Sosyal Devlet Milli Devlet 2.Bölüm

İkinci bölüm

 


SAYFA ☆ 133 ☆


 


SAYFA ☆ 135 ☆

 

SOSYAL DEVLET


MİLLİ DEVLET

 

 Sosyal Devlet kavramı, hemen hemen bütün devletlerin anayasalarında ki temel hükümlerdendir. Bütün iktisat görüşleri, Sosyal Devleti veya refah devletini hayata geçireceğini iddia eder. Ama ilk defa hiçbir iktisadi modelin hayal bile edemediği bir Sosyal Devlet anlayışını, Milli Devlet Modeli hayata geçirmekte ve bunun teorik-pratik temellerini ortaya koymaktadır.
 Gerek Sosyal Devlet kavramına yaklaşımı, gerekse bunun uygulanması için gerekli olan finansmanın oluşturulması noktasında şu ana kadar ifade edilen Sosyal Devlet yaklaşımlarından bambaşka bir Sosyal Devlet anlayışını uygulamaya koymaktayız.
 Önce şu soru ile konuyu açabiliriz: Neden Sosyal Devlet-Milli Devlet’? . .
Milli Devlet’in vazifelerini tarif ederken, insanların doğuştan gelen hakları olduğunu ifade etmiştik. Bunları yaşatmak ve korumak ise devletin vazifesidir. İşte bu hakları yaşatmakla mükellef olan devlet, sosyal sorumluluklar taşımaktadır. Sosyal Devlet olmak devletin vatandaşlarına karşı bir ikramı değil, onun varlığının gereği ve vazifesidir.

 


SAYFA ☆ 136 ☆

 

Yani işsiz bir insana işsizlik parası vermek, devletin ona bir ikramı değildir. Çünkü devlet, vatandaşlarına iş bulmak zorundadır; yani yaşamak isteyen devlet, vatandaşlarını yaşatmak durumundadır. Eğer bir birey iş bulamıyorsa, bunun sorumluluğu devlete aittir ve bu eksiğini telafi edinceye kadar ona işsizlik maaşı ven’nek zorundadır.
 Devletin, gelirlerinin vatandaşına hizmet olarak geri döndürmesi ve milletinden topladığından daha fazlasını milletine vermek suretiyle sosyal adalet ve adil gelir paylaşımını sağlama karakterine haiz devlete, “Sosyal Devlet” diyoruz.
 Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir “Sosyal Hukuk Devletidir.
 Anayasamızda yer almasına rağmen, tam manasıyla hayata geçirilememiş olan Sosyal Devlet anlayışı, ancak Milli Ekonomi Modeli ve Milli Devlet tezimizle işlerlik kazanacaktır. ‘
 Anayasa Mahkemesi’ nin 27 Eylül 1967 tarihinde Resmi Gazete’ de yayımlanan Sosyal Devlet tanımı şöyledir: “İnsan hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan, kişiyle toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadi ve mali tedbirler alarak çalışanları koruyan, işsizliği önleyici, milli gelirin adalete uygun bir şekilde dağılmasını sağlayıcı tedbirleri alan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi bir özgürlük rejimi uygulayan bir devlet.”
 Milli Ekonomi Modeli ve onun siyasi açılımı olan Sosyal Devlet- Milli Devlet tezi, tam bir “Sosyal Hukuk Devleti”nin hayata geçirilmesi projesidir
Milli Devletin tarif ettiği Sosyal Devlet anlayışının üç ayağı vardır. ▪1 -Sosyal Güvenlik, ▪2 -Sosyal Hizmet, ▪3 -Sosyal Destek. Bunları tek tek ele alalım.

 


SAYFA ☆ 137 ☆

■ A▪ SOSYAL GÜVENLİK

ILO’nun 1952 tarih ve 102 sayılı sözleşmesinde 9 ayrı sosyal ve ekonomik risk sıralanmaktadır. Bunlar sırası ile “yaşlılık, malullük, ölüm, iş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık, analık, işsizlik ve aile yardımları”dır.
Sosyal Devlet-Milli Devlet’in tarif ettiği sosyal güvenliğin farklarını ortaya koymak için şu ana kadar Batı dünyasında ve ülkemizde uygulanan Sosyal Güvenlik anlayışlarına kısa bir göz atalım. Bilinen Sosyal Güvenlik uygulamalarında, sosyal güvenliğin finansmanı üç yerden karşılanır. Birincisi işveren, ikincisi işçi, üçüncüsü devlettir. Gerçi ülkemizde sadece işçi ve işveren üzerine mali külfet yüklenmiştir; ama dünyadaki uygulama bu üçlü üzerine oturur.
Burada iki ayrı ekol vardır; birincisi, Kıta Avrupası’nın tarzı ki, Sosyal Güvenlik için alınan katılım payları ve vergiler daha yüksektir. Ama daha fazla Sosyal Güvenlik desteği verilmektedir. Kıta Avrupası’nda kamu harcamalarının GSYMH’ya oranı % 50 düzeyindedir.

 


SAYFA ☆ 138 ☆

 

İkinci ekol ise, Anglo Sakson tarzı, yani ABD’nin uyguladığı modeldir. Burada daha az vergi, ama daha az Sosyal Güvenlik desteği vardır. ABD’de kamu harcamalarını GSMH’ya oranı % 35’ler düzeyindedir.
Gelişmiş kabul edilen ülkelerde Sosyal Güvenlik harcamalarının GSMH’ya oranı % 25 ile % 35 arasında değişirken; geri kalmış ülkelerde bu oran, % 8 ile % 5 arasındadır. Bilinen Sosyal Güvenlik harcamalarının üç mali kaynağı olduğunu söylemiştik… Devletlerin sosyal güvenliğe katkısı ise, ingiltere de % 43.9, Almanya da % 26.6, Fransa’da 21.5 düzeyindedir (1).
 Pirim ağırlıklı sistemlerde devlet katkısı daha düşüktür; ama vergi oranları da buna bağlı olarak diğer modele göre fazla yüksek değildir. Vergi ağırlıklı sistemlerde ise devletin katkısı daha yüksektir; ama vergiler de ona bağlı olarak daha yüksektir. Devletler, Sosyal Güvenlik için ihtiyaç duyduğu finansmanı yine vatandaşlarından karşılama yolunu tercih ederken, adeta “bir çeşit özel sigorta kurumu” gibi davranmaktadırlar.
 1929 yılından sonra Keynesyen politikalar uygulayan ülkeler, kamu harcamalarını arttırarak piyasadaki durgunluğun önüne geçmeye çalışırken; Sosyal Güvenlik harcamalarını da arttırdılar. Aynı zamanda genişleyici maliye politikaları için faizli borç para ile bütçe açıklarını finanse etme yoluna giderken, yüksek vergiler ile de bu açıklarını kapatmaya çalıştılar.
 1980’den sonra artan “ işsizlik oranı ve yaşlanan nüfus, her iki taraftan “aktüa’ryel denge”yi (aktif sigortalıların – pasif sigortalıya oranı) daha da bozdu; yani, hem daha fazla insan Sosyal güvenlikten istifade ediyordu, hem de daha az birey pirim ödüyordu. Avrupa’da 65 yaş üzeri kesim, 1999 yılında % 19 iken, 2010 yılında bu oranın % 25 olacağı tahmin edilmektedir (2).

 


▪1-General Goverment Exspenditure and Reevenue in The EU in 2003 Eurostat; Türk iş Yıllığı. Dünya Bankası 94 verileri ▪2 -European Commission The Social Stiation in EU 2001, Brusells 2001


 


SAYFA ☆ 139 ☆

 

Bir taraftan bütçe kalemleri içerisindeki faiz ödemeleri artarak sosyal güvenliğe yapılan harcamaları kısma yönünde baskı oluştururken; diğer taraftan da aktüaryel dengenin daha da olumsuz yapı kazanması, Kıta Avrupası’nı ciddi bir şekilde zorlamaktadır. Çözüm olarak ise, Sosyal Güvenlik harcamalarını kısmaya çalışmaktalar. Alman Cumhurbaşkanı’nın 2. Dünya savaşından sonraki en kapsamlı reform dediği Sosyal Güvenlik’le ilgili yeni reform paketi ile, ülkede işsizlik ödeneği 32 aydan 12 aya indirildi.
 Şirketlere 4 yıla kadar işçi çıkarımında haklar getirildi. Ve en önemlisi, bireysel sorumluluğu arttıran ve fiyat esnekliği getiren yeni anlayış devreye konuldu (3).
 Öte yandan, daha fazla istihdam yaratarak çalışan insan sayısını arttırmayı hedefliyorlar.
Bunun için de, daha düşük ücretle de olsa, yarı zamanlı istihdam desteklenirken; çalışmayan bayanları da iş sahasına çekmeye çalışıyorlar. Doğaldır ki, piyasalarındaki durgunluk, işsizliği körüklediği için; buldukları tek çözüm, yarı zamanlı istihdamdır. ‘
Bu yaklaşımı, hem Avrupa Komisyonu Eylül 2000 AB Sosyal Politika Gündemi raporunda, hem de Avrupa Komisyonu’nun 2001-AB’nin İstihdam ve Sosyal Politikası raporunda detaylı olarak bulmak mümkündür. Yarı zamanlı çalışanların toplam istihdam içerisindeki payı Almanya’da % 21.4, Hollanda da % 43.9, Ingiltere’de % 24.9 dur. AB genelindeki oran ise % 18.1’dir (4).
İstihdam yaratmakta zorlanan AB, “esnek işgücü” kavramı ile hem ücretlerin düşmesine göz yummakta; hem de yarı zamanlı istihdamı desteklemektedir. Yani bütün gün çalışma yerine, günün belli saatlerinde çalışma imkanları oluşturularak, yeni istihdam yolları aranmaktadır. ‘

 


▪3 – Bkz. Deustchland Dergisi, Gündem 2010, s. Mart 2004

▪4 – European Commıssıon Employment in Europe 2003, Trends and Prospects Luxemburg 2002.

 


SAYFA ☆ 140 ☆

 

Yeri gelmişken önemli bir noktaya da değinmekte fayda vardır; AB. iflas etmiş sosyal güvenliğini kurtarmak için işgücü oranını 2010 yılında % 70′ lere çekmeye çalışmaktadır (5).
 Bu gerçeği de, hem Eylül 2000 AB Sosyal Politika Gündemi raporunda, hem de Avrupa Komisyonu 2001 AB’nin İstihdam ve Sosyal Politikası raporunda detaylı olarak bulmak mümkündür. Görünen şu ki, AB ülkeleri, bırakın işgücü oranını arttırmayı, yüksek işsizlikle boğuşmak zorundadır. Çalışmayan her insan, kendi Sosyal güvenliklerinde ve bütçelerinde yük iken ve bu krizden nasıl çıkacaklannı bilmiyorlarken; Türkiye’yi güya AB’ye kabul edip Tüıkiye’deki işsizliği, iflas etmiş olan Sosyal Güvenlik sistemlerinin üzerine yeni bir yük olarak koymalan hiç mümkün değildir. Bu bağlamda AB’nin Türkiye’yi almasının asla mümkün olmadığını daha önce de ifade ettik.
 Hatta tek başına Sosyal Güvenlik meselesi bile, AB’nin Türkiye’yi içine kabul etmesinin mümkün olmadığını ispat etmek için yeterlidir. Gerek ABD için, gerekse Kıta Avrupası için, eğer “yarı zamanlı istihdam”ı işsizlik rakamlanna eklersek; ortaya çıkan rakamlar, gerçekte kapitalist modellerin bütün ekonomi sahalannda olduğu gibi, istihdam yaratmada da tam anlamı ile sınıfta kaldığını göstermektedir. Nerede ise her üç çalışandan birinin yan zamanlı çalıştığı bir ekonominin, kendi fertlerine güvenli bir gelecek sunduğunu ve iş imkanı sağladığıni söylemek pek gerçekçi olmasa gerektir. Sosyal Devlet-Milli Devlet’in tarif ettiği “Sosyal Devlet”, her şeyden önce finansmanını ne işverenden, ne de işçiden sağlamaktadır, kendi kaynakları ile bunu sağlamaktadır. Bu kaynaklan açıklamadan önce finansmanın işçi ve işverenden karşılanmasının ekonomide yarattığı bazı önemli tahribatlara işaret etmemiz gerekmektedir. Şöyle ki…İşverenden alınan pirimler veya yüksek vergiler, üretim maliyetlerini yukarı çekeceği için maliyet enflasyonunu tetiklemektedir. İşçiden alınan pirim veya yüksek vergi ise, piyasalarda zaten azalmış olan talebi daha da daraltacak, dolayısı ile piyasaları durgunluğa sokacaktır.

 


▪ 5 – 2000 AB Sosyal Politika Raporu, 2001 AB istihdam ve Sosyal Politika Raporu


 


SAYFA ☆ 141 ☆

 

Örneğin ülkemizde paranın yılda 16 kez elden ele dolaştığını düşündüğümüzde; işçiden kesilen her 1 birimlik pirim, ekonomide 16 birimlik bir tüketim ve buna bağlı üretim daralması oluşturmaktadır. Bu daralma da kapasite kullanımında azalmayı ve işçi çıkarımlarını beraberinde getirmektedir. Ülkemizde İşsizlik Fonu son yıllarda uygulamaya konmuştur. Fonda 2006 Nisan ayında 19.298.349.394.450 katrilyon TL para bulunmaktadır (6).
 Sözkonusu fonda toplanan paralar, işçi ve işverenden kesilen primlerden oluşmaktadır. Ne kadar ilginçtir ki, işsizlik fonunun devreye konması yukarıda izahını yaptığım açıdan olaylara baktığımızda ki, -doğrusu budurişsizliği daha da arttırmıştır. Eğer bu para, dar gelirli kesimden alınmamış olsa idi. Bir yılda 16 misli tüketim artışı olacak, buna bağlı olarak da üretim artacağı için yeni iş alanları ve istihdam oluşturacaktı.
 Sosyal Güvenlik kesintileri adı altında özellikle işçiden alınan prim veya vergiler, bu kesimin gelirlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısyla kendi ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalan bireylerden oluşan bir ekonomide yaşanan resesyon, toplumun bütün kesiminin sosyal güvenliğini tehdit etmektedir.Tüketim artışı yetersiz olan ekonomilerin yeterli istihdam üretmesi beklenemez. En büyük sosyal risk de elbette işsizliktir. Sosyal Devlet-Milli Devlet’in tarif ettiği “Sosyal Devlet” anlayışının finansmanına değinmeden önce şunu da belirtmek gerekir; vatandaşların tamamının her hangi bir ücret ödemeden Sosyal Güvenlik’ten istifade etme hakkı vardır.
Devletin sağlayacağı sosyal güvenliğin maddi karşılığı, hane halklarını normal geçim çizgisinin üzerinde yaşatacak ve hiç kimseye muhtaç olmadan hayatlarını devam ettirecek düzeyde olmalıdır. Bugün ne ülkemizde, ne de başta ABD olmak üzere liberal-kapitalist modelin uygulandığı ülkelerde sağlanan sosyal güvenliğin maddi karşılığı, bırakın normal yaşam seviyesinde olması, birçok yerde açlık sınırının altındadır.
hr size=”2″ color=”red” /> ▪ 6 – Bkz. İş-Kur

 


SAYFA ☆ 142 ☆

 

Özellikle sağlık hizmetleri, hastayı iyileştirmeyi sağlaya. madığı gibi, sağlıklı insanı dahi hasta edecek bürokratik engeller ve kısıtlamalarla doludur.
 Asgari geçim standardının altında verilen Sosyal Güvenlik yardımlarını, Sosyal Güvenlik olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle hangi gerekçe ile olursa olsun; bireylerin gelirleri, Sosyal Güvenlik sistemi ile hiç kimseye muhtaç olmadan hayatlarını ikame edecekleri düzeye çıkarılmalıdır. Buna “onurlu yaşam hakkı” da diyebiliriz. Sosyal Devlet/Milli Devlet’in 2007 yılı için ülkemiz şartlarında belirlediği asgari Sosyal Güvenlik destek miktarı, “2.000 TL”dir. Bu miktar, Sosyal güvenlikte taban olup, bunun altında bir desteklemenin yapılması bireylerin hayatlarını güvence altına almayacaktır. Bu yönüyle de Ssoyal Devlet-Milli Devlet’in Sosyal Güvenlik yaklaşımı liberal-kapitalist anlayışlardan ayrılmaktadır. Kapitalist modeller, olaylara “üretim yanlı” yaklaştıkları için sosyal güvenliğe yapılan harcamalar, bütçeler üzerinde yük olarak görülmektedir. Finansman olarak maliyetli paranın kullanılması da, gerçekten zaman içerisinde Sosyal Güvenlik açıklarını bütçeler üzerinde bir kambur haline getirmiştir.
 Oysa Milli Ekonomi Modeli göstermiştir ki, ekonomilerde piyasaların kendi başlarına dengeye oturmaları mümkün değildir; muhakkak “tüketim yanlı” bir müdahaleye ihtiyaç vardır. Bunun için Sosyal Devlet, bir yönü ile ekonomilerin hem gelişmeleri, hem de rayına oturması için gereklidir.
Sosyal Devlet-Milli Devlet, Sosyal Güvenlik finansmanı için üç kaynaktan istifade etmektedir.
-Üretim karşılığı elde edecekleri senyoraj geliri,
 -Tüketimin desteklenmesi sonucu büyüyen ekonomilerde artan vergi geliri,
 -Yer altı ve yerüstü kaynaklarının devlet millet ortaklığı ile işletilmesinden elde edilecek gelirler ki, sadece bu son enstrüman ülkemiz şartlarında 3 katrilyon dolar nispetinde inanılması güç kaynak sağlamaktadır.

 


SAYFA ☆ 143 ☆

 

Ülkemiz örneğine tekrar dönersek; bütün bu kaynaklara ihtiyaç bile duymadan, sadece “faize ödenen para”nın son bulmasından dolayı elimizde kalacak gelir, bütün bu harcamalar için yeterli finansmanı bize kazandırmaktadır. Faizle borçlanmaya ne şekilde ve niye son vereceğimizi Milli Ekonomi Modeli’nde izah etmiştik. 2006 rakamlarıyla söylersek, ülkemiz şartlarında yılda faize ödenen para 120 katrilyonun üzerindedir. Bütçe kayıtlarımızda hükümetin bunun “nerede ise yarısı”nı gösteriyor olması; geri kalan kısmını, anapara haline çevirip gizlemesi, gerçekleri değiştirmemektedir. Gerek ıskontolu tahvil ihaleleri ile, gerekse öteleme ihaleleri ile faiz kısmı “ana para” haline çevrilerek bütçe ve borç kayıtlarından çıkarılmaktadır.
 2005 yılında toplam sosyal güvenliğe harcanan para 46.824.779.000 katrilyon TL’dir. Bunun içerisinde bütçeden aktarılan 23.322.000.000 katrilyon ile, işçi ve işveren primleri de bulunmaktadır (7). Sadece faize verdiğimiz para elimizde kalsa; şu anda sosyal güvenliğe yaptığımız harcamanın nerede ise üç katını yapabiliriz ki, bundan başka elimizde devreye konmayı bekleyen yukarıda ifade ettiğimiz üç kaynağımız daha bulunmaktadır. Sosyal Güvenlik kapsamında yukarıda ifade ettiğimiz 9 riske karşı bireyler devletin koruması altındadır, devletin koruması “sosyal devlet” olmasının gereğidir. Ancak bu 9 riskin dışında Sosyal Devlet-Milli Devlet, Sosyal Güvenlik hizmetlerinin arasına “barınma ihtiyacı”nın karşılanmasını da eklemiştir. Her bireyin en azından başını sokabileceği bir eve ihtiyacı vardır. Bu sebeple evi olmayanlara, “sıfır faizli, uzun vadeli ve maliyetine ev verilerek kira öder gibi bireyler ev sahibi olacak”tır. Bu ev için ödenecek olan kira miktarına denk taksitler, vatandaşlık maaşını geçmeyecek düzeyde olacaktır. Bu sebeple evi olmayanlara ev projesi Sosyal Güvenlik’te 10. madde olarak Sosyal Devlet-Milli Devletin temel hizmetleri arasında yerini almıştır.

▪ 7 – Bkz. Maliye Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur, Emekli Sandığı

 


SAYFA ☆ 144 ☆

 

Ayrıca,
 -Vatandaşa, her hangi bir ücret ödemeden verilecek sağlık hizmeti,
 -Her hangi bir prim ödemesi alınmadan asgari geçim seviyesine karşılık gelecek miktarda verilecek emeklilik maaşı,
 -Ev hanımlarının “insan işçisi” statüsünde emekli edilerek maaşa bağlanması,
 -Doğan her çocuğa bugünkü para ile 15 milyara karşılık gelecek nakdi yardımlar,Engelli, özürlü ve çalışamayacakların geçimlerinin devlet tarafından üstlenilmesi ve benzeri birçok uygulama, yukarıda değindiğimiz 9 temel riske karşı, Sosyal Devlet-Milli Devlet’in vatandaşlarını gerçekten koruma altına alan bir Sosyal Güvenlik anlayışına verilecek bazı örneklerdir.

 


SAYFA ☆ 145 ☆

 

▪ B) -SOSYAL HİZMETLER
Sosyal Devlet’in ikinci ayağı ise “sosyal hizmetler’dir… Bu bağlamda eğitim hizmeti, kültür hizmetleri, din hizmetleri, spor hizmetleri vb. faaliyetleri bu bölümde ele alabiliriz.
▪1 – EĞİTİM HİZMETLERİ
 Eğitim bahsinde detaylı olarak bu konuya değineceğiz; ancak burada belirtmemiz gereken yönü, gençlerin eğitim masraflarının, anne-babanın sırtında değil, devletin sorumluluğu içerisinde olduğudur. Bireylerin sahip oldukları kabiliyetleri açığa çıkarmak, onları kendi kültürüne göre eğitmek, çağdaş bilgilerle donatmak öncelikle devletin vazifesidir ve her vatandaşının hakkıdır.
▪2 – KÜLTÜR HİZMETLERİ
 Öncelikle milletlerin kendi kültürü, kendi tarihi ve medeniyeti ile ilgili olmak üzere kültürel faaliyetlerin devlet tarafından finanse edilmesi; bu bağlamda sanatsal faaliyetler için gerekli maddi katkının sağlanması, bu hususta gerekli eğitim kurumlarının sayısının arttırılması Sosyal Devlet’in hizmetleri arasında yer almaktadır. Burada görsel medyaya da değinmekte fayda bulunmaktadır.

 


SAYFA ☆ 146 ☆

 

Sosyal Devlet, büyük bütçeler gerektirdiği için yapılamayan filmlerin bütçelerini finanse ederek milletin kendi değerlerini nesillere görsel olarak anlatmasına imkan tanıyacaktır.
 Yabancı filimler ile o milletlerin kültür bombardımanı altında kalan nesillerin kendi kültürlerini değerlerini görsel olarak sinema mantığı içerisinde öğrenmesi sağlanacaktır.
 Özellikle görsel medya son derece stratejik bir alandır. Bu sahada milli bir politikanın varlığı nesillerin yetiştirilmesi ve bilinçlendirilmesi için son derece önemlidir.
Medya ile ilgili bir diğer konu da, gerek yazılı, gerekse görsel yerel medya kuruluşları maddi olarak desteklenecektir. Yerel medyanın güçlendirilmesi, çok seslillği sağladığı gibi, demokrasinin de yerleşmesine katkıda bulunacaktır. Orneğin yerel televizyonların uydu kiraları, belli bir tiraja kadar yazılı basının kağıt giderleri devlet tarafından verilen “toplumu bilinçlendiren reklamlar” karşılığı sübvanse edilecektir.
■ 3 – DİN HİZMETLERİ
 Bireylere din eğitiminin verilmesi ve ibadethanelerin yapılmasının sağlanması yine Sosyal Devlet’in vazifeleri arasındadır. Elbette Sosyal Devlet’in bu özelliği hem devlet-millet kaynaşmasına katkı sağlayacak, hem de din istismarını önleyecekür
 ■ 4 – SPOR HİZMETLERİ
 Sportif faaliyetlerin tabana yayılmasının sağlanması, özellikle gençlerin yetişmesinde zararlı alışkanlıklardan korunmasında son derece önemlidir. Mahalle, köy spor klüplerinin devlet bütçesi tarafından desteklenmesi, çocuklar için geniş oyun ve eğlence komplekslerinin yapılması Sosyal Devlet’in hizmetleri arasında yer almaktadır. Atatürk’ün dediği gibi “sağlam kafa sağlam vücut da bulunur.”

 


SAYFA ☆ 147 ☆

 

■ C) SOSYAL YARDIMLAR
Sosyal Devlet’in bir diğer da sosyal desteklerdir. Bunun başında “vatandaşlık maaşı” gelmektedir. Sosyal Devlet, ayrım yapmaksızın bütün vatandaşlarına maaş verecektir
 Bir diğer sosyal destek ise, “belli gelirin altında kalan gruplardan vergi alınmaması”dır. Bu ülkemiz şartlarında yıllık, ▪2006 yılı için100 milyar ve altıdır.
 Öte yandan, Sosyal Devlet tarafından isteyen herkese sağlanacak olan sıfır faizli kredi imkanı, kabiliyeti olan herkesin aynı zamanda önünü açmakta ve gerçek özgürlüğün toplumsal alanda yakalanmasını sağlamaktadır; böylece toplum, aynı zamanda “üretici toplum” olmaya dönüşmektedir. Bu manada Sosyal Devlet, demek “gerçek özgürlükler devleti” demektir.
 Tarım kesimi sübvanse edilmeli; devlet ekonomiye müdahil olarak hem tüketici, hem de üretici kimliği ile piyasalarda bulunmalıdır. Devlet, yer altı kaynaklarını milleti ile birlikte işleterek hem kendi finansmanı için, hem de vatandaşları için ek destek gelirler oluşturmalıdır.
Milli Devlet, gerçek “Sosyal Devlet”tir; çünkü, insandan yola çıkarak, insan ihtiyaçlarının karşılanması, onun huzur ve refahının sağlanması için beşikten mezara kadar tüm hayatını garanti altına alacak projeler, kaynaklarıyla tek tek ortaya konulmaktadır.

 


SAYFA ☆ 148 ☆

 

Milli Devlet, gerçek Sosyal Devlet’tir; çünkü, fertlerin memnuniyetinin en yüksek düzeyde temin edildiği tezimiz. de, kişinin devleti ve toplumla olan barışı da bu sayede sağlanmaktadır. Devlet-millet kaynaşması ancak kendine ekonomik ve sosyal açıdan güveni tam bireylerin olduğu toplumlarda sağlanacaktır.
 Milli Devlet, gerçek Sosyal Devlet’tir; çünkü, Milli Ekonomi Modeli ile kişilere proje mukabili faizsiz kredilerin verilmesi ile sadece parası olanın değil,isteyen her vatandaşının emeğinin devreye girmesini sağlamaktadır.
 Milli Devlet, gerçek Sosyal Devlet’tir; çünkü, sadece belli menfaat gruplarını değil, toplumun her kesimini gözeten devlet anlayışında, her üretim kademesindeki vatandaşının sosyal hakları, ücretleri ve tüm menfaatleri devlet garanti-sindedir.
Milli Devlet, gerçek Sosyal Devlet’tir; çünkü, tam istihdamın sağlandığı, “tüketim yanlısı analiz” ve politikalarla arz ve talep dengesinin yakalandığı Milli Ekonomi Modeli’yle “sürekli büyüme”yi formülleştirmekte, çağımızın en temel problemlerinden biri olan işsizliğe çözüm getirilmektedir. ‘
Milli Devlet, gerçek Sosyal Devlet’tir; çünkü, devlete ait kaynakların tamamının, “millete ait” olduğu gerçeğinden hareketle yeraltı kaynaklarını devlet-millet ortaklığıyla işleterek gelirini millete dağıtılmakta; geliri 100 milyarın altındaki kesimden vergi alınmamakta; devletin gelir kaynakları sadece vergilerle sınırlı tutulmayarak senyoraj hakkı devreye koyulmaktadır.
Sosyal Devlet/Milli Devlet, elde ettiği gelirlerle vatandaşlık maaşı projesi ile her vatandaşına maaş bağlamaktadır. Ev hanımlarına emeklilik hakkı ve doğum yapan her anneye de ikramiye sunmakta, çocuk maaşı vermektedir. Gençleri uzun vadeli faizsiz kredilerle evlendirmektedir. KOBİ’lere, sanayiciye, küçük esnafa proje mukabili faizsiz kredilerle iş ve yatırım imkanı sağlamaktadır. Bütün bunlar Sosyal Devlet olamanın gereğidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla