Nakşibendi liğe “Giriş”

İslam tarihi, özellikle de Türk-İslam tarihinde mühim bir konu başlığı olan Nakşibendîlik hareketi, Orta Asya’dan Hint coğrafyasına, oradan da tüm Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasına uzanan geniş bir etki alanına sahiptir. Bugüne kadar Nakşibendilik konusuyla ilgili yapılan araştırmaların neredeyse tamamı, o gelenekten gelen takipçiler tarafından kaleme alınmış olup, konuyu tarafsız ve bağımsız bir bakış açısıyla ele almak maalesef mümkün olmamıştır. Özellikle Türkiye ve Ortadoğu özelinde farklı diyebileceğimiz eleştirel tarzdaki eserlerin de tamamına yakını ya imha edilmiştir ya da tümüyle değiştirilerek Nakşi bir çehreye büründürülmüştür.’1′

 Başlıkta kullandığımız “Nakşiliğin kuruluşu” ifadesi hem konuya dair çok önemli bir gerçeğin adeta başlangıç cümlesi, hem de eserimizde sıklıkla kullanacağımız, aynı zamanda bir “Nakşi şeyhi” ve siyasetçi olan Kâsım Kufralı’nın (Kufrevi) 1949 yılında kaleme aldığı doktora tezinin ismidir.’2′
_______________________________
1 – Bu konuda en önemli örnek Fuad Köprülü’nün Ahmet Yesevi konusunda yaşadığı Nakşi etkidir. Köprülü bu etkiden yıllar süren araştırmaları sonucunda kurtulmuş olup, gerekli düzeltmeyi ve itirafı İslam Ansiklopedisi’ndeki Ahmed Yesevî maddesinde yapmıştır. Hem Köprülü’nün bu düzeltmesi, hem de Nakşibendilik aleyhine özellikle Irak bölgesinde yazılan reddiyeler ve bu reddiyelerin akıbeti konularına ilerleyen bölümlerde değinilecektir.
2 – Kasım Kufralı, Nakşibendîliğin kuruluş ve yayılışı, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü doktora tezi, Türkiyat Enstitüsü no.337. Kufralı, Bitlis’te kaiın Küfrevi sülalesinin önemli bir üyesi olup, aileden gelen Nakşi şeyhlik müessesesini devam ettirmiş, aynı zamanda Demokrat Parti’den üç dönem Ağrı mebusluğu yapmıştır. Konuya dair farklı çalışmaları da bulunmakla beraber en tafsilatlı çalışması bu doktora tezidir. Ancak Kufıalı’nın bu tezinin danışman hocası kimse tarafından bilinmemekle beraber, tezin Türkiye’de tek bir nüshası bulunmaktadır. (İslam Araştırmalar Merkezi-İSAM’dabir adet fotokopi nüsha bulunmakla beraber,bu nüsha maalesef mürekkebin ve baskının kalitesinden olsa gerek okunamamaktadır). Türkiyat Enstitüsü’ nde bulunan bu nüsha da vârislerinin talebi doğrultusunda fotokopi ve fotoğraf çektirme yasağına tâbi tutulmuş olup, Türkiyat Enstitüsü’ ndeki görevliler nezaretinde yalnızca okunmasına müsaade edilmektedir.
S A Y F A ☆19☆

Kâsım Kufralı’nın doktora tezinden bir yıl önce yine lstanbul Üniversitesi’nde benzer başlıklarla iki adet bitirme tezi yaptırılmış olup, içerik olarak oldukça zayıftır ‘3’

Nakşilik geleneğinin devam edegelen tasavvuf ekolünün dışında özellikler arz ettiğini ve bu ayırt edici özelliklerin Nakşi önderler tarafından özellikle vurgulandığı göze çarpar.

Başta sesli-cehri zikir metodunun hafî-sessiz zikirle değiştirilmesi ve Ehl-i Beyt marifetiyle Hz.Ali’ye uzanan velayet yolunun şeyh-halife-mürid ilişkileri olmak üzere lslam dünyasına yepyeni bir anlayış getirdikleri rahatlıkla söylenebilir.

Diğer tasavvuf ekollerinde yaygın olan bazı tasavvufî eylemlerin, Nakşi yapıda ya hiç benimsenmemiş, ya da farklı bir şekilde yorumlandığına kuşku yoktur.’4′

Hz. Ali’ye uzanan ana yolda, bir mürşid-i kâmilin yerine geçecek halifeyi nasb etmesiyle,Nakşîlikte uygulanan metod arasında uzaktan yakından bir alaka bulunmamaktadır. Nakşi ekolde, “Üveysîlik” dediğimiz, yani rüyada irşad vazifesi alma durumu gibi özel bir durum söz konusudur. Bu noktada Nakşiliğin isim babası durumundaki Bahaeddin Nakşibend için de bu durum vâkidir.

Nakşîliğin kurulup yayılmasında izlenen yöntemle ilgili ken-

______________________________
3- Sıdıka Biçer,Nakşibendîlik,İstanbulÜniversitesi Edebiyat Fakültesi mezuniyet tezi,İstanbul,1966 (Tezdanışmanı:Zeki Velidi Togan), Salahattin Birsel, Nakşîlik:DoğuşuveYayılışı,lstanbulÜniversitesi bitirme tezi,lstanbul1948,(tez danışmanı: Hilmi Ziya Ülken). Bu tezlerin danışman hocalarının Zeki Velidi Togan ve Hilmi Ziya Ülken oluşu,Kufralı’nın bilinmeyen tez danışmanının tahmin edilmesi bakımından yardımcı olabilir. Aynı zamanda l950’li yıllan arasında ıosyolog ve tarihçilerin Nakşîlik konum üzerine eğilmeye başladıklarını da yaptırılan bu tezlerden anlıyonız. Bu noktada dönemin siyasi atmosferinin de kuşkusuz etkisi bulunmaktadır. Kasım Kufralı gibi bir Nakşi şeyhi nin Demokrat Parti’den vekil olması da mevcut siyasi atmosferin tonunu anlamamız bakımından bizlere yardımcı olacaktır.
4 -JohanG )ter Hazır,Ahmet Sirhindi’nin Nakşibendi Geleneğine Bakışı, Tasavvuf ılmı ve akademik araştıma dergisi, Ankara 2002, çev: Halil ibrahim Şimşek, s.200

S A Y F A ☆20☆

disi de bir Nakşi şeyhi olan Kâsım Kufralı’nın şu tespiti oldukça önemlidir:

“Abdulhâlik Gucduvânî zamanından itibaren Harizm ’e kadar yayılan bu tarîkat, Bahâuddîn Nakşîbend tarafından esaslı kaideler halinde tedvîn ve Üveysîlik düsturlarıyla tahkim edilerek merkezi Buhâra ’da olmak üzere genişletildi. ”’5′

 

 

Kufralı’nın bu ifadeleri ile özetlendi ği üzere, Nakşîlik yapılanması rüyada irşad makamın’a tayin olunup, kendisinden yüzyıllarca önce ölmüş biri tarafından mezun edilerek (Üveysîlik) şeyhlik makamına atananlar tarafından tahkim edilip, genişletilen bir yapı arzetmektedir.

Nakşi gelenekte “Silsile-i Sâdât” olarak isimlendirilen silsilenin Hz. Ebu Bekir’e kadar uzatılması noktasında da özellikle Yusuf el-Hemedanî öncesinin tamamında “Üveysîlik” yöntemini tatbik etmişlerdir.’6

Nakşîliğin kuruluşu ve silsileye dair Kufralı şu önemli tespitin altını çizmektedir:

“Mevcut eserlere dayanılarak Nakşîbendîliğin teessüs tarihi Gazneliler zamanına kadar çıkarıldığı için, tarîkatın bu hanedân zamanından itibaren hakiki hüviyetini ihraz etmeye başladığı, Hâce Yâsufel-Hemedânî devrine kadar geçirdiği istihâle tetkike mebde ’ ittihaz edilmiştir. ”’7′

Bu noktadan hareketle Nakşîlik ekolünün tarihî gelişimini incelerken Yüsuf el-Hemedanî ismine özel önem vermek durumundayız. Çünkü Nakşîliği dizaynetmeye çalışanların özellikle Yüsuf el-Hemedanî üzerinden silsile dağıtmalarının Türk-İslam coğrafyasını etki altına alma gibi bir misyonu da beraberinde ge
_______________________________
5 –Kufralı, a.g.e. s: IV
6 –Yüsuf el-Hemedanî sonrasındaki silsilede de Üveysi yöntemler uygulanmıştır. Nakşîliğe ismini veren Bahaeddin Nakşîbend, kendisinden iki yüz yıl önce vefat eden Abdüllhalik Gucduvanî’nin ruhaniyetinden feyz aldığını belirtmektedir.
7 –Kufralı, a.g.e. s: III

S A Y F A ☆21☆

 

tirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu bakımdan Yusuf el-Hemedani, uydurulan Nakşi silsilelerde kritik bir noktada yer almanın ötesinde, oldukça bilinçli bir tercihtir.

YÛSUF EL-HEMEDANİ İSMİ
ÖZELLİKLE SEÇİLDİ

Ebu Ya’kub Yüsuf b. Eyyub ibn Yüsuf b. Al-Hasan b. Vehre, Hemedan bölgesinde Buzencird kasabasında, 1049-1050
(H. 440 veya 441) tarihinde doğmuştur.18 yaşında Bağdat’a giderek burada Şafıi ulemanın önemli isimlerinden Şeyh Ebu İshak Şirazî’ye intisab eden Hemedani usul-i fıkıhta ve hilafta oldukça ilerledi. Sonra hem Bağdat hem de İsfahan ve Semerkand’da hadis ilmiyle uğraştı. Daha sonra ilim yolunu bırakıp şeyh Ebu Ali Farmedi’den el alıp, Abdullah Cuveyni ve Hasan Semmanî ile de sohbet ettiği rivayet edilir.’8′

Hemedani, Buhara ve Semerkand’da daha sonraları sırasıyla halifeleri olarak görev yapacak olan Abdullah Baraki, Hasan Andaki, Ahmed Yesevi ve Abdulhalik Gucduvani gibi isimleri
kazanmıştır.’9′

Hemedani, Nakşilik geleneğindeki kurucu İsim diyebileceğimiz Bahaeddin Nakşibend’in Üveysilik yoluyla irşad makamı aldığı Abdulhalik Gucduvani’ ınin hocasıdır.Yusuf Hemedani isminin Nakşilik tarih araştırmalarındaki bir diğer önemli tarafı da, Türk-İslam anlayışının en önemli ve temel siması durumundaki Hoca Ahmed Yesevi ile Nakşilik arasında kurulmaya çalışılan zoraki bağlantının başlangıç noktası olmasıdır.
______________________________
8 – Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıiiar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 3. BASKI, Ankara 1976, s. 65-66
9 -Hamid Algar, Nakibendîlik, İnsan Yayınları 3. Baskı 2012, çev: Cüneyd Köksal, Ethem Cebecioğlu, İsmail Taşpınar, Kemal Kahraman, Nebi Mehdiyev, Nurullah Koltaş, Zeynep Özbek. 3: 487

S A Y F A ☆22☆

 Günümüze ulaşan Nakşi kaynakların tamamında Ahmed Yesevi ve Nakşîlik bağlantısı Yüsuf Hemedani ismi üzerinden kurulmaya çalışılır. Buradaki dayanak noktası da sessiz zikir geleneğinin bânisi ve Bahaeddin Nakşibend’in ruhanî feyiz kaynağı durumundaki Abdulhalik Gucduvanî ile Hoca Ahmed Yesevi’nin aynı kaynaktan, yani Yüsuf Hemedani’den beslendikleri tezidir.

Nakşilerin Yusuf Hemedani ismi üzerinden yürütmeye çalıştıkları bir diğer tez de, Hemedani’nin, tasavvuf yolunun en kilit ismi durumundaki Abdüllkadir Geylani isminin üzerinde yer aldığı iddiasıdır.Bu konuda somut bir örnek olarak, Nakşîlik üzerine yaptığı çalışmalarla ün yapmış olan Hamid Algar’ın şu ifadelerini nakledebiliriz:

“Nakşibendiyye’yi Kadiriyye’nin üzerine çıkarma arzusuyla çağdaş bir Türk (Nakşi) şeyhi olan Adıyamanlı Abdulhâkim Efendi, Hemedanî’nin Abdulkadir Geylani’nin mürşidi olduğunu öne sürmüştür.’10’

Bu konuda neredeyse ittifak halinde Abdulkadir Geylani ile Yusuf Hemedani arasında Hicri 521 tarihinde Bağdat’ta geçtiği iddia edilen bir hikâye anlatılır. Hikâye Abdulkadir Geylani’nin ağzından Yusuf Hemedani ile karşılaşmalarını anlatmış olup, Algar’dan naklettiğimiz Hemedani’yi Geylanî’nin hocası olarak takdim eden anlayışın beslendiği kaynaktır.’11’

Öte yandan Adalet Çakır, “Abdülkadir Geylani ve Kadirilik” isimli eserinde Hemedani ve Geylani’nin tarihsel olarak Bağdat’ta karşılaşma ihtimallerinin zayıflığını şu cümlelerle ifade etmektedir:

“Onun (Hemedani ’nin) Bağdat’ta ne kadar süre kaldığına
_________________________

10- Algar, a.g.e. s: 20
11-Adalet Çakır, Abdülkadir-i Geylani ve Kadirilik, cilt 1, İSAM Yayınlan, İstanbul 2012, s: 102; Dilaver Gürer, Abdülkadir Geylani Hayatı, Eserleri, Görüşleri, 5. Baskı, Istanbul 2011, s: 67-68. Bu iki eserde Abdülkadir Geylani’ye nispet edilen Behçetü’l-Esrar isimli esere atıf yapılır.

S A Y F A ☆23☆

dair bir malumat yoktur. Geylani ’nin vaaza başlama tarihi ile Hemedanî ’nin geliş tarihi arasındaki süre altı yıldır: Ancak onun bu kadar zaman Bağdat’ta kaldığına dair bir bilgiye sahip değiliz. Bu sebeple, Geylani için hemen bütün kaynaklarda rastladığımız 521 tarihinde yeniden gelmiş olduğu düşünülebilir ”’12’

Yüsuf Hemedani, Nakşi geleneğin kendisini tasavvufî bir yol gibi gösterebilmek adına silsile tedvin çalışması başlattığı geriye doğru ilk isimdir.Tüm silsile tedvin faaliyetleri Yüsuf el-Hemedanî üzerinden Hz. Peygamber Efendimize (s.a.a.) ulaştırılmıştır. Bu konuda Kâsım Kufralı’nın şu ifadeleri oldukça mühimdir:

“Tasavvufun, kitab ve sünnet icabı bir cereyan olduğunu isbat kaygusu ile, muhaddislerin senetleri gibi, telkin ve ilbaslarını ta Hazret-i Peygambere kadar çıkaran sufilerin bu silsilelerinin bu asırda daima müridleri tarafından tedvin edildiği görülür. Bu cihetle, kendisine Hace unvanı verilen Yusuf al-Hamadanî’nin manevî feyzi halifeleri tarafından bir silsile ile Peygambere kadar çıkarıldı.”’13’

Kufralı, Hemedani üzerine kurulan silsilenin Peygamber Efendimize ulaştırılma faaliyetinde izlenen iki yolu ve sebeplerini de şu cümlelerle ifade etmektedir:
“Yüsuf al-Hamadanî ’nin bulunduğu muhit tamamiyle Sünnî ve Hanefî olduğu için halifelerinin Ehl-i Beyt’e hürmet ve muhabbet göstermekle beraber, şeyhin hırka ve sohbet silsilesini, an ’ane icabı Hazret-i Peygambere ulaştırırken Alevîlik kokmayan bir yol ihtiyar edecekleri pek tabii idi. Tarikatte
____________________________
12- Çakır, a. g.e., s: 102. Bu noktada şunu da belirtmemiz gerekir ki, Abdülkadir Geylani Nakşi ekolün farklı kollarınca hep bir kıyas mertebesi olarak kullanılmıştır. Nakşîliğin daha sonraki önemli simalarından Halid Bağdadî yandaşlarının da ısrarla Halid Bağdadî’yi Abdülkadir Geylani ile kıyasladıkları ve hatta önemli bir bölümümün Halid’i Geylanî’nin üzerine koydukları olmuştur. Halid Bağdadî bölümünde bu konuya temas edilecektir.
13 Kufralı, a.g.e., s: 21-22

S A Y F A ☆26☆

hırkadan ziyade sohbete ehemmiyet veren ve hususiyle ruhaniyetten feyz almak suretiyle hâsıl olan sohbeti tercih eden bu zümrenin silsilelerini Abu Bakr alsiddik yolu ile Hazret-i Peygambere ulaştırmağa fazla ehemmiyet verdikleri görülüyor:Yusuf al-Hamadanî ’den sonra meydana gelen bu silsile, umumiyetle tasavvuf aleyhdarları ve muhaddisler tarafından tenkid edildiği için, diğer iki koldan da Alevî silsileye raptedilmiştir. 14

Görüldüğü üzere yüzyıllar sonra müridler ya da kurucular tarafından “tedvin edilen” silsileler, dönemin siyasi-içtimai şartları gözönünde bulundurularak kaleme alınmıştır. Aynı zamanda ikinci silsile olarak ifade ettiği ve Hz. Ali’ye dayandırılan silsileye dair gerekçe olarak sunduğu ve Hz. Ebu Bekir’e dayandırılan silsilede kullandığı “Alevilik kokmayan” ifadeleri de, Nakşi silsile oluşturma, daha doğrusu Nakşiliğin oluşum nedenlerine dair önemli ipuçları vermektedir.

Hemedani ile ilgili son olarak şunu ifade etmemiz gerekmektedir; Hemedani ile ilgili en tafsilatlı ve araştırmacıların ilk başvurduğu kaynağın, Gucduvanî’nin kaleme aldığı “Makamat-ı Yüsuf Hemedani” isimli risale oluşu, Hemedani ile ilgili yazılanların tarafsızlığına gölge düşürdüğü gibi, yazılanlara ihtiyatla yaklaşmamız gerektiği gerçeğini de hatırlatmaktadır.

Hamit Algar’ın ifadesiyle, “Makamat’tan, maneviyatı tüm Horasan ve Maveraünnehr’e ışık saçmış âbid ve orta yolda yürü
yen Ehl-i Sünnet bir zâhidin portresi ortaya çıkar.””15′ Ki Gucduvanî ve Nakşilik tarifi bu portreye birebir uygundur.
______________________________
14 Kufralı, a.g.e., s: 23. Kasım Kufralı bu silsile tedvin faaliyetlerini detaylı olarak anlatmış olup eserinin 25. sayfasını “Yusuf al-Hamadani’nin Silsilesi” başlığı altında kendi el yazısıyla Arapça bir şema olarak vermiştir. Makalenin sonunda bu ek bulunmaktadır. Kufralı bu silsile şemasını çıkarırken dönemin neredeyse tüm önemli Nakşî eserlerinden istifade etmiştir. Bkz. Kufralı, a.g.e. , s: 26
15 Algar, a.g.e., s: 488

S A Y F A ☆25☆

NAKŞİLER KAYNAKLARI TAHRİF ETTİLER

Nakşîlik araştırmasında karşımıza çıkan en temel sıkıntı, kaynakların ciddi mânâda tahrif edilmiş olmasıdır. Bir misyon gereği özellikle ulema ve bürokrasi arasında hızla yayılan Nakşîlik, bu gücü sayesinde geriye dönük tüm önemli kaynakları kendi istekleri doğrultusunda değiştirmişlerdir.

Bu konuda en çarpıcı örnek, Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün çalışmalarında karşımıza çıkmaktadır.İlerleyen bölümlerde detaylarıyla anlattığımız bu tahrifatın akademik düzeyde ilk fark edilişi Köprülü Hoca sayesinde olmuştur. Köprülü Hoca özetle, Ahmed Yesevî üzerinden Nakşîlerin yaptığı kaynak tahrifatını gözler önüne sermiştir. Öyle ki, tahrif edilmiş kaynaklar üzerinden yaptığı araştırmada Ahmed Yesevi’yi Nakşî motiflerle anlatan Köprülü Hoca, yıllar sonra bu tuzağın farkına vararak, Yesevî’nin Nakşîlikle alakasının olmadığını ve kaynak tahrifatını itiraf ve tespit etmiştir.

NAKŞİLİK BİR TASAVVUF YOLU MU ?

Giriş sadedinde son olarak, birileri tarafından dizayn edilmiş olan Nakşîliğin bir tasavvuf yolu olmadığını bizzat bu hareketin en önemli isimleri üzerinden tahlil edelim.

Bahaeddin Nakşibend’in tahkim ettiği Nakşîliğin bir tasavvuf yolu olamayacağı noktasında Hamit Algar’ın şu tespiti önemlidir:

“Nakşibendîlik, birçok asırdan beri en önemli sufi tarikatlar arasında sayılmaktadır. Ancak, başlangıçta böyle kabul edilmemekteydi.Bu asırdaki sufiler arasında olağan olan birçok özelliklere sahip değildi. Hatta Hace Bahaeddin Nakşibend ’in kendini bir ‘sufi olarak görmemiş olması bile mümkündür.’16

Bu noktada Algar’ın şu tespitleri de oldukça önemlidir:
______________________
16 – Algar, a.g.e., s: 136

S A Y F A ☆26☆

“Mevlana Halid ’in çok sayıdaki müridine ve diğer temsilcılerıne gonderdiği mektuplar, özellikle muhtevalarındaki tasavvufî konuların azlığıyla dikkat çekicidir… Mevlana Halid ’in şahsı kutuphanesinde tasavvuf kitapları çok azdır; fakat Şafiî ve Hanefî mezheplerine ait büyük bir fıkhî eserler koleksiyonu vardır. ”’17

Bu tespitlere, tasavvuf düşmanı olarak ortaya çıkmış Vahabîlik, Seleiîlik ve Kadızadeliler oluşumları ile Nakşîlik arasındaki “derin dostluk ve işbirliği”ni de eklediğinizde haksız olmadığımızı anlayacaksınız.

Ezcümle, bir tasavvuf ekolü olarak dizayn edilmeye çalışılmış olan Nakşîlik, İslam dünyasına sokulmuş tasavvuf düşmanı tüm hareketlerle işbirliği ve uyum içindedir.
_________________________
17-Algar, a.g.e., s: 82

S A Y F A ☆25☆

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla