabirde yüzlerce gümüş mecidiye sadaka dağıtmış, kırkında Mevlid okutmuş, 52. gecesinde de aşure yaparak fakire fukaraya dağıttığı gibi, hatimler indirerek bu mübarek kadına karşı duyduğu sevgi ve şükran borcunu ödemiştir.” ”
Salih Bozok, Mustafa Kemal’in, annesinin ölüm haberini Eskişehir’de aldığını yazar. Eskişehir’den İzmir’e geçerken de, yolda Latife Hanım’la evlenme kararını açıklamıştır.

“. . . (Latife Hanım’ın babası Muammer Bey) Fevzi, Kazım Karabekir Paşalar da beraber oldukları halde validelerinin kabirlerini ziyarete gidildi. Paşa’mn orada irad ettiği nutuk şöyledir:

(. . .) Burada yatan validem zulmün, cebrin, bütün milleti felaket uçurumuna götüren bir keyfı idarenin kurbanı olmuştur.

(…) Abdülhamit devrindeydi.1320 (1904) tarihinde mektepten henüz erkan-ı harp (kurmay yüzbaşısı) olarak çıkmıştım… Hakikaten beni bir gün aldılar ve baskı yönetiminin zindanına koydular. Validem bundan ancak hapishaneden çıktıktan sonra haberdar olabildi. Ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak 3-5 gün görüşmek nasip oldu. Çünkü tekrar idareye-i müstebidenin hafiyeleri, casusları, cellatları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi. Validem ağlayarak arkamdan takip ediyordu. . . Sürgünde geçirdiğim seneleri, anam gözyaşı ve ıstırap içinde geçirmiştir.
(. . .) Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman validem bu
_______________
33 Güler, 2015.

HOŞGELDİN ATATURK 109

adamın yalnız olarak geldiğinden haberdar olduğu dakikada benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş idam kararının infaz edildiğini zannetmiş ve bu zan kendisini felce düçâr etmiştir.

(…) İkematgâhı binbir türlü sebep ve vesilelerle basılır, aranır,kendisi rahatsız edilirdi.

Validem 3-5 senenin gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi. Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi.

(. . .) Ona kavuşabildim ki, artık maddeten ölmüştü. Yalnız manen yaşıyordu.

(. . .) Validemin ruhuna yüklendiğim Vicdan yeminimi tekrar edeyim:

Validemin mezarı önünde ve Allah’ın huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin egemenliğini muhafaza ve müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim.

Ulusal egemenlik uğrunda canımı vermek benim için vicdan ve namus borcu olsun.” 34

Bu asil Müslüman Türk kadını, evladına; vatanın bağımsızlığı ve milletin egemenliğine çıktığı yolda hep uzaktan duaları iledestek olmuştur.

Aşağıda Molla olarak vasıflandırılan Zübeyde Hanım’ın bıtaktığı vasiyet yer almaktadır:

“Dersaadet’te Beşiktaş’ta Akaretler’de 76 numaralı hanede mukim Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin validesi, ben Zübeyde emvâl-i mevcudemin sülüsünü bi’t-tefrik bervechi âti sarf ve

34 Bozok, 1985, 5.211-213.

110 PROF. DR. HAYDAR BAŞ

vakfedilmesini vasiyet eylerim:

1-Vefatımda techiz ve tekfin ve kabir ile dedegân ve tehlilhân Efendiler ile, makbere götürülmek mesârifi ve defnin üçüncü
günü akşamı huffâz ve hâcegân ve akraba ve ehibbâ ve komşulardan münasip görülecek zevât-ı sal hun davet edilerek akşam yemeği it’am ettirildikten sonra; hatm-i Kur’ân zımnında eczâ-i şerife tilâvet ettirilecek ve duayı müteakip huffâz ve hâcegâna hediyyeten münasip miktarda tevzi edilmek üzere ve işbu hususâtın cümlesi için 450 lira evrâk-ı nakdiyye tahsis eyledim.

2-Vefatımda Beşiktaş’ta kâin Yahya Efendi haziresinde defnedileceğim.

3-Yahudiden mühtediye Hayriye Hanım nam kadına ve mumâileyhânın vefâtı halinde oğluna 10 lira verilecektir.

4-Evlâd-ı mâneviyyem makamında hizmetçi Ayşe nam kıza gelinlik cehiz için keza 100 lira verilecektir.

5-Selanik’te biraderim müteveffa Hasan Ağa’nın mahdumu Abdurrahman’a 30 lira verilecektir.

6-Yetim Abdürrahim’e 25 lira verilecektir.

7-Vaktiyle hizmetimde bulunup hal-i gaybubette bulunan Vasfiye namındaki hizmetçim buldurularak yedine 20 lira verilecektir.

8- Perverdem Afife ile oğlu Hakkı’nın sünneti için 15 lira verilecektir.

9-Daima akmak üzere şehrin münasip bir mahallinde bir çeşme yaptırılıp suyu isâle edilmek ve ara sıra tamirine sarf olunmak üzere 475 lira tahsis eyledim.

HOŞGELDİN ATATÜRK 111
10-Her Cuma günü namazından bir saat evvel bed ile ezan okununcaya kadar münasip bir cami-i şerifte cemaate mukabil cehren iki cüz-i şerif kıraat ettirilerek mukabilinde tilâvet eyleyen hâfız efendiye nemâsından verilmek üzere 490 lirayı ve 9. maddenin ahkâmı için usul-ü dairesinde mehâkim-i şer’iyyede vakfiyesini tescil ettirmeye ve mütevelli tayinine ve dilediği şahsı mütevelli kılmaya mezun eyledim.

11-Kefaret-i savm ve salât ve zünub için ve Kurban Bayramının birinci günü 5 adet kurban kesilmek ve lahmı talebeye eklettirilmek ve hatm-i Kur’an olunmak üzere bir defaya mahsus olarak Darüleytam’a 200 lira hediye ve teberru edilecektir.

12-Vasiyetnamede gösterilen mevadd için tahsis eylediğim cem’an 1800 (lira) miktarındaki evrâk-ı nakdiyye işbu meblağ müddet-i hayatımda benim olmak, ba’de’l-vefat vasiyetim mucibince sarfolunmak ve Osmanlı Bankası’nda hıfzedilımek üzere namına hesâb-ı câri süretiyle tevdi edilmek üzere Selanik Başşehbenderi Kâmil Beyefendiye teslim eyledim. Mumaileyhin bir mahalle azimet ve gaybubeti halinde işbu meblağ, malumatım tahtında intihâb ve irse olunacak diğer emin bir zât namına kezalik bank-ı mezküra hesab-ı câri üzerine tevdi edilecektir.

13-Selanik’te Mithat Paşa Mekteb-i Sanayi karşısında kâin ma’a selamlık bir bâb büyük hanem ile aynı hane köşesinde kâin teyzemden alınan iki bâb hanemi Mustafa Kemal Paşa’ya ve gene büyük hanem köşesinde Ayşe Molla’dan alınan bir bâb hâne ile Ahmet Subaşı mahallesinde kâin bir iki cem’ân iki bâb hanemi kerimem Makbule Hanım’a tefrik ve tahsis eyledim. Bundan maada nezdimde mevcut nuküdumdan miktâr-ı münâsibini hayatımda kerimem mumâileyhâya bildirdiğimden oğlum Paşa’ya bir sene mukaddem kerimem Makbule Hanım’la müşte-

112 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
reken tahrir ve memhüren irsal eyledi ğimiz mektubumuzda zikreylediğimiz hususâtın mezkür mektupla mestür olduğu vechile hükmü bâki iş’âratımız vechile mevcuduvâki olduğu müşarüni. leyh Paşa Hazretlerine bildirilmesini vasiyet eylerim. İşbu vasiyetname muhteviyatı olan mevadd ve hususâtın tamamiyle icrâ ve tatbikini Selanik Başşehbenderi Kâmil Beyefendi ile mezkür Şehbendemame kâtibi Cemal Bey’i vekil ve vâsi-i muhtâr intihâb ve tayin ettim. Bilcümle hususâtın tatbik ve icra olunduğunu nâtık olmak üzere vekâbilü’l-istihsâl olan mahallerden vesâiki mukâbilinde teberruâtta bulunduklarına dair oğlum Mustafa Kemal Paşa’ya müfredatlı cetvel ile hesap vermeye mecburdurlar. 14-İşbu vasiyetname tarihinden mukaddem tanzim olunmuş diğer bir vasiyetname zuhur edecek olursa hükmü mefsuh ve gayr-i muteber olacaktır. 15-İşbu vasiyetname, biri nezdimde hıfz olunmak ve diğeri Kâmil ve Cemal Bey’lerde bulunmak üzere iki nüsha olarak tanzim ve teati edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin validesi Zübeyde. 16-İşbu vasiyetname’muvacehemizde tanzim ve meâli kıraat olunarak tetfhim olunduktan ve tamami ile ikrar eyledikten sonra kendi mühür ve parmağını vaz’eylediğini dünya ve ahiret şahidi sıfatıyla tasdik eyleriz. 25 Kânunusani 338/Şuhudü’l-hal (imzalar).” Hangimizin böyle bir vasiyetnamesi vardır?

HOŞGELDİN ATATÜRK 113

ALİ RIZA EFENDİ’NİN SOYU
Mustafa Kemal Atatürk’ün erken yaşta kaybettiği babası Ali Rıza Efendi de tıpkı Zübeyde Hanım gibi Selanik’in en köklü ailelerinden gelmektedir. Soyu Ehl-i Beyt’e dayanır.

Hatta Zübeyde Hanım ile Ali Rıza Efendi’nin ailesi geriye doğru birkaç asır gidildiğinde birleşir. 35

Ali Rıza Efendi’nin ilk soyu olarak geçen Molla Hasan, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın annesi Ayşe Hanım’ın annesi olan Emine Hanım’ın da soyudur. ‘

Zübeyde Hanımın babası Feyzullah Efendinin de bu kolla akrabalığı vardır.

Atatürk’ün ana ve baba tarafı esasen akrabadır.
________________________________
35 Bu konuda bkz. Öz, 2014, s. 86.

114 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
Babası Ali Rıza’nın ismi, Oniki İmam’dan biri olan İmam Rıza’nın isminden gelmektedir. Kızıl Hafız olarak bilinen Şeyh Mehmet Emin Efendi, Şeyh İbrahim Ethem’in oğludur; Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi ile amcazadedirler. Osmanlı nüfus defterlerindeki kayıtlara göre, Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi, Balkanların Türkleşmesinde önemli rol oynayan Kızıl Oğuz Türkmenlerindendir. Ali Rıza Efendi’nin sülalesinin en önemli özelliği tıpkı Zübeyde Hanım’ın ailesinde olduğu gibi dindar ve ehl-i tarik bir aile olmasıdır. Ali Rıza Efendi’nin dedelerinin neredeyse tamamı tarikat ehlidir. Selanik’teki Mevlevihane’nin kurucuları da olan bu ailede Mevlevî ve Halvetî başta olmak üzere diğer tarikat şeyhleri de bulunmaktadır. Belgeler ışığında gittiğimizde Mustafa Kemal Atatürk’ün 45 yaşında vefat eden babası Ali Rıza Efendi’nin babası Hacı Hafız Ahmet Efendi’dir. Hacı Hafız Ahmet Efendi’nin babası Mehmet Nurettin Efendi’dir. Mehmet Nuri Efendi’nin babası ise Selanik Kocakasım Paşa Mahallesi imamı Halvetî şeyhi Seyyid Şeyh Ali Rıza Efendi’dir. Şeyh Ali Rıza Efendi’nin babası meşayıhtan Mevlevî şeyhi Hacı Ahmet Efendi’dir. Şeyh Ahmet Efendi’nin babası Selanik Mevlevihanesi postnişini Şeyh Hasan Efendi’dir. (1590-?) 36 Şeyh Hasan Efendi Mustafa Kemal Atatürk’ün dedesinin dedesinin dedesidir.
________________
36 Öz, 2017, s.304.

HOŞGELDİNATATÜRK 115

Bu noktada arşiv belgesi olarak Halvetî şeyhi ve Kocakasım Paşa Mahallesi imamı olan Ali Rıza Efendi ile ilgili nüfus def- terlerini aktarmalıyız. 28 Nisan 1835 tarihli Nüfus defterinde Selanik Kocakasım Paşa Mahallesi’nde mukim “tarik-i Halveti- ye’den şeyh Ali Rıza Efendi ibn-i Şeyh Ahmet.. şeklinde geç- mektedir. 37 Şeyh Ali Rıza Efendi’nin oğlu Mehmet Nurettin ile ilgili nü- fus defterinde de yine aynı ifadeler geçmektedir. 38 Mevlevî şeyhi Ahmet Efendi’nin oğullarından Şeyh İbrahim Edhem ve oğulları ile ilgili belgelerde de “tarik-i Mevleviye’den Şeyh İbrahim Edhem ibn-i Ahmet.. .” ifadeleri geçmektedir. 39 Hem Zübeyde Hanım hem de Ali Rıza Efendi’nin soylarında onlarca ehl-i tarik, mutasavvıf ve şeyh bulunmaktadır. Mevlevî, Halvetî şeyhlerinin yanı sıra, Kadirî meşrep şeyh ve tarik ehli de bulunmaktadır. – Selanik Mevlevihanesi postnişini Mevlevî Hacı Hasan (Mol- la Hasan) – Şeyh Ahmed Efendi (oğulları Mehmet Ali ve İbrahim Ethem Mevlevî şeyhi; Ali Rıza Halveti şeyhi) – Şeyh Ali Rıza (Halvetî şeyhi) – Şeyh Mehmet Nuri ya da bazı kaynaklarda İbrahim Ethem – Şeyh Hafız Ahmet Efendi – Ali Rıza Efendi (Atatürk’ün babası). Bu konuda Zübeyde Hanım’ın kardeşi Hasan Efendi’nin so-
________________
37 BOA, NFS.d, defter no 4962, s. 86 (Belge no: 4).
38 BOA, NFS.d, defter no 4970, 21 şubat 1841, s. 48 (Belge no: 5).
39 BOA, NFS.d, defter no: 4962, 28 Nisan 1835, s. 93 (Belge no: 6)

116 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
yundan güniinıiizdc hayatta olan Sayın Kamil Ali Savaş Beye- fendi ‘nin arşivinde Abdülkadir Geylani Hazretleri ve Kadiri yo- lundan gelenler tarafından kullanılan “Evrad-ı Kadiriyye” isimli bir dua kitabı bulunmaktadır. 40 Bu evrad-zikri el yazıması ve 30 sayfadan oluşmakta olup, Mustafa Kemal Atatürk’ün ailesinde Abdülkadir Geylani Hazretlerinin yolundan giden Kadirî meşrep şeyhler ve müridler olduğunu gösteren önemli bir delildir.
________________
40 Bkz. öz, 2017, s. 172.
_____________________________________________

HOŞGELDİN ATATÜRK 117
YENİKAPI MEVLEVİHANESİ ATATÜRK’ÜN BABASI ALİ RIZA EFENDİ’YE KEFİL OLMUŞTUR
1866 tarihli Başbakanlık Osmanlı Arşivi Sadaret Mühimme Kalemi evrakında bulunan bir belge Mustafa Kemal Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi ‘nin Mevlevihane tarafından nasıl sahiplenildiğini gözler önüne sermektedir. Gümrük dairesinde (rüsumat dairesi) işe alınması için Rüsü- mat Emanetine dönemin Yenikapı Mevlevihanesi postnişini günümüz ifadesiyle bir referans mektubu yazmıştır. Bu referans mektubunun Osmanlıca transkripti şu şekildedir: “Rüsûmât emânet-i behiyyesine tezkire-i âcizî Yenikapu Mevlevihânesi post-nişîni reşâdetlü efendi dâ’îlerinin leffen irsâl-i huzûr-ı alileri kılınan tezkirelerinde tav- siye olunan Ali Rıza Efendi ashâb-ı ma’lûmât ve ehliyetde ve

118 PROF. DR. HAYDAR BAŞ
şâyân-ı istihdâm-ı müste’adândan bulunduğuna ve sûrct-i iltimâs dahi muhterem ve nıültezem olduğuna binâen efendi-i mûmâ- ileyhin husûl-i mesrûriyetine himem-i sâmiye-i chl-niivâzîlcri bî-dirîğ ve sezâvâr buyurulması niyâz-ı mahsûsuyla takdim- i tezkire-i âciziyeye mücâseret olundu. ol bâbda emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir.”

Bu mektupta günümüz Türkçesiyle özetle, Ali Rıza Efendi ‘nin güvenilir, ehliyetli ve hepsinden önemlisi “ashâb-ı malumat” bilinen bir aileden geldiği vurgulanmıştır.
________________
41 BOA, A.MKT.MHM, 335-91, Hicri, 29-01-1282 (Belge no: 7).
______________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla