Nakşibendilik “II.Cİ BÖLÜM”

S A Y F A ☆ 48 ☆

    KUR’AN VE SÜNNET’TE İMAM ALİ’NİN VELAYETİ

   ▪Vahiy Kesildi; Mübeşşirat Kaldı
   ▪Ehl-i Beyt: Velâyet Kubbesinin Direkleri
   ▪Ehl-i Beyt’in Seçilmişliğine Kimse Mazhar Olmadı
   ▪Ehl-i Beyt, Rasülullah’m Birer Parçasıdır
   ▪İlim ve Hikmet Şehrinin Kapısı İmam Ali

   ▪Evliyaya Düşman Olana Allah Harb Açar

   GADİR-İ HUM’DA VELÂYETİN İLANI

       ▪Gadir-i Hum Hadisleri Mütevatir Derecededir
       ▪Risâlet Görevi, İmam Ali’nin Velâyetini İlan ile Tamamlanır
       ▪Gadir-i Hum’da Bir Metruk Mescid Var Şimdi
      ▪Ümmete İki Emanet: Kur’an ve Ehl-i Beyt
      ▪İkrarını Unutan Belâya Düçar Olur
      ▪ El-F ihrî ’nin Başına ise Taş Yağar 
      ▪ Ali’nin Velâyetini İlan, Sade Bir İltifat Değil 

 S A Y F A ☆ 49 ☆

      İMAM ALİ’NİN VELAYETİ

    Nakşibendîlik ilgili konulara geçmeden evvel, irşad makamında bulunan kişiler hakkında Hz. Rasülullah ’tan bugüne (s.a.a.) yaşana gelen genel kaideleri ve temel şartları hatırlamak gerekir.

    Bunlardan birincisi, irşad ehli olan kişinin silsilesinin Ehl-i Beyt Imamları kanalı ile Hz. Ali Efendimize ve Rasülullah’a (s.a.a.) ulaşmasıdır. Zira velâyetin başı Hz.Ali Efendimizdir.

    İkincisi ise, irşad ehli olduğu iddia edilen kişinin, silsilesi Rasülullah’a (s.a.a.) uzanan bir mürşid eli ile yetişmesi, yani yaşayan bir mürşidinin olması, onun emri ile bu vazifeye gelmesidir. Yani Üveysi metodla yahut ölmüş bir kişiden feyz ve icazet alınması suretiyle “irşad ehli” olunmaz.

    İrşad görevi ve manevî imamet vazifesi Allah’ın verdiği bir vazifedir; nasb ve nasib iledir.

    Nakşibendîliğin ana problemi, bu iki “olmazsa olmaz” temel esastan mahrumiyet, zafiyet ve eksikliktir.

   Bu esaslardan mahrum olan herhangi bir yol, sadece sonradan türetilmiş “bid ’at yol” olur. 

 S A Y F A ☆ 50 ☆

     KUR’AN VE SÜNNET’TE İMAM ALİ’NİN VELAYETİ

    İslam’da nübüvvet nuru ve velayet nuru, peygamberlerde cem  Olmuştur. Peygamber Efendimiz hem velâyet, hem de nübüvvet nurunun sahibidir.

   Tevhid ve nübüvvet nurunun sahibi ve başı âlemlere rahmet Hz. Muhammed’dir.

    Katade’nin rivayetinde Rasülullah’tan (s.a.a.) şöyle nakledilir:

   “Ben yaratılışta peygamberlerin ilki, gönderilişte ise sonuncusuyum.”91

   Ömer bin Hattab ise Hz, Peygamber’in şöyle buyurduğunu nakleder:

    “Adem, malum hatayı işlediği zaman “Ya Rabbi, Muhamrned hakkı için beni bağışlamanı istiyorum’ dedi. Yüce Allah, Ey Adem, Ben Muhammed’imi cismen yaratmadığım halde sen O’nu nereden biliyorsun?’ dedi. Hz. Adem şu karşılığı verdi:

   “Ya Rabbi, Sen beni kudretinle yaratıp bana ruhundan üiiediğin vakit başımı kaldırdım ve arşının direkleri üzerinde La ilahe İllallah Muhammed Rasulullah’ın yazılı olduğunu gördüm. Biliyorum ki, Sen, kendi ismine ancak yaratıkların en sevgilisini izafe edersin.’

   Yüce Allah ise, Doğru söyledin ey Adem, Muhammed’imin hakkı için seni bağışladım. Eğer Muhammed’im olmasaydı seni yaratmazdım” buyurdu.”92

   İbn Arabî şunu kaydetmektedir:

    “Allah’ın ilk yarattığı, ruh-i müdebbirdir, bu da Hz. Muhammed’in ruhudur, sonra öteki ruhlar sadır olmuştur. Allah, O’nun

▪91 Deylemî Ebu Mansur, F irdevsu’l-Ahbar bi Me’suri’l-Hitab, III/331, h.no:4883
▪92 Hâkim, Müstedrek, II/615, h.no:4228 

 S A Y F A ☆ 51 ☆

 (s.a.a.) nübüvvetini müjdelediği vakit, Adem henüz yoktu, henüz su ile çamur arasındaydı.”93

    Yüce Allah’ın, bütün ruhları kendi varlığı ve birliğine şahit kılarak ikrar aldığı Elest Bezmi’nde ”bütün peygamberlerinden de şayet devrine erişir iseler Hz. Muhammed’ine tâbi olma ve O’na yardım etme sözü almıştır.95

    Bu sözler, Beytullah’taki Haceru’l-Esved’de saklı ve kayıtlıdır.

    Nitekim Hz. Ömer’in Haceru’l-Esved’e hitaben, “Ey kara taş, sen yararı ve zararı dokunmayan bir taşsın, Rasülullah’ın seni öpüp ağladığını görmeseydim, ben de seni selamlamazdım” dediği Hz. Ali’ye ulaşınca; velayetin şahı İmam Ali (r.a.), Ömer’i şöyle ikaz eder: “Ey Ömer, Haceru’l-Esved’in elbette yararı dokunacaktır. Yüce Allah, Adem’in sulbünden zürriyetini alıp onlara, Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye sorduğunda, ruhlar da ‘evet’ demişlerdi. Allah, onların bu ikrarını Hacerü’l-Esved’in içine koydu. Kim Haceru’l-Esvcd’i selamlayarak bu ikrarını yenilerse,kıyamet günü Haceru’l-Esved onun lehine şahitlik yapacaktır.”96

   Hz. Peygamberin dâr-ı bekaya hicreti ile birlikte nübüvvet kapısı kapanmıştır.97 Kıyamete kadar insanlara Allah’ın tevhidi, muhabbeti, iman zevki, velâyet/mübeşşirât yolu ile ulaşacaktır.

▪93 Muhyiddin İbn Arabî, el-Futuhâtu’l-Mekkîyye, Thk. o. Yahya, Beyrut 1988, I/186 ▪94 A’raf 7/172-173
▪95 Aı-i İmran 3/81
▪96 Hâkim, Müstedrek, 11628; Ahmed b. Hanbel, Müsned, l/247; Ebu Sehl Es-Serahsî, el-Mebsut, Hac Kitabı, lV/9
▪97 İbn Ebi Şeybe, Musannef, Faziletler Kitabı, h.rıo: 32737, 32740; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Vl/369, 438 

 S A Y F A ☆ 52 ☆

    VAHİY KESİLDİ; MÜBEŞŞİRAT KALDI

   Nitekim Rasülullah (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:

   “Vahiy kesildi; sadece mübeşşirat kaldı. Mübeşşirâttan başka nübüvvetten bir şey kalmadı.”98
    Velâyet yolu, Nübüvvet nurunun bütün insanlığa hayat bahşeden bir hediyesidir. Velâyet yolunun başı Hz. Ali (r.a.) Efendi-
mizdir‘.99

    Risalet ve velâyet nurları, adeta aynı madalyonun iki yüzü gibidir.100

   EHL-İ BEYT: VELÂYET KUBBESİNİN DİREKLERİ

   İmam Ali, Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’inde tertemiz kıldığını beyan ettiği ve sevilmelerini farz kıldığı Ehl-i Beyt’tendir.

    Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber, Hz. Fâtıma, İmam Ali, İmam Hasan ve Imam Hüseyin’dir (Yüce Allah onların şefaatlerine nâil eylesin).101

    Ehl-i Beyt’e kimlerin dahil olduğu hususunda Hz. Ümmü Seleme (r.anha) annemizden gelen şu rivayet önemli ve dikkat çekicidir:

   “Ey Peygamber hanımları! Namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Rasülü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor”102 ayet-i kerimesi hakkında; Ümmü Seleme validemiz (r. anha) şöyle demiştir:

▪98 Buharî, Sahih, Tabir 5, 9l/5, C. Vlll, 69
▪99 Prof. Dr. Haydar Baş, Makalat, s. 42
▪100 Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, Önsöz
▪101 Geniş biigi için bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, c.3.s-17; Müslim, Sahih. Fedâilu’s Sahâbe, 36, 2408, (b.tto: 6175, 61 78); Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkıb, 9
▪102 Ahzâb 33/33 

 S A Y F A ☆ 53 ☆

    “Bu âyet-i kerime benim evimde indi. Hz. Rasülullah (s.a.a.) Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı. Onları Hayber yapımı geniş bir elbisenin altına topladı, kendisi de içine girdi ve:

    “ İşte bunlar Benim Ehl-i Beyt’imdir’ buyurdu.

    Sonra inen âyet-i kerimeyi okudu ve: “Allah’ım! Onlardan kötülükleri gider. Onları tertemiz kıl! ’ diye duâ etti.

    Ben, “Yâ Rasülallah, ben Ehl-i Beyt’ten değil miyim?’ diye sordum.

    Hz. Rasülullah (s.a.a.), Olduğun yerde kal. Sen Benim ehlimsin, hayır üzeresin’ buyurdu,103

    Ehl-i Beyt’in, seçilmiş ve tertemiz oldukları, onların her türlü fenalık ve çirkinlikten korunmuş oldukları, ayet-i kerime ile sabittir:
    “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden her türlü günahı, fenalığı, basitliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”104

    200’ü aşkın eseri’bulunan Ehl-i Sünnet dünyasının büyük tarihçisi ve muhaddis İmam Makrizî, “Yüce Allah, sizi her türlü fenalıktan (ricsten) uzak tutmak ve sizi tertemiz yapmak ister ey Ehl-i Beyt!”105  âyet-i kerimesinde geçen “rics/pislik” kelimesinin şirk ve nifak başta olmak üzere her türlü manevî kir ve günahı ifade ettiğini, Ehl-i Beyt bütün bu kirlerden beri ve tertemiz olduğunu anlatır.106

▪103 Tirmizî, Menâkıb-ı Ehl-i Beyt, c.5. s. 351, h.no: 3205; Taberî, Câmiü’l-Beyân, c.XXll. s. 7; Ibn Kesir, Tefsir, VI, 412-413; Suyutî, Tefsir ed-Dürrü’l-Mensur, c. V. s. 198
▪105Ahzâb 33/33 l05 Ahzâb 33/33
▪106 Bkz. Makrizî. Fazl-u Ebü’l-Beyt, s. 2. Beyrut, 1972 

 S A Y F A ☆ 54 ☆

     EHL-İ BEYT’İN SEÇİLMİŞLİĞİNE KİMSE MAZHAR OLAMADI

    Bu, İlâhî bir seçilmişlik, İlâhî bir lütuftur. Rasülullah’ın (s.a.a.) Ehl-i Beyt’i dışında böyle bir İlâhî lütfa mazhar olan sahabi yoktur. Bu bakımdan Ehl-i Beyt, diğer sahabe-i kiramdan farklıdır.

    Yüce Allah, Hz. Peygamber’e “Ehl-i Beyt’i sevmelerini üm. metine bizzat bildirmesini” emir buyuruyor:

    “De ki (Muhammed’im): Ben bu (peygamberliğimi tebliğe) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum ”107

    İmam Şafıî (r.a.) söz konusu ayet-i kerime gereği Ehl-i Beyt’i sevmenin her mü’mine farz olduğunu söylemektedir.108
    İbn Abbas’ın naklettiğine göre, Ehl-i Beyt’i sevmeyi emreden Şüra Süresi 23. ayet nâzil olduğunda, sahabeden bazıları, “Yâ Resülallah! Sevmemiz vacip olan bu yakınlarınız kimlerdir?” diye sordular. Efendimiz (s.a.a.), “Ali, Fâtıma ve onların çocukları Hasan ile Hüseyin” buyurdu.109

   Ehli Beyt’i sevenlere dair Rasülullah’ın duası, onlara sırt çevirip buğzedenlere de bedduası vakidir. Nitekim Rasülullah’ın mübarek zevcesi Ümmü Seleme annemizin naklettiğine göre, Resülullah (s. a. a. ) Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’le yemek yedi. Yemekten sonra, onları üzerindeki elbise ile sardı ve, “Allah’ım! Bunlara düşman olana Sen de düşman ol;
bunları seveni Sen de sev!” diye duâ etti. “110

▪107 Şüra 42/23
▪108 Muhammed Afif ez-Za’bî, Divânu’ş-Şâfıî, s. 72, Beyrut
▪109 Taberânî, el-Kebîr, No: 2641; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX, 168
▪110 Ebü Ya’lâ, Müsned, No: 6951; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX, 166-167 

 S A Y F A ☆ 55 ☆

     Rasülullah (s.a.a.) Efendimiz, Hz. Ali’ye hitaben, “Yâ Ali, seni ancak mü’min olanlar sever; sana ancak münafıklar buğzeder” buyurmuştur.111

    Ehl-i Beyt sevgisi bağlamında İmam Azam Ebu Hanife ile hakkında “Ondan daha fakih birini görmedim” dediği hocası Ca’fer-i Sâdık arasındaki geçen şu olay manidardır:

    Bir gün İmam Azam (r.a.), hocası İmam Ca’fer es-Sâdık Hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelir. Hocası elinde bir âsa ile çıkagelir. Imam Azam (r.ah), “Ey Rasülullah’ın evlâdı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz” der.

    Ca’fer es-Sâdık (r.a.), “Evet dediğin gibidir, fakat bu elimdeki âsa Hz. Rasülullah’ın âsasıdır; onu bereket için yanımda taşı- yorum” cevabını verir. Bunun üzerine İmam Azam, hemen ileri atılıp bastona sarılır ve “Ey Rasülullah’ın evlâdı, müsaade buyurun, onu öpeyim” der.

    Hikmet deryasının büyük İmamı Ca’fer es-Sâdık (r.a.) bir an kolunu açar ve İmam Azam’ a göstererek, “Vallahi sen bilirsin ki bu ten, Hz Peygamber’in soyundan bir tendir ve şu gördüğün kıllar da onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da âsayı öpmek istiyorsun, öyle mi!” buyurur. Bununla, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in zürriyetinin Hz. Peygamber’in (s.a.a.) bir parçası olduklarını hatırlatır. Ebu Hanife o mübarek eli ve kolu öper. Artık ona tâbi olur; çünkü ayette geçen meveddet/sevgi, tâbi olmayı gerektirir.112

▪111 – Müslim, Sahih, İman, 131; Tirmizî, Sünen, Menâkıb, 20; Nesâî, Sünen, İman, 19
▪112 – Bkz. Muhammed Besyünî, es-Seyyide Fâtımatu’z-Zehrâ, s. 37. Beyrut, 1990 

 S A Y F A ☆ 56 ☆

     EHL-l BEYT, RASÜLULLAH’IN BİRER PARÇASIDIR

   Hz. Peygamber (s.a.a.), pek çok hadislerinde Ehl-i Beyt’in fertleri olan Hz. Fâtıma, imam Ali, İmam Hasan ve imam Hüseyin’in “kendisinden bir parça olduğunu, onları üzenin kendisini üzmüş olacağını, kendisini üzenin de Allah’ı üzmüş olacağını”
beyan etmektedir.”113

   Nitekim “Allah ve melekleri, Hz. Peygambere salât-selam ederler. Ey iman edenler, siz de O’na tam bir teslimiyetle salât ve selâm edin 114 âyet-i kerîmesinin nâzil olmasından sonra, bizzat sahabe, nasıl salât ve selam edileceğini Rasülullah’tan (s.a.a.) sorup öğrenmiştir. İbn Ebî Leylâ, şöyle rivayet etmektedir:

   Bir defasında Ka’b b. Ucre ile karşılaştım, bana şöyle dedi:

    “Sana Peygamber’den (s.a.a.) işittiğim bir hediye vereyim mi? Bir gün Peygamber (s.a.a.) bizim yanımıza çıkageldi. Biz O’na, ‘Ya Rasülallah! Bizler Sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik; fakat nasıl salât okuyacağız’ dedik.

    Rasülullah (s.a.a.) şöyle okuyun buyurdu: “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin. Kema salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime inneke Hamidun Mecîdun. Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime inneke Hamidun Mecîdun/Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in âli üzerine, İbrahim’in âli üzerine salât ettiğin gibi salât et. Şüphe yok ki, Sen Hamid’sin, Mecîd’sin. Allahım! Muhammed’e ve Muhammed’in âline, ibrahimin âline bereket ihsan ettiğin gibi bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen Hamid’sin, Mecîd’sin.’115

▪113 Bkz. Nesaî, Hasâis, s-1-55; ibn Hacer el-Heytemî, es-Savâik, 9 bölüm, s. 118 vd.
▪114 Ahzâb 33/56
▪115 Buharî, Sahih, Enbiyâ,1O; Daavât, 31, 32; Müslim, Sahih, Salat, 65, 66, 69 

 S A Y F A ☆ 57 ☆

   Rasülullah, kendisine salât ve selamı tarif ederken, Ehl-i Beyt’ini kendisiyle birlikte zikrediyor, birlikte salât ve selam edilmesini emir buyuruyor, imamu’l-Haremeyn İbn-i Hacer Mekki, Rasülullah’ın ( s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

    “Bana sonu kesik salavat getirmeyin.”

    “Kesik salavat nedir?” diye sorduklarında; Hz, Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurdu:

    “Allahumme salli alâ Muhammed, şeklinde deyip durmanızdır. Siz salavatı şöyle söyleyin: Allahumme salli alâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed.”’116

    Salavatın okunma tarzına dair Rasülullah’ın bu ikazı ile; “Ali Bendendir, Ben de ondamm”, “Fâtıma Benden bir parçadır " “Hasan ve Hüseyin Benden bir parçadır “ şeklindeki hadis-i şeri fler, Ehl-i Beyt’i ile Rasülullah’ın bir bütün olduklarına işarettir"

İLİM VE HİKMET ŞEHRİNİN  KAPISI İMAM ALİ

   Hz Peygamber, imam Ali’nin velâyetin şahı olduğunu birçok defa şöylece hüküm-ferman buyurmuştur:

    “Ben ilim ve hikmet şehriyim; Ali ise kapısıdır.“115

    İlahî ikazla belirlenmiş kural, adab ve takva odur ki, evlen: kapılarından girilir: “Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse yanlışlardan sakınan kimsedir. Öyleyse evlere kapılarından girin; Allah’tan sakının ki muradınıza eresiniz. “ 119

▪116 İbn Hacer el Mekkî, a-Savâiku’l-Muhrika. s.87.
▪117Ahmed, Müsned, IV, 328, Buhârî, Sahih, Menâklb, 40. 59; Müslim. Sahih. Fedâilu’s Sahâbe, 93-94; Nesaî, Hasâis, 8. 7-60
▪118 Hakim, Müstedıek, Ill/126; ibn Hacer el-Heytemi, es-Savâiku’l-Muhrika. Kahire 1984, 9. Bölüm,s. 120 (h.rıo:9)
▪119 Bakara 2/189 

 S A Y F A ☆ 58  ☆

     “Ben kim mevlası isem, Ali de onların mevlasıdır.”’120

    “Ali ’nin yüzünü seyretmek (nazar) ibadettir.”121

    “Şüphe yok ki, Ali Bendendir, Ben de Ali’denim; Ali, Benden Sonra bütün mü’minlerin velisidir.”122

    Hz. Peygamber, Veda Haccı dönüşünde gelen vahiyler üzerine ümmetini Medine yakınlarındaki Gadir-i Hum’da toplayarak Imam Ali’nin hilafetini ve kıyamete değin velayetini ilan buyurmuştur. ‘123

    14. ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı ile İslam dünyasına ve insanlığa Hz. Peygamber’i ve Ehl-i Beyt’ini anlama ve tanıma imkânı sunan Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali’nin hilafeti ve velayeti konusunu şöyle özetlemektedir:

    “İslam itikadı tevhid akidesi ve Hz. Muhammed’in (s.a.a.) Allah’ın kulu ve Resulü olduğunu kabul üzerine bina edilmiştir.

    Şii ve Sünnî her iki dünya içinde bu temel esaslarda bir farklılık yoktur.

    Ehl-i Sünnet tabiri, din dışı akımların ortaya çıkmasından

▪120 İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, Faziletler Kitabı, (h.no:32728); Nesaî, el-Hasâis, h. no: 8,10; İbn Mace, Mukaddime, 11
▪121 İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâiku’l-Muhrika, 9. Bölüm, 5. 121, (b_no: 15)
▪122 İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, Faziletler Kitabı, VI/372-373 (h.no: 32784); Ahmed, Müsned, IV/437-438; Tirmizî, Sünen, Menâkıb 20, (h.no: 3712); Nesaî, Hasâis, N0: 65, 86, 87 (İmam Ali’nin hayatına, velâyetin şahı ve Rasülullah’ın halifesi olduğuna dair geniş malumatı, Prof. Dr. Haydar Baş’m 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı arasında çıkan İmam Ali (k.veche) adlı eserinde bulmak mümkündür. Bkz. İmam Ali, İstanbul 2011, İcmal yay. 2. bask.)
▪123 Prof. Dr. Haydar Baş, 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı içinde Gadir-i Hum ve İmam Ali’nin Hilafet ve Velayeti konusunu, Şia ve Sünnî dünyasının en sağlam kaynaklarla ele alınış, konuya dair 220 Sünnî kaynağı okuyuculara sunmuştur. Konunun detayları için bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı, İmam Ali, İcmal Yay. 1-1240
sayfa; Prof. Dr. Haydar Baş, Tevhid’in Merkezi Ehl-i Beyt (3. Uluslararası Ehl-i Beyt Sempozyumu), İstanbul İcmal Yay. s. 1-122 

 S A Y F A ☆ 60  ☆

 sonra, bânlın karşısında Kur’ân’ı ve Rasülullah’ın (s.a.a) sünnetini ifade etmek için kullanılmıştır.

    Hz. Ali’yi seven ve Ehl-i Beyt’in yolundan gidenler ise Şii olarak belirtilmiştir.

    Ehl-i Beyt İmamlarının en büyük mücadelesi de din dışı sapık görüşleri çürütmek ile geçmiştir.

    İtikadda bir olan Şii ve Sünniler, ameli bazı noktalarda farklı hareket etmektedirler ki, bu da gayet tabii karşılanması gereken bir husustur.

    Ancak yalan üzerine lmrulu hadisler ile Ehl-i Beyt anlayışı sapık ve bâtıl olarak tanıtılmıştır.

    Özünde aynı olan bu iki dünyanın görüşlerindeki farklar Nebevî kaynaklar sebebiyledir.

    Şia âlemi Ehl-i Beyt hadis Külliyatını temel almaktadır.

    Dernek ki, Şia’nın elinde bulunan ve Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Imam Ali’ye (a.s.) “yaz” emri ile oluşan Ehl-i Beyt kaynaklan, Ehl-i Sünnet dünyasına ulaşmamıştır.

    Şii ve Sünni dünya için temel görüş farkı Şiiler için Hz. Ali’nin imametine inanmanın, imanın bir şartı olarak kabul edil-mesindedir.
    Bu şart, ulemanın kendilerine ait bir goruşu değildir. Şii dünya Hz. Ali’nin (a.s.) imametini, Gadir-i Hum günü Rasülullah’ın (s.a.a) irad ettiği hutbesi sebebiyle kabul ederler.

Hz. Peygamber (s.a.a.) bu hutbenin yedi yerinde Hz. Ali’yi ( a.s.) kendinden sonra “vasi ve ha ‘ e” tayin etmiştir.

    Şiiler bu gerekçe ile “Hz. Ali’nin (as.) hilafeti farzdır” demektedirler.

 S A Y F A ☆ 60  ☆

   Gadir-i Hum hutbesi 220 Sünnî âlimin eserinde de yer almaktadırlar.

    Sünniler ise, Hz. Ali’yi (a.s.) velayetin başı kabul etmektedir. ler. “Hz. Peygamber (s.a.a.), nübüvvetin başıdır.” Gadir hutbesindeki ilan ise “Hz. Ali’nin velâyetin başı olduğunun ilanıdır” görüşünü savunurlar. ,

    Birinci Halife Hz. Ebu Bekir’dir, “Velâyetin başı da Hz. Ali’dir (a.s.) demektedir” ümmet, yani hilafette Hz. Ebu Bekir’i, velâyette de Hz. Ali’yi baş kabul ederler.

    Hilafet makamının Hz. Ebu Bekir’e ait olması ve velâyet makamının da Hz. Ali’nin (a.s.) olması Şii ve Sünnî dünyayı birleş. tirecek; imameti ve hilafeti birbirine olan husumeti engelleyecek ortak bir payda haline getirmektedir.

    Bu şekilde imamet ve hilafet ümmetin tevhidini temin ederken, ne hazin tecellidir ki, zaman içinde yayılan nifak unsurları ile Müslümanların bölünüp parçalanması neticesi doğmuştur.

    Kaldı ki, Ehl-i Sünnet ve Şia âlemi sadece imamet ve hilafet meselesinde değil, pek çok başlıkta görüş birliği içindedirler.

    Ehl-i Sünnet ve Şia âleminin tevhid akidesindeki birliği zaten tartışma konusu değildir.”124

    Bu bağlamda Gadir-i Hum ve velâyet ilanı konusunu ele almak yerinde olacaktır.

▪124 Prof. Dr. Haydar Baş, Sünnî-Şii dünya itikadda da birdirler, Yeni Mesaj, 9 Nisan 2012; tt ‘//www .yenimesaj.com.tr /?artikel. 12001163/;   Tevhid’in Merkezi Ehl-i Beyt,
İcmal Yay, s. 65-66 

 S A Y F A ☆ 61  ☆

     GADİR-İ HUM’DA  VELAYETİN İLANI

    Hz. Ali’nin (r.a.) velâyeti ve Rasülullah’tan (s.a.a.) sonra O’nun emrini ve ünımetin sahibi oluşu, İslam’ın tüm kaynaklarında “mütevatir derecede haber“lerle sabittir.

    Rasülullah (s.a.a.) “Kendisinden sonra ümmetinin sapıklığa düşmemesinin garantisi olarak iki emanet olan Kur’an ve Ehl-i Beyt’ini bıraktığını” ilan buyuruyor.125

    Bu Nebevi ilana mukabil, İslam’ın esaslarının ancak Emevî istibdat ve mezâlim süzgecinden geçtiği kadarına vâkıf olabilen Müslümanların Ehl-i Sünnet kesiminin kimi mürekkep yalamış cahilleri, Ehl-i Beyt’i diline doluyor…Hz. Ali’nin (r.a.) velâyetini Emevî taassubu ile görmezlikten geliyor, Gadir-i Hum hutbesini inkâra yelteniyor, hatta Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de “sevilmesini emir buyurduğu 126 Rasülullah’ın bu kutlu Ehl-i Beyt’ini sevenleri mel’un Yezid’in yaklaşımıyla red ve lanetleme noktasına sürükleniyor.

▪125 – M.Hamidullah, Mecmüatü’l-Vesâik, 362, 365; Tirmizî, Sünen, Menâkıb 32; Ebü Davud, Sünen, Talâk 40; Müslim, Sahih, Kasame 26; Buharî, Sahih, Hudud 10; imam Mâlik, Muvatta, Kader 3; Darimi, Sünen, Mukaddime 24; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/75, 3/212, 286, 4/206, 5/30
▪126 Şüra, 23 


.

 S A Y F A ☆ 62  ☆

     Hâlbuki Rasülullah’ın Hz. Ali’nin velâyetini ümmetine duyurduğu ve Kendisinden sonra ümmetinin sahibi oluşunu ilan ettiği Gadir-i Hum lıutbesine dair rivayetler, Ehl-i Sünnet kay. haklarında da mütevatir derecesindedir.

    GADlR-l HUM HADİSLERİ MÜTEVATİR DERECEDEDİR

    Nitekim el-Banî, Gadir hadislerinin her iki kısmının sahih, hatta ilk kısmının mütevâtir olduğunu açıklamaktadır 127

    Gadir-i Hum olayı, Ehl-i Beyt’in bizzat Hz. Ali Efendimizin hattıyla kaleme alınmış temel hadis kaynaklarında teferruatıyla aktarıldığı gibi, Ehl-i Sünnet’in ana hadis kaynaklarında çeşitli detaylarıyla rivayet edilmektedir. Gadir-i Hum’a dair en sağlam kaynaklara dayalı en geniş malumatı, Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı’nda bulabilirsiniz.128

    Gadir-i Hum hadisleri bağlamında Cemal Sofuoğlu, Adnan Demircan ve Ali Osman Ateş hocalar da makale düzeyinde çalışmalar yaptılar.

▪127 el-Bani, Nasıruddin, Silsilet-ü Ehadisi’s-Sahiha, I-IV, s. 343-344, 2. Basin, Amman, 1404
▪128 Prof. Dr. Haydar Baş, 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı içinde Gadir-i Hum ve İmam Ali’nin Hilafet ve Velayeti konusunu, Şia ve Sünnî dünyasının en sağlam kaynaklarıyla ele almış, konuya dair 220 Sünnî kaynağı okuyuculara sunmuştur. Konunun detayları için bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı, İmam Ali, İcmal Yay. 1-1240 sayfa; Prof. Dr. Haydar Baş, Tevhid’in Merkezi Ehl-i Beyt (3. Uluslararası Elıl-i Beyt Sempozyumu), İstanbul İcmal Yay. s. 1-122. Ayrıca Sünnî dünyasının büyük muhaddisi İmam Nesaî’nin, Hz. Peygamberin ( s.a.a.) Muaviye’ye beddua ettiğine dair hadisi ve Hz. Ali’nin fazileti hakkındaki hadisleri naklettiği için darb ve şehit edildiği göz önüne alınırsa (Bkz. Nesai, Hasâis, s. 4, Beyrut, Tarihsiz); Prof. Dr. Haydar Baş’ın hizmetinin ne kadar büyük bir çığır olduğunu idrak etmek mümkün olacaktır. 

 S A Y F A ☆ 63  ☆

     Gadir-i Hum hutbesinin bizzat ismi, mevkii ve detayları zikredilerek rivayet edilen Ehl-i Sünnet’in temel hadis kaynaklarından 129 bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

   Müslim, Sahih, Fedailü’s-Sahabe, 44/36,6175, 6176, 6177. Nesaî, Hasâis-i Ali, H. No. 8, 76, 82,83,85, 90, 95, 96.

    İbn Mace, Sünen, Mukaddime, Fazl-u Aliy-yi İbn-i Ebi Tâlib, 29/ 116.

    Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/241(s.262), 950(s.340), 964(s.344); 7/23959(s.779-780); 6/ 18671 (8.305-306), 19494 (8.528), 19518(s.534), 19540(s.538-539), 19543(s.539).

    Ehl-i Sünnet’in vazgeçilemez hadis kaynağı olan Müsned’in müellifi ve Hanbelî mezhebinin sahibi büyük imam Ahmed b. Hanbel (r.a.), “Hz. Ali’nin faziletleri hakkında vârid olan hadisler bir başkası için vârid olmamıştır” demektedir.130

    Birçok muhaddisi Ehl-i Beyt sevgisi sebebiyle çürüğe çıkartmaya ve rivayetlerini zayıf diye yaftalamaya kalkışan ez-Zehebî ve en-Nisaburî bile, “Hz.Ali’nin fazileti babında vârid olan sahih ve hasen hadisler kadar, sahabeden hiçbiri hakkında vârid olmuş değildir” diyerek, hakkı teslim etmek durumunda kalmışlardır. 131

▪129 Prof. Dr. Haydar Baş, 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı içinde Gadir-i Hum ve İmam Ali’nin Hilafet ve Velayeti konusunu, Şia ve Sünni dünyasının en sağlam kaynaklarıyla ele almış, konuya dair 220 Sünnî kaynağı okuyuculara sunmuştur. Konunun detayları için bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı, İmam Ali, İcmal Yay. 1-1240
   Sayfa; Prof. Dr. Haydar Baş, Tevhid’in Merkezi Ehl-i Beyt (3. Uluslararası Ehl-i Beyt Sempozyumu), İstanbul İcmal Yay. s. 1-122.
▪130 İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâik, s. 118, Kahire Mat., Mısır, tarihsiz ▪131 Bkz. el-Heytemî, es-Savâik, s. 118-119 

.

 S A Y F A ☆ 64  ☆

     RİSALET GÖREVİ, İMAM  ALİ’NİN
    VELÂYETİN’İN İLANI İLE    
    TAMAMLANIR

     İslam kaynaklarına göre Hz. Peygamber, Veda Haeeı’nı ta.. marnlamak üzere iken Maide suresi 67. âyet nâzil olmuşuz: Yüce Allah, bu âyet-i kerime ile Hz. Peygamber’e bir ilan ve tebliğ görevi vermektedir.

     Ayet-i kerime şöyledir:

    “Ey Peygamber! Rabbinden Sana indirileni tebliğet. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiğ i peygamberlik görenni yerine getirmemiş olursun. Allah, Seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir 132

Birçok Sünni tefsir ve Esbab-ı Nüzul kaynaklarında, bu âyet-i kerime ile Hz. Peygamberin insanlığa tebliğ etmesi emredilen esasın “İmam Ali’nin velayetini ilan” olduğu anlatılmaktadır. Ne hazindir ki, birçok Sünnî kaynakta bu gerçek kayıtlı olmasına rağmen, Ehl-i Sünnet dünyası İmam Ali’nin hilafet ve velayetini örtmeye ve setretmeye çalıştı.

Büyük müfessir ve muhaddis İmam es-Suyuti şunları kaydetmektedir:

    “İbn Ebi Hatim, İbn Merdüye ve İbn Asakir’in bildirdiğine göre, Ebu Said el-Hudrî, Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et…’ ayeti, Gadir-i Hum günü, Ali bin Ebi Tâlib hakkında nazil olmuştur’ demiştir.

    İbn Merdüye’nin bildirdiğine göre, İbn Mes’ud der ki:

    ‘Biz, Rasülullah ( s.a.a) zamanında, “Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et…’ âyetini okur ve, “ Ali bütün mü’minlerin velisidir, idarecisidir ( mevla)’ ifadesini eklerdik. Sonra, “Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, Seni insanlardan korur’ şeklinde devam ederdik. “133

    Tefsir ilminin Sünnî temel kaynaklanndan olan Vahidî’nin

    Esbab-ı Nüzu l’ünde ise söz konusu Maide 67. âyet-i kerîmesinin nüzul sebebi şöyle nakledilmektedir.

▪132 – Maide 5 /67
▪133 – Celaluddin es-Suyuti, ed-Dımu’l-Mensür Fi’t-Tefsır Bi’l-Me’sür, Beyrut 2001, III/109,. la’de 67. ayetin tefsiri 

.

 S A Y F A ☆ 65  ☆

 " . . İbn Atıyye’den, o da Ebu Said el-Hudrî, den ( r.a.) rivayet etmektedir. (Ebu Said el-Hudrî) dedi ki:

    ‘Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et…’ âyeti, Gadir-i Hum günü Ali bin Ebi Tâlib (r.anh) hakkında nâzil olmuştur ”134
    Nişabur tefsir ekolünün öncülerinden büyük müfessir es-Sa’lebî 135 söz konusu âyet-i kerimenin mânâsını şöyle kaydetmektedir:

     “Ebu Ca’fer Muhammed b. Ali dedi ki; bunun manası şudur: (Muhammed’im) Ali’nin fazileti hususunda Sana indirileni tebliğ et. Nitekim bu âyet nâzil olduğunda Rasulullah (s.a.a.), Ali’nin (r.a.) elini tutup kaldırdı ve, “ Ben kimin velisi-idarecisi isem, Ali de onun velisi-idarecisidir’ buyurdu.136
     Adiyy b. Sabit’in Hz. Bera’dan (r.a.) rivayeti ise şöyledir:

     “Rasülullah ile birlikte Veda Haccı’ndan dönüşte, Gadir-i Hum’daydık. Namaza toplanın diye nida etti. İki ağacın gölgesi al: tında iken, Ali’nin (r.a.) elinden tutup kaldırarak şöyle buyurdu:

    ‘Ben, bütün mü’minlere kendi canlarından daha önde, daha yüce değil miyim?’

▪134 – el-Vahidî Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed, Esbab-ı Nüzul, Kahire 2003, s. 104-105  ▪135 Ebü İshâk es-Salebî en-Nîsâbürî  (6: m.1035): Hocaları arasında İbn Habib en Nîsâbürî, İbn Huzeyme, İbn Mihrân en-Nîsâbürî, Ali b. Muhammed et-Tarâzî, Ebü Muhammed el-Mahledî ve Hakâiku’t-Tefsîr sahibi es-Sülemî’nin adları zikredilebilir. Ebü’l-Hasan el-Vâhidî ve Ebü Ma“şer et-Taberî de talebeleri içinde sayılabilir. Sa“lebî, dönemin önde gelen müfessir ve dilcilerinden biri olarak kabul edildiği gibi hocası İbn Habib ve talebesi Vâhidî ile birlikte Nîşâbur tefsir ekolünün en önemli temsilcileri arasında gösterilmektedir (Walid A. Saleh, s. 49). Gerek müfessir, mukrî ve hâfız gibi sıfatlarla anılması gerekse tefsiri, onun Kur’an ilimlerine olan vukufunu göstermektedir. Muttaki bir zât olan Sa’lebî, Muharrem 427’de (Kasım 1035) vefat etti. el-Keşf ve’l-Beyân ( 10 cilt) adlı rivayet ve iş’ari tefsirinin yanısıra, “ Ara’isu’l Mecalis ( Kasasü’l-Enbiyâ), Katlâ el-Kur’ân gibi eserleri mevcuttur (Bkz: Prof. Dr. M. Suat Mertoğlu, Sa’lebî, DİA, Diyanet Vakfı Yay, c. 36, s. 28-29; 1. Goldfeld, Müfessirü Şarki’l-Aâlemi’l-İslâmî tî Erba’ati’l-Kurüni’l-Hicriyyeti’l-Ülâ, Akkâ 1984, LVIII/l; Abdülgâfır el-Fârisî, Târih-u Nisâbür: el-Müntehab mine’s-Siyâk, Kum 1403/ 1983, s. 109)  ▪136 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/84  .

 S A Y F A ☆ 66  ☆

   Ashab, “Şüphesiz öylesin ya Rasülallah’ dediler. 

 
  Bunun üzerine tekrar, ‘Ben, her bir mü’mine kendi nefsinden daha önde, daha evla değil miyim?’ buyurdu. 
 
  Ashab da yine, “Şüphesiz öylesin ya Rasülallah’ dediler. 
 
  Bunun üzerine Rasülullah şöyle hitap buyurdu: 
 
  “Ben kimin velisi-idarecisi isem, işte bu (Ali) de onların velisi-idarecisidir. Allah’ım, onu veli kabul edip dost olana dost ol; ona düşmanlık yapana da düşman ol.’ 
  Ömer (r.a) onunla karşılaştığında, "Gözün aydın olsun ey Ebu Tâlib’in oğlu, sen gece-gündüz (her an) herbir mü’min erkek ve mü’mine hanımın velisi-idarecisi oldun’ diye tebrik etti.”137 
 
Müfessir Alusî 138 ise, Maide 67. âyetinin bağlamında Sünnilerin genel görüşünü de beyan ettiği tefsirinde şunları kaydetmiştir; 

__________________
▪137 Ebü lshâk es-Sa’lebî en-Nîsâbürî, el-Keşf ve’l-Beyan, (Thk. Ebi Muhammed b. Aşur), 1. Bask., Beyrut 2002, e. IV/ s. 92; Ebu’l Muzaffer Sıbt İbnü’l-Cevzî el-Hanetî, Tezkiretü’l-Havas (Tezkiret-ü Havasi’l-Ümme Fi Hasâisi’l-Eimme), Tahran trhsz., s. 28-32 /▪138 Ebu’s-Senâ Şihâbüddin Mahmüd b. Abdillâh b. Mahmüd el-Hüseynî el-Alüsî (6: m. 1854), 1802’de Bağdat’ta doğdu. Nesebi baba tarafından Hz. Hüseyin’e, ana tarafından Hz. Hasan’a ulaşmaktadır. Hülâgü’nun Bağdat’ı istilâsı üzerine oradan göç edip Fırat nehri üzerindeki Alus adasına yerleşmiş olduğu için Alüsî nisbesiyle anılan ve birçok âlim ve edip yetiştiren bir aileye mensuptur. Tahsil hayatına Reîsü’l-Müderrisîn olan babasının yanında başlayarak ondan Arap dili, Hanefi ve Şâfıî fıkhı ile hadis okudu. On üç yaşında kitap yazmaya ve ders okutmaya başladı. Aralarında Abdülfettâh eş-Şevvâf ve Ahmed b. Mahmüd Sâlih gibi âlimlerin de bulunduğu pek çok öğrenci yetiştirdi. Birçok medresede ders verdikten sonra Saltanat-ı Dâr-ı Aliyye müderrisi unvanını aldı. Otuz yaşında Bağdat’ın Hanefî müftüsü oldu. Yaklaşık on beş yıl kadar kaldığı bu vazifeden hakkındaki dedikodular yüzünden azledildi (1847). Bunun üzerine Alüsî, daha önce başlayıp yedi cildini yazdığı meşhur tefsiri Rühu’l-meânî’yi tamamlamak için köşesine çekildi. 1851 yılına kadar iki cilt daha ilâve ederek tamamladığı eserini padişah Abdülmecid’e takdim etmek ve bu vesile ile iftiraya uğradığı için müftülükten azledildiğini anlatarak hakkını aramak üzere aynı yıl İstanbul’a gitti. Ancak arzu ettiği sonucu alamadan Bağdat’a döndü. İstanbul’dan Bağdat’a dönerken yolda sıtmaya yakalanan ve ömrünün son dönemini bu hastalıkla mücadele ederek geçiren Alüsî Bağdat’ta öldü ve Ma’rüf-i Kerhî Kabristanı’na defnedildi. Ruh’ul Meanî tefsirinin yanısıra yirminin üzerinde eser kaleme almıştır. (Bkz. Prof. Dr. Muhmmed Eroğlu, DİA, Diyanet Vakaay, Alusî, c. 11, s. 550-551; c. Zeydan, Meşâhîrü’ş-şark, Kahire 1902, 1. 161-164; Abbas el-Azzâvî, Zikrâ Ebi ’s-Senâ eı-Aıasr, Bağdad 1958; M. Hüseyin ez-Zehebî, et-Tefsîr ve’l-Müfessirün, Kahire 1962, c.1/ 352-362) 

 S A Y F A ☆ 67  ☆

   “İbn Abbâs’ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Bu âyet, Ali (k.vehce) hakkında nazil oldu. Yüce Allah, Hz. Peygambere onun (Ali) velâyetini insanlara ilan etmesini emrettiğinde; Rasülullah, insanların kendisine “amcasının oğlunu başımıza geçirdi” deyip kendisini kınamalarından (ta’n etmelerinden) oldukça korktu. Bunun üzerine Allah, bu ayeti indirdi; o da Gadir-i Hum’da Ali’nin velâyetini ikame etti. Onun elini tutup kaldırarak şöyle buyurdu: Ben kimin velisi-idarecisi isem, işte bu (Ali) de onların velisi-idarecisidir. Allah’ım, onu veli kabul edip dost olana dost ol; ona düşmanlık yapana da düşman ol.

  Celattin Suyutî de, ed-Durru’l-Mensur’unda Ebi Hatim, İbn Merduye, İbn Asakir ve Ebu Said el-Hudrî’den naklen böyle tahric etti.”139 
 
  Temel İslam kaynaklarında nakledilen İmam Ali’nin velayeti ve Gadir-i Hum gerçeğinin ısrarla gizlenmesi ve üstünün örtülmesi, elbette sorgulaması gereken ilmî ve imanî bir görev olsa gerektir. 
 
  GADİR-İ HUM’DA BİR METRUK MESCİD VAR ŞİMDİ 
 
  Gâdir-i Hum, Mekke ile Medine arasında, Mekke’ye 190-200 km mesafede, Medine’ye gidiş istikametinde yolun sol tarafında, eski hac yolu ve mikat mahalli olan Cuhfe’nin 5 km. yakınında sazlık ve bataklık bir mevkidir. Hz. Peygamber’in Veda Haccı dönüşü dinlendiği, ikindi namazını kıldığı ve okuduğu hutbe hatırası olarak metruk bir mescid bulunmaktadır.140 
 
  Maide Süresi 67. âyeti nâzil olduğunda; Hz.Peygamber, önden gidenleri geri çağırdı, arkadan gelenlere hızlanmalarını emretti ve Gadir-i Hum mevkiinde topladığı ashabına, âyet-i 

___________________
▪139 Ebu’l-Fazl Şihabuddin es-Seyyid Mahmüd el Alusi, Ruhu’l-Me’anî Fi Tefsili’l-Kur’ani’l-Azîm ve’s-Sebi’l-Mesânî, Beyrut bsk., c. IV, 3. 192-193 /▪140 Yakut el-Hamevî, Mu’cemu’l-Buldan, II, 389. 
 
 S A Y F A ☆ 68  ☆

 kerimenin ilanını emrettiği ilanı yaptı. İmam Ali’nin, Yüce Allah tarafından kendisinden sonra “ümmetin velisi ve imamı” olarak nasb edildiğini tebliğ ve ilan etti.141 

 
  Ehl-i Sünnet kaynaklarına göre, sahabe-i kiramın rivayetlerinin ortak noktalarını derlersek, Gadir-i Hum olayı özetle şöyle Vukü buldu: Rasülullah, Veda Haccı dönüşünde Mekke ve Medine arasında Gadir-i Hum denen mevkide ashabını ikindi namazı için topladı. Ağaçların altının temizlenmesini istedi. Kendisine güneşten korunmak üzere Semure adı verilen iki ağaç arasına perde çekilerek bir gölgelik yapıldı. Bazı insanlar, ridalarını (ihramın üst tarafını) başlarına koydular. Rasülullah ikindi namazını kıldırdı, namazın akabinde bir hutbe irad buyurdu. 
 
  Hutbe esnasında birçok kere Hz. Ali Efendimizin elini, hatta pazusu tutup havaya kaldırarak, Hz. Ali’nin faziletini ve kendisinden sonra ümmetinin velayetini ilan buyurdu. 
 
  Rasülullah, Allah’a hamd ü senâ, sahabesine bize tenbih ve hatırlatmada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: 
 
  “Ey insanlar! Ben bir beşerim. Rabb’imin elçisinin (Azrail’in) gelmesi ve Benim de ona icâbet etmem yakındır. 
 
  Ben size iki ağır emanet, iki halife bırakıyorum: Birincisi, içinde hidayet ve nur olan Allah’ın Kitabı’dır. Arş’tan arza uzatılmış Allah’ın ipidir. 
 
  Ona tutununuz” diyerek Allah’ın Kitabı’na teşvik edip ona özendirdi. 
 
  “(ikincisi) Ehl-i Beyt’imdir. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım” dedi. 
 
  (Dinleyenler), “Şehadet ederiz ki Sen tebliğ ve nasihat ettin, bütün gücünle çalıştın. Allah Sana hayırlı mükâfat versin” dediler 

______________________
▪141 Geniş bilgi için bkz: Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı, İmam Ali, İcmal Yay. 1-1240 
 
 S A Y F A ☆ 69  ☆

    Sonra Hz. Ali’nin (r.a.) elini tutarak pazusunu tekrar havaya kaldırdı. Bütün insanlar Hz. Ali’yi (r.a.) tanıdılar. 

 
  Hz. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Mü’minlere nefıslerinden daha Önemli insan kimdir? Ben sizin için nefislerinizden daha önde değil miyim?” (Kendisini dinleyen) sahabe, “Elbette öndesin Ey Allah’ın Rasülü. . . Hem Allah ve Rasülü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.a.), “Yüce Allah, Benim mevlamdır (efendim, sahibim). Ben de mü’minlerin mevlasıyım (sahibiyim, efendisiyim). Ben mü’minler için nefıslerinden daha önemliyim. Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ali Benden sonra sizin velinizdir” buyurdu. 
 
  Bunu konuşmasının arasında birçok kere tekrar ettikten sonra, her tekrarının akabinde şöyle devam etti: “Allah’ım, Ali’yi veli/idareci/mevla kabul edeni sen de yücelt. Ona düşman olana düşman ol, onu seveni sev. Ondan nefret edenden nefret et, onu küçük düşüreni küçük düşür. Nerede olursa, hakkı ondan ayırma. İyi dinleyin ve hazır olan olmayana duyursun” diye konuşmasını bitirdi. 
 
  Hanetî âlimlerinden Sıbt b. Cevzî ve Bağdadi’nin rivayetine göre hutbenin ardından henüz topluluk dağılmamıştı ki, Cebrail (a.s.), “Bugün dininizi ikmal ettim ve size olan nimetimi tamam- ladım, sizin için din olarak İslam’ı seçtim”142 âyet-i kerimesini indirdi.” 143 

_______________
▪142 Maide 5-3 /▪143 Bkz. Müslim, Sahih, Fedailü’s-Sahabe, 44/36, 6175, 6176, 6177; Nesaî, Hasâis-i Ali, H. No. 8, 76, 82, 83, 85, 90, 95, 96; İbn Mace, Sünen, Mukaddime, Fazl-u Aliyy-i İbni Ebi Tâlib, 29/116; Tırmizi, Sünen, Menâkıb, 30, 36, 50-3716; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/241 (s.262), 950 (5.340), 964 (s.344); 7/23959 (s.779-780); 6/18671 (s.305-306), 19494 (s.528), 19518 (s.534), 19540 (s.538-539), 19543 (s.539);ibn 
Ebi Şeybe, Musannaf, Vll. 495, R. 9, 10; Hakim, Müstedrek, 11/ 129, III. 109, 116; Kenz, R. 31662, 32904, 32946; Heytemî, Savâık, 120-124; Münavî, Feyz’ul Kadir, III / Had No. 2631, s. 433-434, VIII/ Had. No. 9000, s. 253-254; Sıbt b. Cevzî, Tezkiret’ül-Havvas, s. 30; Hatib el-Bağdadî, et-Tarih, VIII/289 
 
 S A Y F A ☆ 70  ☆

 ÜMMETE İKİ EMANET: KUR’AN VE EHL-İ BEYT 

 
Hz. Peygamber, Gadir-i Hum günü irad ettiği hutbesinde, ümmetinin kendilerine sarıldıklarında asla sapıtmayacağına teminat verdiği iki emaneti olan Kur’ân ve Ehl-i Beyt’ini, Hz.Ali’nin velayetini ve imametini, onun Kendisinden sonra ümmetinin sahibi, emini ve velisi olduğunu, Havz-ı Kevser’inin başına varıncaya kadar da Kur’ân ve Ehl-i Beyti’nin birbirinden ayrılma. yacağını ilan etti. 
 
  Büyük muhaddis İmam Suyutî, “sekaleyn/iki ağır emanet” diye şöhret bulan hadis-i şerifi, “halîfeteyn/iki halife” kavramı ile rivayet etmektedir: 
 
  “Size iki halife bırakıyorum. Yerle gök arasında sarkan Allah’ın Kitabı ve ıtretim/Ehl-i Beyt’im. Bunlar havzın başına kadar birbirinden ayrılmaz.”144 
 
  Bu gerçek, evrensel ve Havz-ı Kevser’e varıncaya dek devam edecek ebedî bir ilan ve mükellefiyettir. 
 
  Gadir-i Hum olayı ve hutbesi, Hz.Ali, Ebu Eyyub el-Ensarî, el-Bera b. Azib,.Ebu Said el-Hudî, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam, Sa’d b. Ebi Vakkas, Bureyde b. El-Hasib başta olmak üzere sahabenin büyüklerinden birçok tarikle nakledilmiştir. 
 
  İKRARINI UNUTAN BELAYA DÜÇAR OLUR 
Ahmed b. Hanbel (r.a.) Gadir-i Hum’a dair şu detayı da nakleder: “Hz. Ali keremellahu vechehu Rasülullah’ın dâr-ı bekâya rıhletinden sonra Rahbe’de, içinde Sahabe-i Kiram’ın da olduğu bir topluluğa, Gadir-i Hum olayı hususunda şahitlik etmelerini ister. Orada bulunan sahabilerden üçü hariç tamamı ayağa kal

______________________
▪144 Münavî, Feyzu’l-Kadir Şerhu’l-Camiu’s-Sağîr, c. 3, s. 433, Had. No: 2631, Kahire, Daru’l-Hadis, 2010 
 
 S A Y F A ☆ 71  ☆

 karak olaya şahitlik yapar, gözleriyle gördüklerini, kulaklarıyla duyduklarını aktarırlar. Bunun üzerine Hz. Ali (r.a), Gadir-i Hum’da görüp-duyduklarını ifade etmeyen 3 kişiye beddua eder, bedduası kabul olunur.”145 

 
  Zeyd b. Erkam’dan gelen bir rivayette ise, Hz. Zeyd, şahitlik yapmadığı için gözlerinin kör olduğunu söylemektedir.146 
 
  Ehl-i Beyt kaynaklarında ise diğer iki sahabenin birinin alaca hastalığına yakalandığı, diğerinin ise Arabî (kapkara) kesildiği nakledilir.147 
 
  EL-FİHRİ’NİN BAŞINA İSE TAŞ YAĞAR 
 
  Yine Sünnî kaynaklarda rivayet edildiği üzere, Gadir-i Hum’dan sonra, “Ey Muhammed, Senin peygamberliğine râzı olduk, namazı-orucu kabul ettik; başımıza bir de amcaoğlunun velâyetini mi sardın?! Böyle bir şey varsa, başımıza taş yağsın” diye çıkışan Haris b.Numan el-Fihrî gibiler de çıktı. Fihrî’nin bu çıkışı üzerine alın damarı kabarıp çehresi kızaran Rasülullah şöyle buyurdu: 
 
  “Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsunki, (Ali’nin imamet ve velâyetine dair) bu hüküm, bizzat Yüce Allah’tan’dır; Benden değildir.” 
 
  Rasülullah bunu üç kere tekrarladı. 
 
  Fihrî ise, “Allah’ım, eğer Muhammed’in dediği hak ise başımıza gökten taş yağdır, yahut elim bir azabı musallat kıl başımıza” diye söylene söylene uzaklaştı. Henüz devesine varamamıştı ki, Yüce Allah, Ebrehe’nin ordusunu Ebabil kuşlarının gagalarıyla delik deşik ettiği gibi, Haris b. Numan’ın da başına öyle bir 

____________________
▪145 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/964 (s.344), İbn Kesir, Bidaye, V/211; İbn Ebi Şeybe, Musannef, VIII/114 /▪146 Heysemî, Mu’cem, IX/ 106, Beyrut, 1967. /▪147: Allame Şerefuddin, el-Muracaat, s. 326-327, Mısır, 1975 
 
 S A Y F A ☆ 72  ☆

 taş yağdırdı ki, başından girdi, altından çıktı 148 

 
  Hz.Ali’nin hakkını teslim ve sahabenin kendisini tebrik et. meleri bağlamında büyük imam Ahmed b.Hanbel, Müsned inde şu hadisi nakletmektedir: 
 
  Bera b. Azib (r.a.) dedi ki: “Rasulullah’ın (s.a.a.) (ifa etmiş olduğu Veda Haccı dönüşünü) seferinde birlikteydik. Gadir-i Hum’da konakladık. Namaz kılma emrini vererek nida ettirdi. İkindi namazını kıldırdı. Ardından (bir hutbe irad ederek) Ali’nin (r.a.) elini tuttu ve, “Bilmez misiniz ki, Ben, mü’minlere kendi nefislerinden evlayım?’ buyurdu. Ashab, ’Evet ’ cevabını Verdiler. Rasülullah (s.a.a.) suali, “Her bir mü’min için’ ifadesiyle aynı şekilde tekrar etti; sahabiler, ’Evet ’ karşılığını verdiler. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.a.) Ali’nin elini tutup kaldırarak, “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım ona dost olan dost;düşman olana düşman ol’ buyurdu. Bu esnada Hz. Ömer (r.a.) Hz.Ali (a.s.) ile karşılaştı ve onu kutladı ve, ‘Ne mutlu sana, ey Ebu Tâlib’in oğlu! Gözün aydın! Kadın ve erkek her bir mü’minin mevlası oldun’ dedi.”149 
 
  Sahabilerin İmam Ali’nin velâyet ve imametini tebrik etmelerine dair çok az farklılıklarla aynı rivayetleri İbn Kesir ve Bağdadî de nakletmektedir.150 
 
  Hüccetü’l-İslam Ebu Hamid Muhammed b. Muhammed Gazalî (r.a.) ise, Gadir-i Hum olayı anlattıktan sonra, Hz. Ömer’in de diğer sahabiler gibi, “Yaşa, var ol, ey Hasan’ın babası! Şüphesiz sen, artık benim ve kadın erkek her bir mü’minin mevlası oldun” diye tebrik ve hakkı teslim ettiğini nakleder ve İmam Ali’nin velayet ve imametinin Yüce Allah’ın emriyle Rasülul

____________________
▪148 Münavî, Feyzu’l-Kadir, c. VIII, s. 253, Daru’l-Hadis bask. 2010; Alüsî, Ruhu’l-Meanî, XXIX, 55; Ebu İshak es-Sa’lebî, el-Keşf ve’l-Beyan, s. 234; Kurtubî, el-Cami’ Li Ahkami’l-Kur’an, c. 9, s. 181-182, Beyrut, 1993; Ebu’l Muzaffer Sıbt İbn’ül Cevzî, Tezkiret’ül Havas, Tahran, s. 30-31 Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul. Çağrı Yay. 2/906-907; Halebî eş-Şafi, esSire, Ill/274 
/▪149 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/281; 6 BOS-306, Had. No: 18671, 18672, Beyrut bask., 1998 ▪/150 İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye”, 11/73; Hatib el-Bağdadî, Tarih el-Bağdad, 8/239 
 
 S A Y F A ☆ 73  ☆

 lah’ın nasb etmesi ile gerçekleştiği görüşünü açıklar.151 

 
  İmam Gazali şöyle demektedir: “. .. Fakat (imamet-hilafet hususunda) delil (hüccet) bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icmâ ve ittifak ettiler. Orada Rasülullah (s.a.a.) şöyle buyuruyor: “Ben kimin idarecisi ve velisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ 
  (Rasülullah, hutbesini bitirir bitirmez) Ömer, derhal “Yaşa, yaşa, bravo sana ey Hasan’ın babası! Sen artık bizim velimiz, kadın erkek bütün mü’minlerin velisi oldun’ diyerek kutladı. Şüphesiz bu emre teslimiyet, tayin edilene ilişkin rıza beyanı ve açık hükümdür. 
 
  Fakat daha sonraları makam ihtirası yüzünden hevâ ve heves galip geldi. Riyaset koltuğuna sarılmak ağır bastı. Samimiyetleri yok oldu. Arzularına boyun eğerek güç bayraklarını havaya kaldırıp dalgalandırdılar. Hayal dünyalarına ve ülkeleri fethetme ihtiraslarına karışıp kayboldular. Nefıslerinin hevâ kâseleri onları demleyip başlarını döndürdü. Böylece kendisinden sonra vekil bırakan (Rasülullah)’dan yüz çevirdiler. O’na sırtlarını döndüler. (Kur’an’ın ahkâmını) az bir pahaya sattılar. Allah’a karşı işledikleri bu iş, ne kötü bir iştir. 
 
  Bu sebeptendir ki, nitekim Rasülullah (s.a.a.) vefatından önce ölüm döşeğinde iken, “Bana kalem kâğıt getirin, size bazı şeyler not ettireyim, yapmanız gerekenleri hatırlatacak şeklide kaydettireyim’ diye seslenirken, Ömer, “Şüphesiz bu Zât hezeyana kapılmıştır’ demişti. 
 
  Dolayısıyla icmâya ve (icmâ ile sabit) naslara aykırı olarak 

______________________
▪151 İmam Gazzali, Sırru’l-Alemeyn ve Keşf ’u ma F i’d-Dareyn, s. 16-18, Millet Kütüb Yazma Eser, Ali Emiri Arabî Bölm., 915; Huccetülislam Muhammed b. Muhammed Gazzali, Sırru’l-Alemeyn, s. 23, Zabt, ta’lik: Muvaffak Fevzi el-Cebr, Dımaşk,1. baskı; Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s. 445, İcmal Yay. 
 
 S A Y F A ☆ 74  ☆

 teviller üretmek bâtıldır. (Ebu Bekir’in hilafeti bu sebeple ge çerli değildir) eğer onun hilafetini kurtarmak için “icmâ hâsıl olmuştu’ derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü Ebu Bekir’in hilafetinde icmâ yoktur. Nasıl olsun ki? Hz Abbâs Ve evlatları, Hz. Ali, zevcesi Fâtıma ve evlatlarının hiçbirisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife’de bulunanların bile bir çoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar. ”152 

 
  İbn Hacer el-Heytemî’ nin Darekutnî’den naklettiğine göre; Rasülullah’ın Hz. Ali’ yi Gadir-i Hum hutbesiyle “kendisinden sonra kadın-erkek bütün mü’minlerin velisi” olarak nasb ve İlan etmesi üzerine Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, “Ey Ebu Tâlib’ ın oğlu, gözün aydın olsun, sen kadınerkek her mü’minin velisi 
oldun” diye tebrik ederler.153 
 
  Hz. Peygamberin,Ali’nin faziletine dair birçok beyanı ve kendisine iltifatı vardır; hatta Ahmed b. Hanbel ve Nisaburî’nin ifadesiyle, Hz. Ali’nin yüceliği hakkında vârid olan hadisler kadar, başka hiçbir sahabe için vârid olmamıştır.154 
 
  ALİ’NİN VELAYETİNİ İLAN, SADE BİR İLTİFAT DEĞİL… 
 
  Ancak Gadir-i Hum’da irad edilen hutbe ve ısrarla altı çizilen gerçek, Rasülullah’ın Hz.Ali Efendimize yönelik sadece bir iltifatı değildir; bilakis vahiy ile müeyyed Allah Elçisi’nin Hz. Ali’yi kendinden sonra “ümmetinin velisi ve imamı olarak ilanı ve ümmetine tebliğ etmesi”dir. Hz. Ömer başta olmak üzere ashabın kendisini tebrik’etmeleri de bu sebepledir. 

______________________
▪152 İmam Gazali, Sırru’l-Alemeyn ve Keşf-u Ma Fi’d-Dareyn, Millet Kütüphanesi yazma eserler Ali Emiri Arabi böl. No. 915 var: 1618 ; Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s. 445 vd./▪153 el-Heytemî, es-Savâik, s. 42, Kahire bask /▪154 el-Heytemî, es-Savâik, s. 118-119, Kahire bask. 
 
 S A Y F A ☆ 75  ☆

   Ehl-i Sünnet kaynaklarında bile Gadir-i Hum gerçeği bu kadar açık iken; bu temel hakikati, Emevî istibdat ve mezalim döneminin Ehl-i Beyt’i karartma operasyonu veya ulufecil’ığiyle örtmeye kalkışmak, hatta Ehl-i Sünnet ile Ehl-i Beyt mensupları arasında ihtilaf vesilesi kılmak, iman ve akıl işi değildir. 

 
  Ehl-i Beyt Külliyatı’nın müellifi Prof. Dr. Haydar Baş, Gadir-i Hum hutbesi gerçeğini şöyle özetlemektedir: 
 
  “Hadislerden yola çıkarak hilafete destek aranıyorsa, Rasülullah (s.a.a.) hiçbir sahabe hakkında Hz. Ali kadar hadis buyurmamıştır. 
 
  Sadece Gadir-i Hum günü irad edilen hutbenin 6 yerinde Hz. Ali, Cenab-ı Peygamber tarafından “halife ve vasî’ olarak ilan edilmiştir. 
 
  Bunlardan birinde, “Ali b. Ebi Tâlib, Benim kardeşimdir, vasîmdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir’ buyurmuştur. 
 
  Yine hutbenin bir yerinde, ‘Ey insanlar! Bu Ali’dir! 0 Benim kardeşimdir, vasîm, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir’ buyurmaktadır. 
 
  Yine başka bir yerinde, “Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Rasülü ile görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır’ buyurmuştur… 
 
  Hz. Ali hakkında 300 âyet nâzil olmuştur. Hilafetin Hz. 
Ali’nin hakkı olduğu konusu, bazı çevrelerde iddia edildiği gibi, Hz. Ebu Bekir’in,Hz. ömer’in, Hz. osman’ın küçük düşürülmesine sebep de değildir. 
 
  Bu iddia, İslam ümmetinde büyük bir fitneyi ateşleyeoek ve ayrışmaya sebep olacak bir değerlendirmedir. 
 
  Hz. Ali’nin hilafetini kabul, diğerlerini red değil, âyet ve ha
 

 S A Y F A ☆ 76  ☆

 ( disle sabit olan bir meseleyi ortaya koymaktır. Yoksa Hz. Ebu Bekir ne kadar değerli ise, Hz. Ali de o kadar kıymetlidir. Bu mânâda fark yaratacak bir açıklama asla yapılmamıştır.)”155 

 
  Gadir-i Hum’a dair hadis ve haberlere 220 Sünnî âlim de eserlerinde yer vermiştir.156 
 
  İmam Ali’nin velâyet yolunun son sancaktarı ise Hz. Fâtı- ma’nın (r.anha) soyundan Hz. Mehdi (a.s.) olacağı gibi, ona tâbi olmak da imanın gereğidir. Bu bakımdan Rasülullah’ın (s.a.a) şu tenbihi hayatîdir: “Mehdî, Benim sulbümden; Fâtıma’nın evlâtlarından gelecek birisidir.”157 ‘ “Ahir zamanda Ehl-i Beyt’imden gelecek ve mü’minleri toplayacak olan kimseye yardım etmek, davetine uymak her mü’mine vaciptir.”158 .. 

______________________
▪155 Prof. Dr. Haydar Baş, Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt, s. 59-60; Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı İmam Ali, s. 353 vd./▪156:Prof. Dr . Haydar Baş, Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt, s. 85-122; Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Imam Ali, s. 1201-1233/▪157 Ebü Dâvud, Sünen, Kitâbu’l-Mehdî, 6; İbn Mâce, Sünen, Fiten, 34 /▪158 Ebü Dâvud, Sünen, Kitâbu’l-Mehdî, 12; Ali Nasıf, et-Tâc, V, 344; Ayrıca geniş bilgi için bakınız: Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hasan el-Askerî ve İmam Mehdi, İcmal Yay, İstanbul 2013 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla