Gulul

Gulul

07.04.2019
Birçoğumuzun beklide hiç duymadığı bir kelimedir gulul.

Diğer taraftan ise hakkında en çok konuştuğumuz, yorum yaptığımız, kendimize göre ölçüler koyduğumuz, bu ölçülere göre birilerini aklayıp, paklayıp veya batırdığımız bir konunun başlığıdır gulul.

Nedir gulul? Sözlükte, “gizlemek, bir şeyi gizlice almak, hırsızlık yapmak; hıyanet etmek” manalarına gelir…
İslam ahkamında ise devlet malına gayrı meşru her türlü saldırıyı ifade eder.
Yani devlet malına hıyanet etmek, taksim edilmemiş ganimetlerden bir şey almak, hakkı olmayanı alma, faydalanma, şahsi çıkarları için kullanma, çarçur ve israf etme, devlet malını suiistimal etme, bütçeyi adaletsiz yapma, örtülü ödenek, zimmet, adam kayırma, torpil, rüşvet gibi konular bu başlığın kapsama alanındadır. (En doğruyu Allah bilir)
Hiçbir hıyanet, çalma, rüşvet, yolsuzluk vs. gizli kalmayacaktır. Bu gerçeği Allah (c.c) garanti ediyor.
“Her kim hıyanet edip de ganimetten veya kamuya ait hâsılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününe o vebalini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir.” (Ali İmran Suresi 161)
Peygamberimizin (s.a.a.v) devlet malına verdiği önem ve devlet malındaki adalet anlayışı bizlere ölçü ve ayna olması gerekir.
Peygamberimiz bildiğiniz gibi aynı zamanda devlet başkanıydı. Mübarek Kızı Hz. Fatıma (a.s) el değirmeni ile ekmek yapmak için buğday veya arpa öğütmekten elleri yara olmuştu.
Babasından bir yardımcı tayin etmesini istedi. Allah Resulü, Ashabı Suffa’yı göstererek, onların ihtiyaçlarını karşılamadan böyle bir şey asla yapmayacağını ifade etti.
İmam Ali’de de aynı tavrı görürüz. O’da, Allah Resulü gibi milletin işleri halletmeden, onları ihtiyaçlarını karşılamadan asla kendi ailesinin ihtiyaçlarını karşılamammış, devlet malının taksiminde milleti, ailesinden, akrabalarından önde tutmuştur.
Devlet malından çalma, gasp, yolsuzluk, ihanet gibi başlıklar ise iman sahiplerini devlet malına karşı iki kere değil iki yüz kere düşündürmelidir.
Çünkü savaşta Peygamberin yanında savaşıp, ölüp ama böyle bir suça bulaşanların imanını Allah’ın (c.c) kabul etmediğini bizzat Peygamberimiz bildirmiş ve o kişilerin cenaze namazını kılmamıştır.
Hayber günü Peygamber Efendimize atılan oklara kendini siper ederek ölen bir kişi için sahabeler; ”Ne güzel ölüm, cennete gitti” anlamında cümleler kuruyorlardı.
Peygamberimiz (s.a.a.v); “Hayır, o cennete gitmemiştir. Açın elbisesini bakınız” diye buyurmuş ve ölen kişinin sırtında henüz daha paylaştırılmamış, kamuya ait bir elbise kumaşının sarılı olduğu görülmüştür.
Peygamber Efendimizi korumak için kendini feda eden bir kişinin, kamu malından bir kumaş aşırması cennete gitmesine engel oluyor.
Kamuda çalışan sıradan bir memur veya devletin idaresini üstlenen kişilerin sorumluluğunu bir düşünün.
Peygamber Efendimiz; “(Ey İnsanlar!) Sizden kimi bir iş için görevlendirdiğimizde o, bizden bir iğneyi veya iğneden daha değersiz bir şeyi gizlerse bu bir hıyanettir ve kıyamet günü onunla gelecektir.
Bunun üzerine Ensar’dan bir adam ayağa kalktı ve “Ey Allah’ın Resulü, bana verdiğin memuriyeti geri alınız.” dedi.
Hz. Peygamber; “Sana ne oldu?” diye sordu. Adam; “Söylediklerini işittim.” dedi.
Bunun üzerine Peygamberimiz; “Aynı şeyleri şimdi tekrar ediyorum: “Bir kimseyi herhangi bir göreve memur edersek, o malın büyük, küçük hepsini getirsin, tarafımızdan verileni alsın, yasaklanan şeyden sakınsın” buyurdu. (Müslim: 1833)
Ayet ve hadisler sadece okumak için, hayran kalmak için değildir. Ölçüdür, aynadır. Kendimizi bu ölçüde tartıp, aynaya iyi bakmamız lazım, diye düşünüyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla